Forum
Çocuk
Tarihin bilinmedik çağlarında, en azından benim bilmediğim çağlarda, ben de çocuktum bir çokları gibi. Ve ben de sorular sormanın birincil vazifem olduğunu düşünürdüm.. Anne bu ne? Baba bu niye böyle? Ben ne zaman büyüyeceğim? gibisinden binlerce soru.. Belki de milyonlarca sorudur da ben sayamamışımdır.. Ne de olsa çocuktum el kadar.
Yolum karanlıktı. Sorduğum her soru bir kibrit ateşiydi ufak çapta bir ateş yakmak için. Kibriti çakmak bendendi, ateşi harmanlamak benden bir kaç asır önde olan büyüklerden. Ama çoğu sorum ağzıma tıkılırdı hep. Yaptığım her şeye bir neden bulunurdu, özgürlüğümü alırlardı elimden. Özgürlüğün bile ne olduğunu bilmezdim de, yaşadığımı özgürlük sanırdım. Savunmasızdım onların gözlerinde ben, onlarsız yapamazdım. Haklılardı belki de. Hakikati bilmiyorum. Çünkü hep onlarla birlikteydim. Tek gerçek onlardı benim için. Onların söyledikleri her şey tartışmasız doğruydu. Öyle olmak zorundaydı.
Sokakta birkaç çocuk bir araya gelince babalarımızın taklidini yapardık. Herkes kendi babasını tutardı. Diğer babaların hiçbir önemi yoktu. Söylediklerinin de. Herkesin doğrusu kendi babasının söylediğiydi. Kavgaya tutuşanca da bir zaman sonra, yine babaları öne sürerdik. Benim babam senin babanı döver, lafı en çok telaffuz edilen laftı. Babalarımızı arenaya atıp dövüştürmek isterdik. Herkes emindi babasından. Her baba kahramanıydı çocuğunun. Kahramanlar yenilmezdi.
Kahramanlar yalan söylemezdi.. Kahramanlar ölmezdi..
Tarihin bilinmedik çağlarında bir gün, bir arkadaşımın babasının ölüm haberi gelmişti. Kahraman ölmüştü. Nasıl olurdu ama. Nasıl olurdu da ölürdü kahraman, düşerdi kılıcı. O çocuk ne yapardı sonra. Kimi dövüştürürdü sokakta diğer çocukların babalarına karşı. Kimin söylediklerini doğru kabul edecekti artık.. O çocukla bir daha babalarımızı dövüştürmedik...
Sorular sormaya devam ediyordum cevaplar almak için. Ama çoğu soruma, çoğu hareketime 'ayıp' dediler. Ayıp nedir, dedim. Büyüyünce öğrenirsin, dediler. Ayıbın ne demek olduğunu öğrenemesem de çocukluğum boyu, yine de çok önemli bir şey olduğunu anlamıştım. Hareketlerimin çoğunu engelleyen bir duvardı o. Boyu benden büyüktü onun. Benden güçlüydü. Belki de babamdan bile güçlüydü. Korkutuyordu beni. Büyümeyi en çok 'ayıp' ile karşılaşmak için istedim.
Derken büyüdüm bir zaman sonra. Okullara gittim, kitaplar okudum. Kuşandım da bir güzel, karşısına çıkmak için ayıbın, bir de baktım ki onun da bir babası varmış 'ahlak' adında. Daha bir çetin, daha bir güçlü. Büyüklerin bile elini kolunu bağlıyor yeri gelince. Dövüşemedim onunla. Kaçtım.. Çekildim bir kenara. Ahlak'tan habersiz günahlar büyüttüm. Derken bir de 'din' çıktı karşıma, ahlakın kardeşi. Sordum soruşturdum, kimi ahlak dinden olmadır, dedi, kimi ise din ahlaktan. Yumurta ve tavuk sorusunu bile çözememişken, bir de bu çıktı karşıma. Çok ağır geldi bana, hiç bulaşmadım.
