Forum
Karanlık ısırır açıkta kalan omuzlarını, ay ışığı değdikçe ısıtır yarım kalmış yalnızlıkları... Ve bitti... Tüm şarkıların son mısraları kadar boş bu şehir... Yorgun bitkin bir geçmiş uzanır gider yollar boyu ve bir diz çöküş kime ve neye olduğu bilinmez... Nedensiz... Karanlık harfler çeker içlerine en söylenmemiş olanı, derin bir ah eder şehrin sönmüş ışıkları... Saklanır izbe kuytusunda gece, dökülür ağzından arzular binlerce... Seçilmiş olan neden seçildiğini bile bilmezcesine ilerler bu koyu karanlık gecede... Elinde şövalye kılıcı, sürterken yere, adımlarını bozmaksızın devam eder sessiz gecede... Her adım yaklaştırır mı uzaklaştırır mı bilinmez, belki de avının çevresinde dönüp durmakta öylece?
Ben de insanım lan!
Asfalta düşer ilk yapraklar esen sert rüzgarlarla beraber... Karanlığın oyunu mu, acı gerçeklerden midir bilinmez... Garip silüetler dökülür yaprak yaprak uçurumlardan...
Sevemiyorum insanları... Ellerinde körpe zalimlikler, ayaklarının altında erdem, başlarında riya... Sevemiyorum insanları...
Bir mevsim daha geçiyor, yalnız bir yaprak intihar edercesine asılı kalıyor sararmış dalında... Bir mevsim daha akıp geçiyor ırmak misali ömrümüzden...
Bırak diyor, akıp giden yaşama bırak kendini... Karanlıkları affetmeden, sadece barış içindeki senle... Ak git diyor, artık ne geçmiş ne gelecek... Kâr etmez diyor... Bırak asılıp durma şu boynuna geçirdiğin geçmişinde...
Dikenden bir kafes misali içinde dönüp durduğum toplum... Ne yana dönsem, batar içime... Ve arayış... Kendine has olup da, kendime yakın olup da bir o kadar sevebileceğim birini aramak neden? Boşa çırpınır dururum bu ölüm kafesinde... Bıraksam nefesimi, binlerce yalnızlık uçar gider ciğerlerimden... Binlerce kefensiz, binlerce masum öldürülmüş ruh...
Sevemiyorum insanları... Ellerinde körpe zalimlikler, ayaklarının altında erdem, başlarında riya... Sevemiyorum insanları... Sevebileceklerimse bambaşka arzular içinde...
Ben de insanım lan!
Farkın yok hiç kimseden... Sıradan menfaatlere heveslenir yüreğin... Sen de herkes gibi sıradan birisin... Sana atfedilen bütün o kutsal saflık, sana atfedilen bütün o güzellik bana ait aslında... Hayal dünyamın bana getirdiği şizofrenik bir mutluluktun aslında... Ulaşılamayacak olan, ulaşmaya çalıştıkça beni hayata bağlayan... Kesiyorum hayatın şah damarlarını bu gece...
Farkın yok hiç kimseden... Kimsenin de kimseden farkı yok aslında... Ne bir şövalyesin, ne de karanlıkları kılıcının bir darbesiyle aydınlığa dönüştürecek bir prens... Sen sadece benim şizofrenik hayalimsin...
Vazgeçiyorum herşeyden... Manevi olan her ne varsa, bırakıyorum ardımda... İstemiyorum... Yanıma gelmeni de istemiyorum... Sıradan olduğum yerlerde duramam ben... Öyle sıradanım ki ben de... En az senin kadar... Bu basitlikte... Bu anlamsız basitlikte... Bu megaloman ruhların kabullenemediği basitlikte bırakıyorum ardımda herşeyi... Manevi olan her ne varsa bırakıyorum ardımda... İçi kof bir siyaha dönüyor ruhum.
Karanlıklarımı da aydınlıklarımı da ben yaratırım. Sen öyle sıradansın ki... Sana atfedilen herşey bana ait... Benim saflığım, benim hayallerim... Yerlerde paramparça olan... Benim hayallerim...
