Forum
Yoruyor artık cümleler kurmak, kendimi ifade etmeye çalışmak... Bitkin bir şekilde kendini ifade etmekten yoksun cümlelerim çarpıyor boşluğumun duvarlarına... "Biri gelir, biri gider" diyerek kabullenmek hayatı...
Kendi boşluğunda düşerken uzanamaz insan bazen tutunabileceği dallara... İnsanlar uzanır, insanlar konuşur sürekli... Sürekli konuşulur... İsraf ederler söyleyebilecekleri, söylenebilecek cümleleri... Kısa cümlelerle cevap vermek hayata... Bir bıkkınlık, anlaması mümkün olmayanlar tarafından anlaşılabilmeyi istememek belki de...
Sus... Anlamsız cümlelerle anlatamam ki kendimi... Anlayamazsın da anlatamazsın da zaten... Yeterince büyük bir eziyet sürekli cümleler dinlemek... İsraf etme kendini, sus sadece...
Kısa cümlelerle cevap veriyorum artık hayata...
Ezequeel, yorum için teşekkürler...
Ben de insanım lan!
Karanlığın talibi oldu yüregim...Atmıyor artık,Sen gittin ya göz gözü görmüyor bedenimde...
Kan ve çamur yağıyordu toprağa ve bir şehir bulanıyordu kana... Karanlıklarının ardında bomboş ütopik bir hayat yaşıyor, onu üzerinde çarşaf misali gerilen bu hayal koruyordu yırtılan gökyüzünün şiddetinden...
Ben de insanım lan!
Gökyüzü düşüyor zaman zaman avuçlarıma... Bazen bir yıldız, bazen bir ceset olarak... Karanlık yutuyor bedenleri... Çöp misali tükürüyor çamura...
Ayaktayım... Korkmuyorum, başım dimdik... Gelecek olan her ne varsa... Korkmuyorum... Elimde küçük oyuncak ayım... Hayır sarılmıyorum! Kimsenin ardına sığınmıyorum...
O kadar dimdik duruyor ki başım... O kadar yalnız... Başını aya çevirmiş karabataklar misali önümden akıp giden hayatı içiyorum. Bırakıyorum kendimi zaman zaman... Kapılıyorum...
Korkmuyorum... Kimsenin arkasına sığınmıyorum... Evet... Hala yaşıyorum...
En çok da yaşlanıyorum...
Ben de insanım lan!
Neden bu kadar soğuk boşluğumun duvarları artık anlıyorum... Neden bu kadar sert geçer geceler... Artık biliyorum...
Tek başıma dimdik duruyorum esen bütün rüzgarlar karşısında... Türlü cilvelerle sığınmıyorum, güçsüzü oynamıyorum, kimseye sığınıp, korunmayı beklemiyorum... Tek başıma duruyorum hayatın karşısında... Daha da kötüsü alışıyorum bu yalnızlığa...
Sahte gülücükler, sahte tartışmalar yaratamaz ruhum. Su gibi duru olmak, olduğu gibi yansımaktadır benim huzurum... Kimseye taviz vermedim, veremem de artık... Yalan cilveler olmaksızın duruyorum tek başıma ayakta...
Ben de insanım lan!
çok içten gelen bişeylerin,
yansımaları gibi,,
karanlıkta uzak bi çığlığı duymak gibi belki.
Anlatmak istediğin satırlarda, kelimelerde, bütün de gizli.
Hangi duygu bu, ne saklı içinde.
Herşey tam ama bişeyler eksik!
Anlayamadığım çünkü anlatmadığın bişeyler.
bir zaman,bilmezsin,
ben zamanı okudum
da kovuldum cennetten,
ama çok güzel,,,
bir zaman,bilmezsin,
ben zamanı okudum
da kovuldum cennetten,
Yaşanmış onca şey var ki... Geriye dönüp bakınca koca bir hiç görüyorum... Sahile vuran dalgalar misali aşındırılmış ruhum... Kalbime kaç kişi girdi çıktı? F.ll.ş oldu yüreğim...