Kaçmak istedim daha bir uzağa. Saklanmak istedim. Yanlış yer seçmişim saklanmak için, bilemedim. Kalabalığa karışmayı denedim. Beni burada bulamazlar sandım. Meğersem, burdan beslenirmiş bu iki kardeş. Beni bulmaları zor olmadı. Bindiğim otobüste, okuduğum gazetede, oturduğum bir park köşesinde. Her yerde onlar vardı. Kaçmak imkansız. Saklanmak faydasız.
Seni de onlardan kaçmaya çalışırken tanıdım. Seni tanıdıkça daha bir kaçmak istedim. Seni de yanımda götürmek tabi.
Ve sana sormak istemiştim hep şunu ;
-Ayıbın, ahlakın ve de dinin olmadığı bir yaşam kuruyorum kendime, gelmek ister misin?
----- tarih : Senden Sonra
----- yer : İzmir
Thanks God!. There is Nothing I Can Do
çok güzel bir yazı ya.. mükemmel yazmışsın..
Ruhum, bedenime tutsak daha fazla acı çekmeden, ölüm diliyor.. bense onun için hiçbir şey yapamıyorum.. içim acıyor.. yırtılıyorum... bedenim yaralı, ruhum isyanda... yaşamak değil, ölüm çare bana...
sanırım bu arkadaşımız diğer yazılarnı yazmayarak bizi mahrum etmemeli o yüzden kızmasın ben ekliyim dedim bunlar daha güzel geldi
Vicdan Azabı
--------------------------------------------------------------------------------
Kapıda belirdiğimde söyleyeceğim sözleri ben de bilmiyordum. O tahmin ediyordu,
ya da ben öyle zannediyordum... Batmakta olan güneşin aydınlattığı yüzünü net
bir şekilde görünceye kadar ona yaklaştım. Aramızda üç adımdan az bir mesafe
kalmıştı. Nefes almalarını duyuyordum. Benim atan kalbimin sesiyle düet
yapıyordu sanki. Gözlerime bakıyordu. Derken dudaklarımdan kelimeler dökülmeye
başladı.
"Yaralar kapanmak üzere açılırlar. Vicdan azapları ise asla kapanmazlar. Sana
verdiğim her bir yara, her bir kanlı çizik, yarım yamalak bir hatıra olup
bilincinin bir köşesinde eskiyecek. Sana, bende yara açmak için zaman versem, bu
sefer sana en derininden bir vicdan azabı bırakacağım. Kapanmayacak. Her aklına
geldiğinde ölmeyi dileyeceksin. Ölemeyeceksin üstelik. Düzeltmeye çalışacaksın,
olmayacak. Bir paradoksa sürükleneceksin, asla çıkamadığın, asla birinin seni
çıkartamadığı. Vicdan azabın kapanmayan bir yara halini alacak. Sana bunu
yapmaya hakkım yok. Yarayı sana, vicdan azabını kendime armağan ediyorum"
Sustum. Bir süre o da sustu. Gözlerimden akan yaşlar, onun gözlerinden akan
yaşlardan sonra yere ulaşıyordu. Sessizliği hıçkırığı bozdu. Ses bir bıçak gibi
kalbime saplandı. Öldüğümü sandım.
Sessizlik...
Gözlerimi kapattım. Kapalı gözlerimden yaşlar hala akıyordu.
Güneş batmıştı. Karanlık.
Boynuma sarılmasını hissettim. Öyle sıkı sarıyordu ki, asla bırakmaya niyeti
yokmuşçasına. Söylediklerimin yalan olmasını diler gibi. Bir rüyadan uyanmaya
çalışır gibi.
Artık hıçıkırıkları kulağımın dibindeydi. Gözlerinden süzülen yaşlar, benim
yaşlarıma karışıyordu. Hıçkırıkların arasından belli belirsiz bir kaç cümle
çıktı :
"Seni unutacağımımı sanıyorsun. Bu yaranın kapanacağınımı sanıyorsun.
Bencilliğimi sencilliğin üzerine kurmadığımımı sanıyorsun..."
