Forum
ablam...
http://metaltr.mybrute.com
ablam...
kardeşim...
Ben de insanım lan!
teşekkürler gzZZmkitap çıkarmayı şimdilik düşünmüyorum ama bi düşünsem mi diye de düşünüyor insan
Okuduğunuz ve yorum yaptığınız daha önemlisi yazmak konusunda beni cesaretlendirdiğiniz için teşekkür ederim
düşünmelisin bence birçok sitede gördüm böyle yazan ama abartmıyorum en etkileyici bunlar...
rica ederim..ayrıca ben teşekkür ederm
“Ait olmak… Eski bir hayal, eski bir yalan” dedi gözlerini ayırmadan elindeki kağıttan… “Ait olmak… Eski bir rüya… Ve ait olmak… Ait olmak, ait olmayı istemekten başka hiçbir şey aslında…”
Yine de birikmişti kirpiklerinin uçlarına zar zor asılmış olan yaşlar… Ütopyalarla karalanmıştı yıllar… Dönüp baktığında ardına, gördüğü tek şeydi soğuk duvarında tutmuş yosunlar…
Gölgesi vurmuştu ayrılığın… Bir tokat misali çınladı kulaklarında geçmişin lanetli nefesi… Tek dediği “Oku o kağıdı… Elindeki…” Kendisinden bile sakındığı kağıda usulca bir göz gezdirdi… Tam ortasında tek bir cümle… O da;
“Bitti…”
Ben de insanım lan!
Aurora'nın Hikayesi...
Karanlıktı… Ve gece bir örtü misali uzanmıştı tek gecelik sevdalarının üzerine… Heykel misali çıplak bedenleri yayılmıştı örtünün üzerine, sere serpe… Elleri Ares’in boynuna dolanmış, gül parmaklı tanrıça… Aurora…
Tek geceye sığdırılmış bir sevdaydı onunkisi… Karanlıkların ardında, sessizliğe mahkûm dudaklar, ihtirasla yanmakta… Derken araladı gökyüzü gecenin zar misali ince perdesini, düştü ölü beyazı bedenlere şafağın o kızıl ateşi… Bulutların arasından gördü Aphrodite kendisine yapılan o lanet ihaneti…
Çıldırdı adeta Aphrodite… Yaktı dağları, kanattı tüm yaraları ve ayırdı âşıkları... Gözlerinden alevler fışkırırken, gözyaşları söndürdü yangınlarını… Bir ihanet, kalbindeki ormana indirilmiş bir balta misali yaktı yıktı aklındaki bütün aşklarını…
Aralandı gözleri yavaşça… Fark etmedi Ares, kendisini bekleyen o melun tehlikeyi… Aralandı gözleri, telaşsızca… Önce gülümseyerek bir baktı boynunu saran Aurora’ya… Niceden sonra fark etti gökyüzünün aralanmış penceresini… Ve kendisini izleyen tanrıça Aphrodite’in lanetleyen gözlerini…
Çağlayanlar misali yükseldi Aphrodite’in sesi o bir gecelik sevdanın hüküm sürdüğü dünyada… “Bir daha asla! Bir daha asla!” Açıldı gözleri Aurora’nın korkuyla… “Bir daha asla! Âşık olamayacaksın gül parmaklı tanrıça! Aurora!”
Son nefesini veren bir ceylanın yüreği misali, titredi Aurora’nın gözleri… Ve Ares… Aslan yürekli, savaşçı Ares… Bir anda tek aşkı Aphrodite’e gitti… Oysaki bir geceye sığdırmıştı sevdasını, her geceye dönüştürmüştü bir geceyi bir gecede gül parmaklı, kan renkli şafak tanrıçası…
Ne Ares vardı artık… Ne de Aphrodite’in yakıcı gözleri… Bir başına kalmıştı, içinde yaşayan Ares dışında… İçinde yaşamaya mahkûm bir Ares’le, bir daha asla âşık olamazdı gül parmaklı tanrıça… Gül parmaklıklar ardında…
Ben de insanım lan!
Sapık Ares, bencil Aphrodite ve oyuncak Auror(a)...
http://metaltr.mybrute.com
Dalgalara yenik bir yüreğin karamsar intiharlarına gebeydi ruhum... Sönük, dökük ve söküktü yaşamında kendisiyle paylaştığı anılar... Dalgalar insanı kah gökyüzüne, kah kıyıya atar... Yine de bırakmadı kendisini bu karanlık ruhum...
Sarıldı kendisine... İnsanlar hayatından akıp gittikçe... Kumsala vuran yosun misali, kendisinden başka kimsesi yoktu... Hiç de olmamıştı ki zaten... Sarıldı kendisine... Tuttu omuzlarından, tekrar kaldırdı ayağa... "Üç günlük sevdaya beş gün yas tutulmaz!" dedi her zaman olduğu gibi... Sarındı kendisine... Yumuşacık tenine... Okşadı saçlarını, koydu omzuna başını... Yine başbaşayız... Bu sessiz kumsalda bugün, dün ve yarın... Hep başbaşayız... Ben ve ruhum...
Ben de insanım lan!
Ölümdür alacağımız tek nefes hayatta,
O da boştur boş...
Bir ten okşasak şu mekanda;
O da koftur kof...
Ben de insanım lan!
Ölümün zehirli havasını içime çekmeden okşasam bir ten, yalnız kalmasam dünyamda; elimde şarabım ve bir de ben....
http://metaltr.mybrute.com
En güzeli sessizce boğulmak, gömülüp gitmek karanlıklara... Ne bir ses, ne bir haber bırakmadan ardında... En güzeli unutulmak, bir daha hatırlanmamak bu dünyada... Ruhumuz huzur bulur, hatırlanmadığında...
