Forum
Karşımdasın... Yazdıklarımdan habersiz, Red Alert'in coşkusuna kaptırmışsın kendini, gözlerini ayırmaksızın bakıyorsun ekrana... Gözlerini ayırmaksızın... Yanındayken bile özlemek seni... Gözlerin bir an kaybolsa gözlerimden, özlemek seni...
Çalışabilmem için hazırladığın küçük tahtımda, çift kişilik yatağımızın en köşe ucunda, laptop'um kucağımda... Fon müziğimizi ayarlayan oyunun top-tüfek sesleri arasında... "Select Target", "Enemy Units Detected". Özlüyorum seni... Kalkıp sarılsam, biliyorum ayrılmayacak gözlerin gözlerimden... Biliyorum, uzanacak ellerin, ellerimi uzattığımda... Gözlerinin ışığından uzak, sessizce izlemek seni... Aynı sen uyurken izlediğim gibi, geceleri...
Ve bir yıldız kayar, düşer dünyaya... Bir melek uyanır düşlerinden, gerçeği ile yüz-yüze kalır... Bir melek alır omuzlarına bütün ağırlığıyla... Bir melek, bir gece, uyanır... Ve bir melek, bir gece ansızın... Farkına varır.
Seni izlemek kadar, seni özlemek de güzel... Seni sevmek kadar, seni yaşamak da güzel... Seni öpmek kadar, sana sarılmak da güzel... Senin gözlerinin ışığından uzakta, elimi uzattığımda uzanacağını bilmek de güzel... Bütün bu yoklukların ağırlığında, soluk alış-verişlerini duymak güzel. Kapalıyken gözlerin, aklının bir ucunda bulunduğumu bilmek güzel... Gecenin bir köründe üstümü açtığında, donarak uyanıp sana kızmak bile güzel... Birbirimize uzak köşelere kaçtığımızda yatağımızda, filmin o en duygusal yerinde ellerini ellerimde hissetmek, o elleri hangi duygularla sımsıkı tuttuğunu bilmek güzel... Ve lanetlediğimiz o uzak kalma duygusunun korkusunda, birbirimize sığınıp bütün varlığımızla o anın tadını çıkarmaya çalışmamız... Bütün varlığımızla kendimizi "biz"e adamamız... Ve sonra bir an kafamızı "biz"den kaldırıp etrafa bakıp, yok olup gitmeleri - kana susamaları görüp "biz"e daha sıkı sarılışımız...
Ve bir yıldız kayar, düşer dünyaya... Bir melek uyanır düşlerinden, gerçeği ile yüz-yüze kalır... Bir melek alır omuzlarına bütün ağırlığıyla... Bir melek, bir gece, uyanır... Ve bir melek, bir gece ansızın... Farkına varır.
Bütün heybetiyle onun sihirli gölgesinde kurduğumuz krallığımızın...
Ben de insanım lan!
Sabah ufka gülücükler dağıtan güneşin ışığıyla gözlerimi açtım güne. Geceden kalma sigara dumanının içinden nasıl da sızmış içeriye. Yalnızlığımı sımsıkı gizlemek istediğim perdelere inat ince bir çizgiyle girmiş . Gözlerim geceden kalma yorgunluk taşıyor her bir kirpikte. Kapaklarında tonlarca ağırlık var şimdi.Anılarımla raks ettiğim yatakta birden sen geldin aklıma. Sankim gitmiştin de bunu diyorum. Benimkisi de iş işte.Hani uykuda geçirdiğim bir kaç dakika için söylüyorum. ama uzat ellerini işte seni bekliyorum gitme!!
bin schon zu alt und zähl sie doch
kein Engel kommt um euch zu rächen
Heimlich werd ich auferstehen
Gott weiß ich will kein Engel sein
Red Allert oynadığım doğrudur. İtiraf ediyorum. Ama sırf sen işini yaparken sana eve iş getirme diye kızmamak için. Sırf sen izle diye Arx Fatalis oynadığımı atlama lütfen. 40 kere üstünü örten elleri unutma kızmadan önce bir kere unutmuş onuda idare et. Ulan özlemek nedir gel bide bana sor dakika başı telefon elimde 45 YTL geldi bu ay + kaç avea bayii zengin ettim, işyerinden şutlarlar yakında. Hep aynı numara hep aynı numara.. Kavgasız günü geçmez milletin ben bulmuşum sarılmaktan başka ne yapim zaten az görüyorum onuda yapmazsak yuh artık eşşekmiyiz o kadar. Sadece işe giderken değil hastaykende ellerimin arasında olan elleri ben neden bırakayım bi söylesene? Boşver filmleri bizim herşeyimiz onlardan daha duygusal daha romantik. En azından rol yapmıyoruz değil mi? Ama genede "P.S. I Love You" güzeldi be hakkını yemeyelim... Her zaman söylüyorum ben ingilizce bilmem diye... O yüzden;
Not: Seni Seviyorum...
