Bu yazı eski sitenin köşe yazıları arşivinde yayımlanmıştı.
Fantastik edebiyat
Son yıllarda “fantastik edebiyat”la sıklıkla karşılaşmaktayız. Bu tür, neredeyse bütün büyük kitabevlerinde raflar dolusu romanlarla karşımıza çıkıyor. Bazen de fantastik edebiyat eserlerinden yapılan uyarlamaların örneklerini filmlerde görüyoruz. Bu yolculuk süresince aklımdaki soruların cevaplarını bulabilmeyi umuyorum. Nedir bu fantastik edebiyat? Bu edebiyat türü nasıl ortaya çıkmıştır ve günümüzdeki popülaritesini nelere borçludur?
Sanırım “Fantastik edebiyat nedir?” sorusuna verilebilecek en kısa yanıt, “Fantastik edebiyat, gerçek hayatta rastlayamayacağımız olayları ele alan edebiyat türüdür” şeklinde olacaktır. Evet, fantastik edebiyatta bulunan olguların gerçekleşme ihtimali “yok”a oldukça yakındır. Bu noktada başka bir soruyla karşılaşmaktayız: Gerçekleşebilme ihtimali olmayan bir yapıt neden yapılsın?
Bazı edebiyat çevreleri fantastik edebiyatı bir “kaçış edebiyatı” olarak tanımlar. Burada “kaçış” kelimesiyle anlatılmak istenen kavram aslında normal dünyanın sıradanlığından bir kaçışı simgeler. Bu kaçış var olamayacak kurgular şeklinde ortaya çıkmış ve bilinen fantastik edebiyat türünü doğurmuştur. Bu kaçışın resmini, içerdiği inanılmaz manzaranın ötesinde biraz daha detaylı bir şekilde incelersek, fantastik dünyaların aslında bizim dünyamızla oldukça benzeştiği sonucuna varırız.
Bu benzerlikleri temelde dünya kavramlarıyla bağdaştırabiliriz. Sanal dünyamızda bir iyi-kötü veya siyah-beyaz zıtlaşması ortaya çıkmışsa, bu zıtlaşmalarla fantastik edebiyatta da karşılaşırız. Ancak bu kavramlar daha farklı şekillerde, farklı ırksal niteliklerin altında (elf, cüce gibi) yaşanmaktadır. Benim fantastik edebiyatta en çok beğendiğim kavram “gri”dir. Bu aslında bize siyahın ve beyazın ayrımının anlamsız olduğunu ve grinin önemini gösterir.
Diğer tarafta ise benzer kavramlar arasında büyük farklılıklar göze çarpar. Örnek olarak fantastik edebiyatta karşılaştığımız “büyü” kavramı aslında günümüzdeki teknolojinin yerini almıştır ve teknolojinin sıradanlığının yerini bu mistizm temelli kavramın alması belki de fantastik edebiyattaki en ilgi çekici yanlardan birisidir.
Fantastik edebiyatın ortaya çıkışından bahsederken “mitoloji” kavramını gözden kaçırmamak gerekir. Eğer fantastik edebiyatı postmodern bir mitoloji olarak ele alırsak, mitoloji bu tür edebiyatın temelini oluşturur. Homeros’un, İlyada’sı gibi mitolojik eserlerdeki bazı kavramların değiştirilmiş halleri farklı kıyafetler altında fantastik edebiyatta karşımıza çıkar. Fakat bu bulgular asla fantastik edebiyatın öznelliğini azaltmaya yetmemektedir. Aksine, fantastik edebiyat bu temellerin üzerinde yükselen devasa gökdelenler olarak tanımlanabilir. Muazzam boyutlarıyla fantastik edebiyat okuyucuya tarifi imkânsız deneyimler sunmaktadır.
Yazarların kendi destanlarını üretme isteğini de unutmamak gerekir. Daha önce ele aldığımız gibi “kaçış” bu noktada ortaya çıkar. Çünkü dünyamızın gerçekliği yeni bir destanın yaratılmasına izin vermemekte, aksine gerçeklik sınırlayıcı bir etki yaratmaktadır. Bu noktada yazarlar kendi dünyalarını, dolayısıyla kendi gerçekliklerini yaratma yolunu seçmişlerdir. Biraz daha felsefi bir bakışla açıklamak gerekirse; fantastik edebiyat içerisindeki, hayal gücü sonucu ortaya çıktığı bilinen kavramlar, aslında bize hikâyenin diğer kısımlarındaki gerçeklik payını yadsınamayacak şekilde gösterir. Başka bir deyişle, fantastik edebiyat, hayallerin altında saklanmış gerçeklerdir.