Artık hıçkırıkların kalbimi tuzla buz eden sesi daha ağır çıkıyordu. Kolları
daha bir sıkıydı. Derken kollarım bana ihanet edip boynunu sardı. Kum saati
devrilmiş, zaman durmuştu. Derken kolları ve kollarım yavaşça gevşedi. Yüzümü,
yüzüne döndüm. İki avcunu iki elimin arasına aldım. Nemli gözlerimle, nemli
gözlerine baktım... Hıçkırıklar azaldı. Söyleyeceklerimi bekler gibi bir hali
vardı, ıslak mavi gözlerinin... Yalvarırım konuş, diyorlardı. Yalvarırım
konuş...
"Seni o kadar çok seviyorum ki, sana bu iyiliği yapıyorum... Zamanla acıların
azalacak. Benimkilerse katlanarak artacak. Belki, bundan sonra aynaya
bakamaycağım. Vicdan azabı her gün kalbimi ve beynimi kemirecek. Her gün
büyüyecek. Her gün büyüyeceksin gözlerimde. Bense bir nokta olacağım senin
gözlerinde bir zaman sonra. O zaman beni anlaman dileği..." Cümlemi tamamlamamı
engelleyen dudaklarıma yapışan dudakları olmuştu. Devrik kum saati şimdi
paramparçaydı. Zaman bu sefer durmamış, tamamen yok olmuştu sanki.
Gözlerimi açtığımda yeniden gözlerim gözlerine değdi... Sağ eliyle acemice göz
yaşlarını silmeye çalışıyordu. Az önce beni saran kolları, bu sefer beni iki
adım geriye atan bir hamle yapmıştı. Ve ardından zamanı yok eden dudaklarında
bir isyan vardı... "GİT!. Allahın belası git artık..."
Kapının ağzına geldiğimde, yüzünü belli belirsiz seçiyordum. Elleri, akan göz
yaşlarının yere ulaşmasını engellemek için sürekli bir çaba içindeydi. Sokak
lambalarının aydınlattığı sokağı göz yaşlarımla ıslatmak için kapıdan çıktım.
Kapının kapanma sesi, onun hıçkırıkları arasında kayboldu...
Ruhsal Tadilat - 1
--------------------------------------------------------------------------------
Geceyarısı düşlerim vardı, ayrıntısı bol olan. Çünkü hayat ayrıntılarda saklı..
Benim düşlerimde de hayat vardı..
Geceyarısı düşleri üşümeden başlamazdı. soğuğu hissedeceksin önce. Soba yarım yamalak yanacak.. Parmak uçların ısınabilecek ancak. Sonra elektrikler kesilecek aniden, dışardan rüzgarın sesi gelecek. Ürpereceksin bir an için. Sonra yatağına gireceksin, sarılacaksın yorgana. Ama soğuk olacak yorgan. Yavaş yavaş ısınacak... Derken kulaklarında bir keman çalmaya başlayacak. Dinleyeceksin usulce. Sonra piyano girecek... Ve ardından "My Dying Bride" grubunun vokalisti girecek ağlamaklı sesiyle... Ama o söylemeyecek şarkıyı... Sen söyleyeceksin... Kemanı çalan da sensin, piyanist de sen. Ve koskaca salonda, bu enfes müzik şölenini dinleyen tek şanslı kişi yine sen olacaksın...
Derken sabah olacak. Pijamalarını çıkartıp gardroba koyacaksın... Geceyarısı
düşlerini de yanına...
be_off iyiki yazmışsın bu yazılarıda gerçekten çok güzel.. çok kötü oldum ya :'(
Ruhum, bedenime tutsak daha fazla acı çekmeden, ölüm diliyor.. bense onun için hiçbir şey yapamıyorum.. içim acıyor.. yırtılıyorum... bedenim yaralı, ruhum isyanda... yaşamak değil, ölüm çare bana...
sanıyorum arkadşımızın adı baran yurdakul gerçi o söyler ama ben not ediim dedimbe_off iyiki yazmışsın bu yazılarıda gerçekten çok güzel.. çok kötü oldum ya :'(
