Forum
Ben bir sayborgum ama bu sorun değil.
Sadece seni gördüğüm zaman şarj oluyorum ve yorgunluk çok çabuk çöküyor üstüme.
Seni gördükten iki gün sonra huzur depom boşalıyor.
Bu gece çok zor geçecek...
Yine kâbuslar...
Kendimi karanlığa hapsettim bile.
eğer bu karanlık seninki olsaydı en azından huzur olacaktı.
Burda o da yok.
Sadece seninleyken depoladığım sömürüyorum..
Ve bu susuzluğumu gidermiyor...
Delinin tekidir, yazdıklarını okumamanız önerilir. Bir süre sonra kaşıntı, kızarıklık ve kusmaya neden olmaktadır.
Gözkapakların buluşsun birbiriyle
Ne zaman ki ayrılacaklar; yine ben olacağım gözlerinde...
Kefen ve gelinlik...Birbirinin aynı olan iki giysi...
Dinle bak!
Ölürken yaşamak,yaşarken ölmek...
Savaşırken teslim olmak ve teslim olurken savaşmak zorunda kalıyorsun...
Değil mi?
Tanrım! Nasıl oluyor da her şeyin iyi olması için uğraşırken bu kadar kötüleşiyor...
Delinin tekidir, yazdıklarını okumamanız önerilir. Bir süre sonra kaşıntı, kızarıklık ve kusmaya neden olmaktadır.
İki bıçak alıp parçalamak istiyorum kalbimi artık !!
Lime lime etmek istiyorum!!
Yırtıp atacağım bu karanlığı fakat ;
Ardında ''ben'' kalır mıyım ??
Bilemiyorum...
Kefen ve gelinlik...Birbirinin aynı olan iki giysi...
Dinle bak!
Ölürken yaşamak,yaşarken ölmek...
Savaşırken teslim olmak ve teslim olurken savaşmak zorunda kalıyorsun...
Değil mi?
Bir yolculuk gibi hayat... Karanlıklara - çamura batıp aydınlanmak - temizlenmek üzerine kurgulu sanki... Sayfa sayfa açılırdı eğer olsaydı hali... Eskide oldukça zorlu saydığımız yollarımız bugün ne kadar gerilerde değil mi? Sadece zaman... Zamana zaman vermek lazım bazen. Durup beklemek... Ve kendi kendine her şeyin bir çözüm yoluna ulaşacağını görmek lazım belki. Acılardan sıyrılıp daha yüksekten, benden bize dönüp bakmak lazım belki... Acının ağırlığıyla yoğrulan bedenler üzerine düşen gün ışığının ilk saatleri beklenir umutla... Aynı bir mahkumun beklemesi gibi gelen günün getireceklerini...
Ben de insanım lan!
Bir oda düşün...
Duvarları pürüzsüz küçük bir camı olan tavana yakın...
Odaya süzülen loş bir ışık.
Ve bir kapı kendi ellerinle yaptığın...
Kilitleri,tuzakları her şeyiyle.
Ve bir adam aşık olduğun,büyüdüğün bir adam.
Lanet olasıca adam !!
Odanın içinde.
Ve sen de oradasın.
Adamı öldürdün...
Yok,cesedi orada değil,kayboldu.
Gitse yeterdi zaten sorgulamadın...
Şimdi odadan çıkacaksın ama kapın kapalı.
Pek de bir ışık da yok yolunu aydınlatacak.
Kör bir ışık sadece pencereden süzülen.
Karanlık yani bulunduğun yer,oldukça hem de.
Sen,
Aradın,taradın,çabaladın.
Bıraktın.
Bekledin...
Bekledin...
Bekledin de ne oldu ?
Ne bir kurtuluş yolu buldun ne bir ışık ne de bir umut...
Şimdiii...
Kendi karanlığında boğulmak mı senin yaşadığın ?
Ya da çevreni kendi karanlığında boğmak mı?
Yeniden doğuş mu seninkisi ?
Yoksa..
Sonsuz bir yok oluş mu ?
Sen, bıraktın.
Kefen ve gelinlik...Birbirinin aynı olan iki giysi...
Dinle bak!
Ölürken yaşamak,yaşarken ölmek...
Savaşırken teslim olmak ve teslim olurken savaşmak zorunda kalıyorsun...
Değil mi?
kendimi ispatlama çabası içersindeyim
tüm duygularımı gömdüm artık
hissizleştim belkide
çabalıyorum düşünüyorum olmuyo yazmak istiyorum
buruşturup atıyorum kağıtları...
yazık oldu.. oldu bitti..
bıraksam kendimi rüzgarım; estiğin yere götürsen beni..
güvenemiyorum yapma boşver kotrol edicem kendimi
sana ihtiyacım yok hoşçakal..
gecenin soluğunda sarı farlar,kornalar,başa yetişmek için aceleci,sankı sonu gelmeyecekmiş gibi kayıtsız...
Bu hüzün çökmemeli işte üzerime çökmemeli !! Of!
Kefen ve gelinlik...Birbirinin aynı olan iki giysi...
Dinle bak!