Benden bir duygusuz yaratmayı nasıl başardınız?
Ben de insanım lan!
Geceden gündüze açılır yavaş yavaş o eski paslı pencere... Nesiller boyu devam eden o eski hüznün yanında, yaşlı buruşuk umutlar yarın yeniden çıkartılmak üzere buruşturulup atılır dünün çöp kutusuna...
Bir kurtarıcı misali elimden tuttuğun anda dünyamı döndürmeni beklemek neden? Ve bütün gerçekliğiyle geçip giderken hayat, bugünümüzü geçmişimize bağlarken, geçmişimizi bugünümüzden koparırken... Bütün bunlar olurken ve ben bunların farkındayken... Hani bir de... Bir de bilirken ve anlarken hiçbir şeyin sonsuz olmayacağını, olamayacağını... Seni bunca istemek neden?
Hangi an ve hangi gün bakışların vaad etti bunca gizem dolu mutluluğu? Ve hala ulaşılacak bir tepe misali aramak o eşsiz mutluluk tepesini... Kaf dağı misali... Ve bilirken... Senin benden bilmem kaç kilometre uzakta belki de hiç aklında olmadığımı bilirken... En azından bunu düşünebilirken nedir beni bu hayal dünyasına iten?
Ben de insanım lan!
yazma artık okumaktan alı koyamıom
tebrıkler sana
Ben burda kendi başıma takılıyorum sanıyordum... Pencereden birilerinin gözlediğini farketmemişim
Yorum için teşekkürler
Ben de insanım lan!
Karanlık mısraları çağrıştırır geçmek bilmeyen zaman. Ve acı verir önümüzde uzayıp giden yollar... Bağlanmaz bir türlü buradan oraya ulaşmaz sesim. Nerdesin?
Karanlıklara çekmeye hazır bir el gibi bekler durur başımda melankolik azrail kılıklı ruhum... Bir an düşecek olsam, ellerime hançerini saplayacak ilk kişi belki de... Bir an tökezlemek bile uçurumdan düşmektir bu son adımda... Son heyecan... Son nefes...
Yeter gel artık! Bırak herşeyi ve bütün geçmişi... Sadece o aklımızda kalan anlık fotoğrafları çek yüreğine... Yeter gel artık. Olduğun gibi, sen gibi... Seni ilk gördüğümdeki gibi gel... O masum bakışlarınla, etraftaki bütün aç gözlerden farklı bakışlarınla... Yeter gel...
Öylesine yorgun ki ruhum... Bırak dinleneyim yanında ve huzur... Yanındaki o huzur kokulu saatleri ver bana. Biliyorum bencilce bir arzu bu seni tümüyle yanımda istemek... Ama yapamıyorum bencilliğimden başka ne var ki benden geride?
Yeter gel artık... Zaman akıp gittikçe bir parçam çürüyor içimde... Gel artık ![]()
Ben de insanım lan!
tüm yazdıklarını okudum ve..... mükemmel yani=) çok iyi yazıyosun özellikle son yazında şu an neler hisstetiğimi yazmışsın keşke senin kadar yetenekli olup bende yazabilsem...=) nese zaten sen benim tercümanm oluyosun =)...
•●...tanımak bir vücudu, yavaşça öğrenmek, alışmak ve kaybetmek..●•
Bir sessizlik içinde var olan her ne varsa, gözlerini kapadı kimsesizliğine... Karanlığın dışındaki o aydınlık (!) dünyadaydı her ne pislik varsa dünya üzerinde...
Beyazlar içinde masumiyet yalanları söylerdi binlerce bakire fahişe, içlerindeki doymak bilmez varlıkla karşılaşmaktan korkarcasına... Temizdiler, saftılar... Bütün yakıştırmalara uyum sağlamaya çalışan binlerce beden... Dünyevî olan herşeyi yadsırcasına yaşarlardı günahkâr duvarlar arasında, aydınlık maskeleriyle...
