Forum
Ne kadar geç olsa da, ne kadar yalnızlık koksa da giysilerim söyleyeceğim hissettiklerimi. Hayat zaten bir fahişenin trajik-komik günlüğü gibi… Sonsuzluğun römorkuna bağlı yaşamlarımız dengesiz bir manevra misali. Hiç bir şey için hazır olmak gerekmez. Hiç bir şeyin tam olması gerekmez. Her şey yarım, her şey eksik olsa da önemli olan hayatta iken devinmektir insanca. Uzak bir ihtimal olsa da tanrı bazen yanı başına gelir bekli de. Fazla mühim değildir gene de bu. Soracağın çok soru, alınacak çok soru vardır daha. Kaybetmeyi düşünen değil; onu yaşayan bilebilir sadece. Ve tanrı kaybetmenin ne demek olduğunu asla bilemez. Bir şarap şişesine sormalıdır insan gerçekten kaybetmenin ne demek oluğunu. Her an ve sessizce. Bir “boşluğun” içinde aramalıdır insan kendini, sevmeyi ve yokoluşunu. Umduğunu sandığın hayallerin evdeki kapının koluna takılabilir. Orada bırakabilirsin her an bir parçanı, bir anını. Dikkat etmek gerekir.
Gece olunca yanında belirir, sana eğilir. Dudakları kıpkırmızıdır. Belki de akşam birilerinin kanını emmiştir. Korkarsın.Ve şöyle der sana:
- “Yalnızlığını paylaşmaya geldim. Ver bana kırıntılarını.”
Hiçbir şey söylememek en iyisidir o onda. Kalkıp gitmesini beklemek en iyisidir. Çünkü gerçek o mudur, yoksa sen misindir bilemezsin. İğrenç hissedersin kendini. Kirlenmiştir ruhun. Bir vagona atlarsın. Arkana bakmadan. Bulutlar gelir seninle birlikte ve sıkılmaz artık canın çünkü; istediğin rolü seçebilirsin artık: vagon, insan, bulut, hüzün, aşk, ne istiyorsan onu olabilirsin. Ne hissediyorsan onu olabilirsin. Neye inanmak istiyorsan onu olursun.
Yağmur bulutları kapladığında varmak istediğin şehrin köprülerini, uykun geldiğinde ve elindeki şarabın bittiğini anladığında sona yaklaşmışsındır. İhtimalleri ortadan kaldırırsın ve yapmak istemediğin, belki de dilinin bir türlü varmak istemediği şeyleri söylersin bir anda, usulca:
- “Yalnızlık paylaşılmaz. Paylaşılsa adı yalnızlık olmaz.”
Hiçbir şey yapmamak en akıllıca harekettir o anda. Dudağına hafif yıkılmış, biraz ukala, biraz küstahça sırıtmanı takınırsın, ellerini montunun cebine sokarsın, karanlıkta ve soğukta, sessizce sokağın karanlığına karışırsın arkana bakmadan varmak istediğin şehrin garında.Yaşadığının, soluk aldığının farkına varırken bir yandan da içinden olmasını dileğin şeyleri geçirirsin:
- Bir “hiç’le” varoldun ve bununla yok olacaksın küçük bir kız çocuğunun gülüşünde, ”boşlukta”…
Eylül 2006
Play the piano drunk like a percussion instrument until the fingers begin to bleed a bit!