Akşam, bütün yorgunluğunu salar üzerime şehir... Binlerce aracın tıkılı kaldığı bir trafiğin içinde, sadece 1-2 saat yüzünü görebilmek için savaşırım yorgunluğumla, ejderhalarla savaşan amazon misali... Sırf görmek için seni... Sırf sabah uyandığımda, enseme değen dudaklarının ısıtışı için içimi... Ve kollarının sanki hiç bırakmayacakmışçasına sarılması bedenime... Isıtmak seni... Seni ısıtırken aslında ısıtmak kendimi...
Ve sabah... Rüyalara karışık masalsı saatler çalmaya başlar gündüzün korkulu iş telaşını... Kollarının arasından sıyrılıp güne doğru adım atmak mı daha zor, yoksa yanından kalkarken parçalamak mı birbirine yapışan tenimizi? Hele "ben gidiyorum" diye sessizce fısıldarken kulağına, gözlerin kapalı, kollarını uzatışın yok mu bana... .......................
Not: Seni seviyorum ![]()
Ben de insanım lan!
Çalışabilmem için hazırladığın küçük tahtımda, çift kişilik yatağımızın en köşe ucunda, laptop'um kucağımda... Fon müziğimizi ayarlayan oyunun top-tüfek sesleri arasında... "Select Target", "Enemy Units Detected". Özlüyorum seni...
dsfjkfsdjk
Gecenin bir vakti şu yazıyı okumak çok iyi geldi
Müthiş bir ayrıntı ![]()
Yalnız Dawn_Of_ReliC'in birimini anlayamadım ya. Usa desem değil. Onlar '' Ooon dı Muuv '' der durur. Yuri hiç değil. Benden habersizmi çıkarttı yohsam Red Alert yeni oyununu ![]()
Nasıl bir karanlık çöktü hüznün kanayan bileklerinden geceye... Bir anda suyun içinde eriyen ve dağılan ve yok olan hayaller misali dağıldı hayatımın tam da orta yerine. Nasıl da tam her şey ama her şey yoluna giriyor derken, bir anda tuzla buz, bir anda paramparça oldu ve etti, ve nasıl da aldı gitti? Karanlığıma doğan güneşimin sıcaklığı dışında nasıl da aldı gitti bütün o eski heveslerimi?
Gelecek ittikçe kendisine sarılmaya hasret ellerimi, adımlarım daha da büyüyecek... Varlığım yoklukla mücadele ederken, tırnaklarımla kazırım yollarımı... Tırnaklarım büyüyecek... Her adımda bir adım geri iterken hayat düşmem için, tutunup içimdeki o en inatçı oğlağın boynuzlarına, adımlarım büyüyecek... Kaldırımlara düşecek içimde büyüyen azmin gölgesi, bütün bunlar gelip geçecek... Karanlığıyla yüzleşen kasvetli gölge misali ağlayıp sızlanmalar da bitecek...
Su akar, durulur nehirler... Su akar, taşlar yerlerini bulur... Su akar... Gelip gider bütün o hüsranların boynumuza geçirdikleri yutkunmalar... Gün olur biter... Bu karanlık gün de geçer...
Ben de insanım lan!
Bugün içimde her zamankinden farksız bir huzur, mutluluk var aslında. Beni neyin yazmaya ittiği hakkında hiçbir fikrim yok. Hani belkide etrafımdaki duvarlarda, yatağımda, yorganımda, yastığımda hiçbirinde yer kalmadı içimdeki aşkı, içimdeki sevgimi yazmaya.. Bir an geliyor, kimin umurunda İstanbul bas git onun yanına.. Huzurun, sevgin, aşkın. Tanrıçanın yanına... Sarayım yine onu, sarılayım sımsıkı. Nefesini soluyayım. Sonra dayasa başını omzuma, yatsak sabaha kadar; gözümüzü bile kırpmadan..
Önceleri insanı mutlu eden tek şeyin birine karşı duyduğu aşk olduğunu düşünürdüm hep. Onun gözlerine bakıp, ne kadar mutlu olduğunu gördükten sonra anladım ki; insan, birinin onun sayesinde hatta belkide sadece onun yüzünden mutlu olduğunu hissettiğinde gerçekten mutlu oluyor.
