Başarmak
Ne güzel diyardır Anadolu. Ne güzel diyardır Rumeli. Ne güzel karışımdır Türkiye. Türlü insanı neşe katar, birikim katar bu topraklara yüzyıllardır. Bıraktıkları, bırakacakları rüzgârlarla gelir gider. Savaşlara sahne olmuş bu topraklar, kan çağlayanlarının en yoğun aktığı dönemde bile kardeşliği, unutmamış bu topraklar… Bir Neyzen üflemiş bazen bu topraklara birikimlerini, bazen bir aşığın kaleminde can bulmuş taş, toprak, ova… Yüzlerce yıl geçti, milenyumlu yılları da gördü Anadolu ve Rumeli kardeşliği. Mezopotamya kan bataklığına dönüşmüşken, Anadolu ve Rumeli kardeşliğinde dereler hala şırıl şırıl akmakta.
Ama son yıllarda bambaşka bataklıklara sürüklendi, bu diyarlar olmasa da, üstlerinde yaşayan insanlar. Kültürel bir vakum silahının hortumunda sömürülüp gidiyoruz farkında mısınız?600 yıl dünya üzerinde hâkimiyet kurmuş, bugün 200 yıllık milletlerin kültür, demokrasi dedikleri olguları yüzlerce yıl önce kabuklarından çıkarmış bir milletin torunlarıyız bizler. Şimdi ne acıdır ki, 200 yıllık akıl babalarının örümcek ağlarına yapışmış, onların desteğiyle kendi kendimize yetebilmeye başladık. Güzel bir film yaptık, dünya üzerinde yazılabilecek en iyi kitabı yazdık. Niye bunlar için beş kuruşluk Nobellere, Film festivalleri ödüllerine ihtiyacımız var? Neden? Çünkü uzun zamandır bir ‘dev’, yorganını başına kadar örtmüş horultulu bir uyku çekiyordu. Şimdi bu dev yavaş yavaş esnemeye, gerinmeye başladı. Binlerce yıllık gerçekler hafif hafif, bulanık suları netleştirmeye başladı. Tüketici Türk halkı yavaş yavaş eski üreticiliğine kavuşmaya başladı. Geç bile kaldık!
Kendi filmlerimizi kendimiz çekmeye, onları izlemeye yeni başladık. Kendi kitaplarımızda kendimizi bulmaya başladık hatta bilgisayar oyunlarına bile girdik. Müziğimizi iyice şekillendirdik, artık yabancı konserler kadar kendi konserlerimizle de ilgilenir olduk. Sahip çıkma duygusu içimize işledi sanırım. Biraz milliyetçilik, biraz gurur girdi sofraya. Her akşam iyi yemek çıkaran bizler, artık yemekleri tuzluyoruz da. Daha da lezzetleniyor yemeklerimiz. Kendi kendimizi doyurmayı öğreniyoruz.
Konuyu biraz daha açarsak, artık Türk halkı, zavallı beyin yıkama Hollywood filmlerini izlemiyor. Kendi kültür denizimizden çıkan batık geminin son malları, sinemamıza, edebiyatımıza, müziğimize kısacası sanatımıza yansıyor. 2006 yılının istatiksel değerlendirmelerine bakacak olursak, daha çok Türk filmleri izlenmiş. Türk yazarlar tekrar keşfediliyor. Biricik Türk bilgisayar oyunu ‘Kâbus 22’ raflarda. Pentagram 4 Şubatta geri dönüyor. Hepsinin içimde apayrı yerleri var. Ne dersiniz yetiyoruz artık kendimize değil mi? E şimdi bir oturup ta düşünelim. Ne gerek vardı Batının etkisinde yoğrulmaya bu kadar yıldır. Sözde savundukları her şeyin pratikte tersini yapan, hiçbir kültür birikimi olmamasına rağmen, Dünya’nın ilk uygarlıklarına akıl dersi veren, kendilerini altın tahtlara layık gören, yok ederek var olan, başkalarını ağlatarak gülebilen, para yemeden para kazanamayan, aşağılık, pis ve zavallı bir ‘uygarlığa’(!) özenmişiz bunca yıldır. Zorunda mıydık? Onlarız yapamaz mıydık? Varlığı niye hiçlikte aradık bunca yıldır?