Bir dönüş daha... Büyük bir adım daha... Manevi olan herşeyi yadsıyarak gelip geçecek bir hazır olmama hali yine. Bin defa döndüm bu dönemeçlerden. Karşımda hala aynı duvarlar... Dururlar sağır dilsiz... Her adım büyütürmüş insanı... Yalan.. Baksana içime, hala beş yaşındaki halim tutar elimden de götürür beni dönemeçlere... Büyüdükçe ruhsuzlaşır insan... Büyüdükçe korkak olur insan... Büyüdükçe saklanır insan... Büyüdükçe içine kapanır, yaşlanır insan... Göze alamaz kırılmaları... Son anda kaçar celladının boynuna indireceği son darbeden...
Ve bitti... Ve ben... Büyüdüm...
Ben de insanım lan!
Anlamsız bir boşlukta dönüp duran bedenim yine hangi işkencelere gebesin? Yak, kır, dök ve kurtul artık, dökülmeden önce dişlerin... Kurtul kendinden... Bırak kendini geleceğin sert yumruklarına... Durma artık, asılıp kalma o boşlukta... Kır dök, yak yık, yırt at artık sana acı veren her ne varsa!
Ben de insanım lan!
bir kitap çıkar bence sen.çok güzel yazıların. ![]()
Smashing your face
Crushing your race
Christraping black metal to satan gives praise
Karanlığın içinde karanlık türkülerini söylerken iblisler, bütün o saf olmaya çalışan riyakâr benliğimi gömüyorum közlerin içine... Ne sen vardın ne de o halüsinasyonlar. Bıraktım herşeyi ardımda... Gidiyorum...
Karanlığın içinden iblisler açıyorlar kucaklarını. Bir bir karşılıyorlar kendilerinden olanı. Bıraktım ardımda iyiye dair her ne varsa... Sadece kendim olmaya gidiyorum... Eski benden yeni bene ya da her zamanki benden inkâr ettiğim bene kaçıyorum. Ardımda bırakıp bütün o tabu duvarlarını...
Yitiyorum, ellerimden kayıyorum. Tutmayın artık beni... Hak ettiğimi yaşıyorum... Küçük bir kızın gözyaşı misali akıp gidiyorum sonsuzluğa. Kendimden kopuyorum en az dünyadan koptuğum kadar... İçimdeki küçük cennet sizin cennetiniz değil... İçimdeki cehennem ateşinin sizin ateşiniz olmadığı gibi... Ey insanlar, bunca zamandır izliyordum... Artık kendi senaryomu kendim kuruyorum... Ey insanlar... Bunca zamandır gözlüyordum... Artık sizleri ve yalan dünyanızı bırakıyorum...
Hoşçakal son umudum... Artık bitti...
Bu arada güzel yorumun için teşekkür ederim DARKbaby ve şimdiye kadar yorum yazan, okuyan herkese teşekkürler
Ben de insanım lan!
Kök salmış bir ağaç misali köklerimi salmışım acılara... Değişmek mi? Karışmak mı insanların arasına? Alışmışken böylesine mazoşist akıntılara... Köklerim bırakmıyor beni, girerken acımasızca başka insanların hayatlarına...
Dönüyorum karanlık hapsime. Bir defa daha teşebbüs halinde kaldı kaçma planları... Bir defa daha dönüyorum kendime... Bir defa daha yeniliyorum kopamıyorum mutsuzluğumdan... Köklerim... Bir baltayla koparıp atılası... Dönüyorum başım önüme eğik... Bekliyorum mutsuzluğumla doymayı...
Ben de insanım lan!
Bırak kendini ateşin ve aşkın mahmur tenine. Bırak eğilsin önümüzde o koca çınarlar, bırak dünya gülsün artık bizlere... Bir dilekti yaşamdan koparılmış, dökülmüş ayaklarının önüne... Bir anıya saplanıp kalmış mutlu yaralarımdı adına adanmış... Ve sen... Biliyorum gidiyorsun, çıkıp gidiyorsun bana ait herşeyden... Hatta hayallerimden... Gidiyorsun öylece almışsın yanına kendini ve benliğini... Çıkıp gidiyorsun düşlerle dolu beynimden...
Sen giderken... Ardında bırakıp beni giderken... Güneşin saçları kana boyanır diz boyu karanlıklar eğilirken önümüzde... Ve senden bana geride karanlık kalır. Alevler küle döner, ateşler kora, aşk sızıya... Senden bana bir avuç kül kalır... Sen giderken, ardında beni bırakıp giderken, kaçışlar-yolculuklar içinde bir hayat döner durur kabus dolu yatağında... Ve güneşin saçları, o kızıl saçları döner siyaha... Sen giderken, benden bana bir avuç kül kalır... Korunu yitirmiş, masumiyetini kaybetmiş, bütün varlığı gidişinle can vermiş, herşeyini yitirmiş çirkinleşmiş-çirkefleşmiş bir güzellik kalır...