Şimdi yatmıştır yatağına. O derin gözleri yarı kapalı uyumaya çalışıyordur. Ama biliyorum, oda uyuyamıyor.. Bu özlem, hasret onada düşündürüyordur birlikte olduğumuz zamanları. Sonra ufak ufak gülümsüyordur, düşündükçe kaçamak sevişmelerimizi.. Belki, kimsenin orada olmadığını bile bile çekiniyordur birileri bakıyormu acaba diye. Eh utandığında yanakları kızarır, gözlerini elleriyle kapatırdı. O an ki masumluğu, çocukluğu çok hoşuma giderdi. Sarılırdım, konuşamazdı utangaçlığından. Bende susar, eşlik ederdim suskunluğuna. Aralarda onun yüzüne bakardım, kızarıklığı geçmemiş utangaç gözlerle bakardı etrafına..
Bu özlem, hasret aslında ayrı bir güç veriyor insana. Herşeyden sıyrılıp bir araya geldiğimizde ayrı bir mutluluk sarıyor insanı. O an dünyalar gelmiyor insanın aklına. O an, sadece ''o'' var olur düşüncelerde, kalpte.. Küçüklükten beri inandırdıkları tanrının bu kadar güzel olduğunu hiç tahmin etmemiştim ben..
Bu basit kelimelerimle her ne kadar anlatamasamda ona olan sevgimi, o bunu hissedebiliyor biliyorum...
The Broadcast like their prayers went unanswered and ignored
god, like the rest of the world, just watched in silence
Hayat alıp gidiyor bedenlerimizi akıp giderken zamanların körpe vicdanlarına... Hayat akıp giderken binbir işkenceyle örtüyor yüzlerimizdeki geçmiş izleri, yenileriyle, kırışıklarla... Hayat sürüklerken peşinden başka korkulara - ızdıraplara ya da girdaplara, karanlık yağıyor avuçlarımıza lapa lapa... Her adım başka yara, her adım başka kara...
Nereye sürüklüyorsun beni? Bir sonraki adımda, bir başka senaryoda, kimim neyim belli mi? Karanlığın tam orta yerine dikilmiş mum misali aydınlatırken güneşim - meleğim beni, uzaklarına düşemem - fırtınalardan sakınırım kendimi...
Değişmeyen tek şey değişimdir. Değişimin değişik versiyonlarında değiştirilemez bir korku gizlidir... Her adımın ardından çıkan tok ve kararlı gürültü misali, takip eder beni melek, geleceğimi çizmeye meyilli, değişimi en derinden değiştirmeye hevesli...
Ben de insanım lan!
ece abla yazmaya başlamış gene
kendimi dışlanmış hissettim siteden feci..yabancılaşmış felan...
Yürüyen Kapris
Yolda yürüyorum aklımda sen.
Eve geliyor, oturuyorum aklımda sen.
Yemek yiyorum aklımda sen.
Okula gidiyorum her zamanki gibi aklımda yine sen...
Hani sanki düşüncelerimin oluştuğu yerde duruyorsun
Ne geçerse geçsin arasına katılıyorsun..
Ama en güzelide, hiç bitmiyorsun..
The Broadcast like their prayers went unanswered and ignored
god, like the rest of the world, just watched in silence
bir yerlerde ışığını kaybettiğin anda başın üstünde yükselen o karanlık ben olacağım. gölgem üstünden kalkmasın hiç... ben sana sen bana ...
*uç uç zaman...
Yağmur umuduyla bekliyorum hep bir sonraki saniyeyi çünkü bir tek ona anlatabiliyorum derdimi ve bir tek onun yanında ağlayabiliyorum hıçkıra hıçkıra. Ve sadece yağmur yağdığında dinleyebiliyorum dünyanın en güzel şarkısını...
Yalan diyorsun her şey; sen, ben, biz, herkes yalan. Peki gerçek değilmiydi akan bu gözyaşları ve boşamıydı o anlık göz temasları...?
Şimdi ben ölümünü bekleyen bir mahkum gibi her şeyi bir yana bırakıp o son soruyu düşünüyorum ve sen hayatımın bağlı olduğu ipin ucu elinde olan bir cellat gibi vereceğim cevabı...
bin schon zu alt und zähl sie doch
kein Engel kommt um euch zu rächen
Heimlich werd ich auferstehen
Gott weiß ich will kein Engel sein
Seni izliyorum...İdam tahtasında duran o narin vücudunu.Bir sana bakıyorum bir elimdeki baltaya.Sonra farkediyorum ki ben bunu yapamam.Gözyaşlarımın tuzu yüzümdeki yaraları yakarken bilincim bulanıklaşıyor ve baltayı elimden düşürüyorum.Balta düşerken önce sağ elimin parmaklarını, sonrada ayaklarımın topuktan ilerisini alıp gidiyor.Ama sadece onları değil tüm kötü hayallerimide kesip alıyor...
Mutluluktan ağlıyorum artık...
umut düşmedikçe nüfustan da kayıt düşmezmiş...
nüfustan kaydın düştüğü an .. ki o an ölümün ismi artık resmileşirmiş...
umudun yitirilmemecesine hitaben...
her gün bir umut doğuverir...