Ben de insanım lan!
Kara bir güneş misali doğar karanlıklar yokluklar şehrinin üzerine... Lanet yağar, kar beyaz... Küfür yağar, sis sis... Ve evlerinde masalarının bacaklarını yakmak zorunda kalan bir halkın şehri bu şehir... Bacalarında nefret tüter...
Hiç olmamış olanların hayal edilmesinin yasak olduğu şehir bu şehir... Yasaklar şehri bu şehir... Beklentilerle yıkıntılar arasındaki savaşta yıllarca sürünüp duran bir gazi bu şehir... Mızrak mızrak saplanmış omuzlarına umut edilenler...
Bir bir yıkılır gider evler bu şehirde... Gömülür gider halk yavaş yavaş sürgünlerde... Karanlıklara bata çıka tüketilen hayatlar, yiter gider birkaç kanadı kırık hayalin peşinde...
Ben de insanım lan!
Karalıklar... Sarmış tüm aydınlıkların etrafını... Git diyesim var gitmeyeceklerini adım gibi bilmeme rağmen.
Kar sanki havadaki tüm pislikleri toplayarak kapkara yağıyor tenime, eriyor ve içime siniyor tüm pislikler. Simsiyah kar....
Derim paha biçemiyor pislik ve kire, bütünleşiyor hepsiyle. Gecenin karanlığı doğacak güneşin büyüsünü şimdiden unutturmuş herkese, inanmaktayız şeytanın gücüne... kötülüğün sihrine...
Eriyen karın oluşturduğu karanlık suyun berraklaşması için, bekliyorum tüm bulanıklığı temizleyecek gücünü güneşin...
http://metaltr.mybrute.com
Güneş... Tüm gücünü toplayıp yeniden saldırıya geçmeye hazırlanan bir köpek misali hırıldar sessizce gökyüzünde... Acır mı sandın? Temizler mi sandın içine her ne pislik ekildiyse? Ve güneş... Karanlıkların ardında bir zafer misali açmayı bekler... En zayıf anında bir daha, bir daha vurmak için... Elinde buzdan hançeriyle...
Aydınlıklar samimiyetsiz bir düşün parçalarıdır sadece... Kırılır içimizde... Batar böbreklere... Sindirilemeyen bir düş misali... Tıkanır içimizde... Oysa ne karanlıklar düşündüğümüz düşlerimizdeki kadar çamurdur, ne de aydınlıklar saf...
Sarılırız pisliğimize... Kabullenerek her şeyi... Sarılırız samimi yalnızlığımızın karanlık miğferine... Aydınlıklara çıkmadan önce...
Teşekkürler Conserve... Katkı için...
Ben de insanım lan!
Hayatın bütün gizlenen gölgelerinde kendimizi buluruz...Haylazca yakalayıp aydınlığınlığa yara açmaya çalışırız...
Karanlığa an kala örteriz tenimizi,yüreğimiz ruhumuz ağırlaşır...Maskelerimizi takıp kabullendiğimiz pisliğimizde devam ederiz ..Sonra sahte ciddiyetine gömülürüz hayatın...Demlenen zamanın iyi şeyler getireceğini sanarız belki ..Bir umut ışığı işte...Yıl boyu somurtan hayattan bir tebessüm bekleriz...
Düşler gemisindeki boş bir odada dinlenirken yüreğimiz keşfedilecek ülkelere yelken açarız sahteliklerden kaçıp...Özgürlük yaratırız kendimize kalkıştığımız yolculuktan...
Güneş... Tüm gücünü toplayıp yeniden saldırıya geçmeye hazırlanan bir köpek misali hırıldar sessizce gökyüzünde... Acır mı sandın? Temizler mi sandın içine her ne pislik ekildiyse? Ve güneş... Karanlıkların ardında bir zafer misali açmayı bekler... En zayıf anında bir daha, bir daha vurmak için... Elinde buzdan hançeriyle...Aydınlıklar samimiyetsiz bir düşün parçalarıdır sadece... Kırılır içimizde... Batar böbreklere... Sindirilemeyen bir düş misali... Tıkanır içimizde... Oysa ne karanlıklar düşündüğümüz düşlerimizdeki kadar çamurdur, ne de aydınlıklar saf...
Sarılırız pisliğimize... Kabullenerek her şeyi... Sarılırız samimi yalnızlığımızın karanlık miğferine... Aydınlıklara çıkmadan önce...
Teşekkürler Conserve... Katkı için...
Yalnızlığımızın samimiyetinde mi erimeliyiz peki, yaşamak için nedenimiz yalnız kalmak mı? Her aydınlık bir yanılsama, bir hayal kırıklığı mı olmak zorunda? Bizim pes etmemizi mi bekliyor güneş? Peki karanlık bizi kendimizden ve kendisinden nasıl koruyacak? Güneşin buzdan hançeri karanlığın nesini parçalar...
Karanlık, bizim aydınlıklardan ders çıkarmamızı sağlayabilir biz istersek. Sarı aydınlık, koyu geceyle bütünleşebilir. Yalnızlık aydınlıkta eriyebilir, bütünleşir onunla, sen güçlü olursan. Sen pes etmeyip ayakta dimdik durursan.. Elbet tüm yollar aydınlığa çıkar.. Melekler aydınlıkların zirvesine ulaşmış bizleri beklerler; sakin, huzurlu ve bilgelikle dolu bir anlayışla...
gone