Genel anlamda fantastik edebiyatın gelişimini ve ortaya çıkma sebeplerini inceledikten sonra tarihteki fantastik eserlerden bahsetmek istiyorum. Birçok edebiyat uzmanının da kabul ettiği gibi fantastik edebiyat bir tür olarak anılmaya Tolkien’in “Yüzüklerin Efendisi” ile başlamıştır. Eğer Tolkien’i fantastik edebiyatın babası olarak kabul edersek, fantastik edebiyatın atalarını da mercek altına almamız gerekir. Edebiyat tarihinde birçok önemli isim fantastik eserlere de yer vermiştir. Shakespeare “Bir Yaz Gecesi Rüyası” adlı eserinde ana karakter olarak “Puk” isimli yarı keçi, yarı insan bir karaktere yer vermiş ve peri kralı ile kraliçesi arasında geçen bir oyunu anlatmıştır. Ayrıca aynı yazar “Fırtına” adlı eserinde ıssız bir adaya düşen büyücü ailesini hikâye etmiştir. Dünyaca ünlü Goethe, “Faust” eserinde şeytana ruhunu satan bir karakteri anlatır. Vampir ve kurtadamları konu alan eserleriyle Alexander Dumas, “Değişim” adlı eseriyle Kafka, karanlık öyküleriyle Edgar Ellen Poe fantastik edebiyatın diğer öncülerindendir.
Fantastik edebiyatın gelişimi 20. yüzyılın sonlarına doğru büyük bir hız kazanmıştır. Birçok eserin yayınlandığı bu dönemde Margeret Weis&Tracy Hichman ikilisi eserlerinde klasikleşmiş fantazyaya kattığı yeni boyutlarla, R. A. Salvatore yarattığı detaylı karakterler ve olağanüstü savaş betimlemeleriyle, Ursula K. Leguin fantazyanın edebi yanına verdiği önemle, hatta Terry Pratchett’ın fantazyanın eğlenceli tarafını öne çıkaran eserleriyle raflarda yerlerini almışlardır. Günümüz fantastik edebiyatının oluşmasında ve şu anki popülerliğine ulaşmasında çok önemli rol oynayan bu isimlere David Eddings, Robert Jordan, Ed Greenwood gibi isimlerin de eklenmesi gerekir.
Yukarıda sıraladığım yazarlar ve diğer birçok yazar fantastik edebiyatın günümüze kadar gelmesinde büyük rol oynamışlardır. Bazı yazarların başlattığı serilere günümüzde dahi yeni kitaplar eklenmektedir. Örnek olarak; Margeret Weis&Tracy Hichman ikilisinin öncülüğünü yaptığı “Ejderha Mızrağı” serisi ara ve yan kitaplarla birlikte 100 cildi aşmaktadır. Ancak bu okuyucuyu korkutmamalıdır. Bu kitapların 20 kadarı ana seriye ait olup, bu seri de üçlemeler şeklinde ilerlemektedir. Diğer fantastik romanlarda da gördüğü gibi, bu üçlemeler veya dörtlemeler ile bir hikâye tamamlanmaktadır.
Ayrıca günümüzde sadece edebiyat alanıyla sınırlı kalmayan fantazya, bilgisayar oyunları, sinema filmleri veya fantastik rol yapma oyunları şeklinde de yüzeye çıkabilmektedir. Özellikle son zamanlarda, birçok fantastik romandan uyarlamalarla karşılaşmaktayız. “Yüzüklerin Efendisi” ile başlayan bu akıma Harry Potter serisi, geçen aylarda çıkan “Narnina Günlükleri” de katılmıştır. Fantastik filmlere gösterilen yoğun ilgi aynı zamanda fantastik edebiyata olan ilgiyi artırmış, giderek popülerleşmesini sağlamıştır. Benzer şekillerde oldukça popülerleşen “online” oyunların da kökenlerinin fantastik edebiyata dayandığı söylenebilir. Hatta bazı oyunların hikâyeleri fantastik roman olarak da yayınlanmıştır.
Türkiye’de ilk olarak 1996 yılında Metis Yayıncılık tarafından Türkçe’ye çevrilen “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesi kitabevlerinde yerini almıştır. Öncesinde sadece meraklı olanların İngilizce olarak okuması mümkünken, zamanla Arkabahçe Yayıncılık, Metis Yayıncılık, İthaki Yayıncılık ve Ankira Yayıncılık gibi yayınevleri de yeni çevirilerle ülkemizde fantastik edebiyatın gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Günümüzde sayıları giderek artan fantastik eserlerin arasında az sayıda da olsa Türk eserlere rastlamak mümkündür. Bu yazarlar arasında “Perg Efsaneleri” isimli romanıyla Barış Müstecaplıoğlu, “Muska” adlı eseriyle Sadık Yemni gösterilebilir.
Dünyada ve ülkemizde yaygınlaşan fantastik edebiyat, okuyucuyu farklı diyarlara götürerek hayal gücünü geliştirmekte, hayal dünyasının sınırlarının ötesinde deneyimler yaşatarak eğlendirmektedir. Son olarak yazar Nail Gaiman’in, “Sandman” serisindeki bir sözle yazımı bitirmek istiyorum: “Hikâyeler ve rüyalar, basit gerçekler toza ve küle dönüşüp unutulduğunda dahi, ayakta kalacak gölge gerçeklerdir.”
Fantastik roman tavsiyeleri
Ejderha Mızrağı Destanı-Margeret Weis&Tracy Hichman/Arkabahçe Yayıncılık
Kara Elf Üçlemesi- R. A. Salvatore/Arkabahçe Yayıncılık
Ravenloft Serisi/Ankira Yayıncılık
Ölüm Kapısı Serisi-Margeret Weis&Tracy Hichman/İthaki Yayıncılık