Ölürken yaşamak,yaşarken ölmek...
Savaşırken teslim olmak ve teslim olurken savaşmak zorunda kalıyorsun...
Değil mi?
İkimiz için de acı dolu bir hayat mı bu ?
Kefen ve gelinlik...Birbirinin aynı olan iki giysi...
Dinle bak!
Ölürken yaşamak,yaşarken ölmek...
Savaşırken teslim olmak ve teslim olurken savaşmak zorunda kalıyorsun...
Değil mi?
Acı her yerde
Sadece onu görmeye odaklanmışsa gözler...
Ben de insanım lan!
ne zaman o düş; ısığın yada sesın olmadıgı
yaklasacak,üfleyecek ürkekçe ve gececek;
uzamısken ufuk ,battanıye rüzgar,gece sıgara falım
ne zaman benim,ben olacak?
yıkılacak o canavarlar,ucubelerle boncuk boncuk olmuş oyuncuklarım?
ellerim öfkelı... ayagım yalnız... tenım nefret dolu...
gecenin soluğunda sarı farlar,kornalar,başa yetişmek için aceleci,sankı sonu gelmeyecekmiş gibi kayıtsız...
Küçük bir kız vardı... Kendi halinde pek kimseyle konuşmayan biri...
Hayatı boyunca hep garip tesadüflere inandı.
Mesela bir gün alçaktan uçan bir güvercinin yüzüne çarpmasını
(bir kuş yüzünü değecek kadar yere yakın uçsundu ki)
onu kötü düşüncelerinden arınması gerektiğine dair bir uyarı gibi
düşündü. Öyle olumsuz şeyler düşünüyordu ki...
Bu olaydan sonra ne kadar bunları düşünmemeye çalışsa da
bir şeylerin iyi gittiğine inanmak onun için fazlasıyla zordu.
Hep sonucu beklediğinde bir şeylerin önce kötü olacak sonucu düşünür,
kendini hazırlar, sonra iyi sonucu düşünüp hayal dünyasına dalardı.
Ama bu çok uzun sürmezdi. Boğazına keskin bir bıçak gibi dayanır tüm
olumsuzlar. Hiçbir zaman iyi sonucu göremedi. Asla onun verdiği sevinci
yaşayamadı. Hayatının artık tek isteği haline gelmişti. O asla ulaşamadığı
iyi durum hali... Bir kerecik olsun yaşasaydı ya... Ama yok, olamaz böyle
bir şey... İlla ki sonuç hep kötü olmalıydı. Ve hâlâ umutsuzca, kalbinin bir
köşesinde ,gittikçe küçülen yeriyle bekler bu istek...
Uzun süre bekledi, beklemeyi bir görev edindi. Sömürdü tüm anılarını, unutmaya direndi.
Ve derdi ki; birini seviyorsanız ve acı çekiyorsanız ve atmak istiyorsanız içinizden
zaten artık sevmiyorsunuzdur. Eğer acıya rağmen mutluluğu yine de onda buluyorsanız ,
zaten aşkın farkındasınızdır. Ve eğer unutmaya çalıştığınız halde hâlâ sevdiğinizi iddia ediyorsanız
aptalsınızdır.
O hep eşsiz gördü, ütopyasını indirdiğini düşündü gökyüzünden. Büyülüydü, bu gerçektende gerçeküstüydü.
Sanardı ki masallardan birine düşmüştü. Başrolde onlar vardı. Herkesi etkisi altına alan, hayranlık uyandırıcı
bir masal...
Devam eden bir masal...
Med-cezirlerle dolu bir masal...
Denizlerdeki suyun geri çekilmesiyle oluşan boşluğun aynı suyla dolmasını bekleyen bir masal...
Delinin tekidir, yazdıklarını okumamanız önerilir. Bir süre sonra kaşıntı, kızarıklık ve kusmaya neden olmaktadır.
İçine dolan nefesle her yerini yakan vücut...
Kalpten çıkan damarların karbonmomoksit salgılaması.
Kendi ürettiği zehirle ölen ruh...
Krallığına çıkmaya çalışan, içindeki yangıyla erittiği buzları...
Acımasızlığı bir dönüşüm çemberiyle aşka dönüşümü...
Simya, kimya, biyoloji ve iki insan...
Duygulanım...
Çöküş...
Deniz ve buz dağı ilişkisi.
O denizin medcezirleriyle boşalan suyuna ihityacı.
Yokluğun acıtan yanı...
Varlığa özlemi...
Her türlü hile...
Dağın zirvesine tırmanmak yerine, dağı eritmeyi deneme...
Yorgunluk...
Vazgeçme eğilimi...
Saçma düşünceler toplluluğu...
Yeniden diriliş...
Acıları benimseme.
Bu sefer sabırla tırmanmayı deneme...
Sabırla bekleme ve sözünü tutmak...
Sevmek ve sevmek...
Deliliğin ötesinde...
Delinin tekidir, yazdıklarını okumamanız önerilir. Bir süre sonra kaşıntı, kızarıklık ve kusmaya neden olmaktadır.