Karanlık... Adına insanlık denen binlerce kokuşmuş ruhun maskelerinin düşüş saati... İnsan olanın, bedensel haz ve ihtiyaçlara sahip olanın ileriki bir zamanda aklına geldiğinde "şeytanın işi" diyeceği, "alkolün işi" diyeceği kendisiyle yüzleşme vakti...
Mahmur insanoğlu akar, eğlencenin göbeğine akın eder aç köpekler misali... Banka memuru topuzunu açar, atar bir kenara o sert görünüşlü çerçevelerini... İşte bir cumartesi gecesi, insanlar bırakır kendilerini kendileri kadar süslü olan caddelere...
"Aydınlık bir dünyanın eşiğindeyim" dedi kız ürkekçe... Bütün o diğerleri gibi davranma zamanı gelmişti. Büyümüş, olgunlaşmıştı... Oysa insanın kendini inkâr etmesi kadar büyük bir kandırmaca var mı?
"Ece Hanım..." "Oh buyrun Ahmet bey..."
İçinden "Siz de s.çyorsunuz, ben de... Gerek var mı bu kadar incelmeye, incelemeye?"
Parlak bir gelecek vaad eder aydınlık insanları... "Yüksek performans, yemek ücreti, çift maaş, kıyafetler... Kıyafetler!" Aydınlık insanlarının giydiği kıyafetler bile çıkartır sizi zorla o sığındığınız tenha karanlığınızdan. "Dik durmazsan ceket patlayacak!" "Unutma! Etekle otururken dizlerini kapalı tutacaksın!"
Yavaş yavaş yapışır maske cildinize... Her sabah yaptığınız/yapmak zorunda kaldığınız o çiğ makyaj misali işler teninize... Bir zaman sonra kendinizden kopar, hanım hanımcık - bey beyefendicik olursunuz. Alır sizi kendinizden aydınlık insanları...
"Yüksek performans!" "İşgücü potansiyeli!" "Terfi!" "Çift Maaş!" "Bizimsin!"
Siz de bilirsiniz ne kadar uyum sağlarsanız o kadar yükseleceğinizi... iş dünyası, kariyer derken ardınızda öksüz kalır benliğiniz...
Karanlık yavaş yavaş vurur boşluğunuzun sahiline... Bir cuma akşamı, iş çıkışı... Açarsınız topuzunuzu, çıkartırsınız ciddiyete davet eden çerçevelerinizi... Dağıtın saçlarınızı ve bırakın kendinizi alkolün o ıslak dudaklarına...
"Aydınlık dünyanın beni almasına izin verme anne!"
Umarım kimseler olgunlaşmak zorunda kalmaz...
Ben de insanım lan!
Yağmur yağıyor şehre... Bütün çirkefinden arınırcasına, cehennemi üzerinden atıyor şehir... Kasvetli havayı çekiyorum ciğerlerime... Peki ya sen?
Orda da yağmur var mı? Karanlık caddelere düşer mi bereket damla damla? Senin cehennemin de yavaş yavaş erir mi? Temizlenir mi bu ıslak toprak kokusunda?
Üşür mü ayakların o kalın botların altında? Ayakların üşümese de, yüreğin üşür bilirim... Binlerce özlemin altında kaçar uykuların son günleri bir an evvel atlatma umuduyla... Karanlıktır gecelerin ve yalnızlık vurur duvarlara... Kalabalığın içinde yapayalnız, geçmişine sarılır, rüyaları özlersin...
Gelir mi aklına hiç? Gelir miyim aklına? İstanbul, havaalanı ve ben... Bir küçük umut gibi yağar mıyım gecelerine? Yoksa özlediğin onca şeyin arasında hatıraların altında gömülü mü kalır umutlarım? Söylesene, sarılır mısın hayalime geceleri?
Ütopya bu bilirim... Son hayalim... Belki de o duygudan yoksun botlarınla ezip geçeceğin... Belki de bir sona doğru hızla akıp giderken yüreğim, sensizliği seçmeliyim... Hala seni en güzel halinle anarken, öldürmeli miyim seni içimde?
Ben de insanım lan!