Atalarımızın söylediği sözlerin açıklayamayacağı bir şey yok gerçekten: Düşenin dostu olmaz. Yükselen Batı uygarlığının gölgesinde, güneşten korunduk yıllarca. Karanlığımıza hapsolduk, Batı’dan yedik hep. Artık uyuyan dev uyandı, gölgemiz öğle vakti yükseldi. Kendi gölgemizle siper almayı öğrendik güneşe karşı. Bunun için o aşağılık ödülleri almadık elbet. Binlerce yıldır Anadolu ve Rumeli kardeşliğini yaşatan Türk halkı ödülleri verdi teker teker. Kendimizi yücelttik, aradığımız ışık buydu yıllardır. İşte bu yüzden artık kendi kendimize yetiyoruz. Tekrar hak ettiğimiz yere kavuşuyoruz, uygarlık merdivenlerini koşar adımlarla tırmanıyoruz. Çünkü kabul etmek gerekir ki yüz yıl önce çok kötü yuvarlandık o merdivenlerden. Yazımın sonuna gelirken, sizlere ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün iki sözünü hatırlatmak istiyorum:
‘Zafer, “Zafer benimdir” diyebilenindir. Başarı ise, “Başaracağım” diye başlayarak sonunda “Başardım” diyebilenindir.’
Başaracağım çok önceden dedik ama yeni ‘Başardım’ diyebiliyoruz sanırım. Bir diğer söz ise binlerce yıldır bu toprakları süsleyen dedelerimiz için söylenmiş:
‘Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.’
Belki de bugün bizi tekrar kuvvetlendiren, onların yaptıklarına duyduğumuz saygıyla büyüyen hırsımızdır kim bilir… Ama şu bir kesindir ki, her yeni yıl ‘Türkiye’ adlı ağaç daha çok meyve verecektir. Çünkü bu ağaç, tekrar bakılmaya başladı. Ona öyle bir bakacağız ki, hiçbir orman yangını onu kül edemeyecek, hiçbir baltanın gücü yetmeyecek onu devirmeye.

3 yorum
Her yeni yıl Türkiye adlı ağaç daha çok meyve verecektir.Ona öyle bir bakacağız ki hiçbir orman yangını onu kül edemeyecek.Hiçbir baltanın gücü yetmeyecek onu devirmeye..
Umarım birgün tüm halkımız bu bilinç ve kararlılığa ulaşır…..
snce bı ılerleme var mı bnce hıç bı şekılde yok sadece bılımsel acıdan yaklaşma dışarıya bı bak her yerı gorebılcegın yuksek bı yerden ınsanlara bak ac,sefıl,hayatın surukledıgı yerlere bak bı o zaman gorurusun sadece flmlerımız,kıtaplarımız,gruplarımızın turk ısmı taşıdıklarına bakma insanlara bak gunumuzde o kadar hersey ıgrencleştıkı gormuosun heralde çıkıp işte turkıye kendını buldu dıosun bumu turkıye junıor avrupa ulkelerı gıbı hatta onlardan da pıslık bı ulke halıne geldı sısteme bak egıtımsız ınsanlar çok fasla sıstem nasıl iice zor bumu turkıyenın ılerledıgı bı genc olarak bunlarımı goruosun sn
K. bagma ama sacma bı yazı bana gore tabi
kusura bakmam, ne demek ama dışarıya bakmış biri olarak bunları yaşıyorum. En kolayı, oturduğumuz yerden karanlığa küfretmek, elimizde ne varsa yerin dibine sokmaktır. Sende bunu düşünerek yaklaş olaya, ben sanatsal açıdan baktım tabi, sistem olarak bakmadım. Sistem olarak her sistemin yalnışları doğruları olur. ki bu öyle dediğin gibi utanılacak kadar yalnışların doğruları ezdiği bir sistem değil bence… neyse saygılar