Sen giderken, bırakıp giderken, ben aksi istikamette senden uzak neresi varsa oraya giderken bırakamam, alırım içime yaralarımı... Alırım yanıma zindan misali melankolik duyguları. Sen giderken bir düşünce alır verir bana kendimi... Bir düşünce, bin şüphe... Hiç gelmiş miydin ki?
Ben de insanım lan!
Düşüyorum... Sürekli uçurumdan aşağı yuvarlanır ruhum. Karanlıklar, aydınlıklar parçalanır içimde, girer birbirine... Doğrularım gerçeklerimi, yalanlarım hayallerimi kovalar da hız kazanır düşüşüm kendi içimde...
Düşlerini yaratanlar düşerler düşlerinden bir anda farkına bile varamadan... Düşlerine inananlar yitirir bir bir inançlarını karanlıkların diyarında. Bir yok oluşa doğru, hüzün dolu bir çöküşe doğru sürüklenir bedenler... Göçer gider tüm o eski hevesler...
Kördüğüm misali kara bir bulut olur yağar içime tüm o eski problemler. Bir yanda uçurumlar bir yanda sorunlar sıkıştırırlar beni düşlerimden düştüğümde uyandığım o dar köşede... Yürürler üzerime... Yürürler sanki hiç durmamacasına üzerime üzerime... Karanlıklara gömülür yüzüm, kaybolup gitmek midir çözüm?
Bittim ben dediğin anda açılır altında kara delik... Çeker seni içine hiç bilmediğin geçmiş. Düşersin düştükçe düşersin düşlerinde... Dibe çakılacağın güne kadar düşmek midir yaşamak?
Ben de insanım lan!
Karanlık çöküyor üzerimize yavaş yavaş... Yokluklara açılan ruhun hevesli ardında bırakıp gitmeye herşeyi... Sana bağlı, sana bağımlı küçük köle-ruh ardında bekler itaatle boyun eğer indirmen için o son darbeyi...
Bas yaralarımın ortasına o eski mızrakları, döndür yaralarımın içinde mızrağını ve çevir güneşe başımı ve anlat bütün o kanlı geçmişe hüzünlü şarkıları... Bas o eski yaralara karanlığın kem tütününü... Al savur gitsin geçmişimizde ne kadar anımız varsa... Körelen geçmiş yok olan geleceğe gün be gün aktıkça, kanar durmaz yaralarım, akar başımın altından ırmak ırmak sana adanmış, sana bağlı, sana bağımlı ruhum...
Yok olurum... Sen gittikçe yok olurum. Parça parça kopar etlerim, çürürüm dökülürüm yokluğunda... İnsanlığıma dair her ne kalmışsa elimde avucumda, dökülür kan kan damlar yollarına... Benden geriye kuru bir hiçlik kalır...
Ben de insanım lan!
Bir karanlığa hapsolmuş gözlerin, görmek istemediklerini görmez görmek istemedikçe... Bırakıp gitmiş benliğin ardında seni, var olduğunu dahi bilmemekte... Bir koşturmaca içinde hayat bir o yana bir bu yana savururken seni, içgüdüleriyle korunmaya çalışan bir hayvan misali kapatma artık gözlerini... Sonuna kadar aç... Gözlerini sonuna kadar aç ve gör karşındakileri... Önünde uzanır durur kendine ördüğün binlerce tabut misali duvarlar... Vur da kır gücün yetiyorsa... Vur da kır bu saatten sonra... Yak, yık, dök, kaç... Kaç kaçabildiğince...
Ben de insanım lan!
Bıktım... Kapat üzerimi topraklarınla, çamurlarınla kapat... Kapat gözlerimi, soğukluğumu, çirkinliğimi... Ört gözlerini üzerime... Suçlarını, yüklerini at üzerime... Kapat... Bırak beni bu karanlık ve dar tabutta... Bırak ve sanki bir yükmüşüm gibi davran üzerinde... Bırak beni... Bırak karışsın hiçliğim kimsesizliğime... Varsın kızım deme, zaten hiç doğmamıştım ki?
Ben de insanım lan!
Çamur gibi bir karanlığın dibinden çekiyor bacaklarımı tutan geçmişim... Bir daha asla yaşanmayacağını bildiğim duygular, bir daha asla hissetmeyeceğimi bildiğim o güven çekiyor beni dibe doğru... Karanlıklardan aydınlıklara ulaşmaya çalıştığım şu ömür yetmiyor, binlerce ömür oluyor, binlerce ölü ruh oluyor, binlerce doğmamış ben oluyor çekiyor beni derinlere... Ölüm anlamsızlıktır aslında... Ölüm boşluktur... Koca bir hiçliktir ölüm, hissedilir damarlarda... İçin için kanıyor geçmişte dağlanan bütün yaralar... Kapanıp gitti diye düşünülen bütün güller bir bir soluyor karanlık çamura indiği vakit... Kıyamet kopuyor, cehennemler çarpışıyor içimde... Karanlıklar vuruyor, aydınlıklar geriliyor... Bütün hayatım yayda gerilmiş bir ok misali... Bütün hayatım akıp geçiyor gözlerimin önünden... Ve ağaca saplanan bir ok misali bitiyor, yitiyor anlamlar... Saçlar yolunsa da, gözler dolsa da, karanlık çığlıklar kopsa da... Herşey kolpa bu dünyada... Var olan, var olması beklenen her ne varsa... Herşey adına "son" denilen o büyük huninin dibine doğru döne döne kayıp giderken, iyi bakın yanınızdakilere... Gerçekten yanınızda olduğuna inandıklarınıza... Birgün hiç var olmamışçasına hayatınızdan çıkıp gidecek olanlara... Birgün hiç var olmamışçasına hatırlamayacak olduklarınıza iyi bakın... Ve bu bakış... İşte bu samimi bakış, eğer ki kaldıysa samimiyet içinizde bir yerlerde, bu samimi bakışı kalbinize kazıyın ve onu hep bu anla hatırlamayı umun... Hatırlanması istenilmeyecek onca anı var ki akıllarda... Onca karanlık buruş buruş eder yüzleri... Tükenip gider insan, yavaş yavaş azalır, sonunda hiç olur... Benim gibi...
Ben de insanım lan!
Son günlerde bakıyorum etrafıma... Bakıyorum ve görüyorum sonu gelmez tatminsizliklerimizi... Ve görüyorum bu sonu gelmez tatminsizliklerle beslenen bazı vampirleri...
Son günlerde durup düşünüyorum... Düşündükçe anlıyorum içimizde yitirdiklerimizi... Ve anlıyorum karanlığa doğru akıp giden bu yolun hangi evrelerden geçtiğini...
Önce kendimizden uzaklaştırılıyoruz... Uyanın... Önce insanlığımızdan, kendimize olan güvenimizden, birliğimizden, yardımseverliğimizden, bizi biz yapan her ne varsa koparılıyoruz... Sonrasında da asla olması mümkün olmayan güzellikler ve doğrularla çevrelenmiş yeni dünyaya ayak uydurmak amacıyla kesip attığımız kendimizi işlemeye başlıyoruz uyum sağlamak adına... Bir bakın geride neler kalmış? Yatar durur ardınızda...
Sevemiyoruz kendimizi, yapay hazırlanmış binlerce resme dalıp giderken... Kendimizi sevemezken nasıl olur da sevebiliriz zaten bir başkasını ve başkalarını? Ve kopuyoruz birbirimizden... Solup giden bir yaprak misali ayrılıyor liflerimiz... Geriye bizden bir avuç toz bile kalır mı? Şüpheli...
Anlatılacak çok şey var daha...
Ben de insanım lan!
Karanlık akıp gidiyor zoraki duvarlara tutunmaya çalışan pençelerimizin arasından... Karanlık çamur misali yığılırken üzerimize, nefes almaya çalışmak nafile... Bir şafak, bir tan yeri, bir güneşin doğuşu gibi... Sıcacık bir "merhaba"yla girdin sessiz-vedasız çıkılan hayatıma... Çok gördüm ayrılıkları ve çok gördüm yalnızlıkları.. Isıtmıyor ruhun beni... Anladım ki, güneşim değilsin... Yanımda, bu yoz duvara tırmanmaya çalışan ben gibisin... Zaman zaman dinlenir başın omuzlarımda, karanlıklarımızda boğuşuruz kendi safımızda... Anladım isa gelmeyecek... Anladım yokluk dinmeyecek, anladım karanlık geçmeyecek... Sadece omzuna başımı koyup dinlenmeme izin ver yeter...
Ben de insanım lan!
