İçeriğe geç

Bu yazı eski sitenin köşe yazıları arşivinde yayımlanmıştı.

Yalnızlık

Günler, aylar veya yıllar hiçbir anlamları yoktur o eski tozlanmış dört duvar arasında. Sadece yalnızlığın soğuk örtüsünün altında kısılıp kalmış hayalle vardır.

Bu anlar ne kadar da zordur! Acılarla kaplıyken, aynı zamanda da mutluluk verici olurlar! Umut edebilmenin eksikliğinde duyguların sıcaklığından yoksun, bir kış gecesi kadar soğuk gün batımı kadar gri.

Yalnızlık kötüdür düşüncesi zaman enjektörüyle yıllar boyunca ruhumuz enjekte edilmiştir. Hayat yalnız yaşanmaz dinlediğimiz her şarkıda, okuduğumuz her sayfada satır aralarına saklanmıştır. Farkındalık çitinin diğer tarafında nelerin var olduğu bilinebilir mi?

Tüm varoluşlara yalızlığın korkusu hakimdir. Bilinç onun kölesidir, kötü bir yönetimle sadece hatalara yönlendirir. Anlık yalnızlığın korkusu başarısız ilişkilere yol açabilir. Bir anlık mutluluk için bir ömür nasıl körü körüne feda edilebilir?

Anlık bir mutluluk için heba edilen ömürler, anı yaşamak için çürümeye mahkum olan bir gelecek veya geçici hevesler uğruna yok olan umutlar.

Hayal edebilme, yarını öngörebilme yetisinden yoksunluk bir sonun başlangıcı değimlidir?

Hayatı uzun ve engebeli bir yol olarak düşünürsek, bu yolda ilerleyen iki yolcu profiliyle karşılaşırız. Bu profillerin genel özelliklerinden ziyade onların yolcuklarını aydınlatmamız gerektiğini düşünmekteyim.

Yolculuğun bazı bölümlerinde ilerlemek oldukça kolaydır, daha az çaba gerektirir. Bir sokak lambasının altındaki banklar örnek olarak gösterilebilir. Her zaman olduğu gibi buralarda insanlar toplanır.

Buraya kadar günlük gülistanlıkmış gibi görünen yolumuza bazı detaylar daha eklemek gerekir. Hayat bu kadar güzel veya bu kadar kolay olamaz. Belki olmamalıdır da.

Bazı lambaların çalışmadığını ve dolayısıyla yolun bir bölümünün karanlık olduğunu varsayalım. Karşımıza iki durum ortaya çıkar; birincisi daha aydınlık ve nispeten güvenli olan bölüm, diğeri ise daha karanlık ve bilinmezlikle dolu madalyonun öteki yüzü.

İki çeşit yolcudan bahsetmiştik ve birincisini incelemeye almıştık. Devam etmek gerekirse, elimize yolcuların neden sokak lambalarının göreceli güvenliğini seçtiğine dair ipuçları geçti; bilinmezliğin korkusu ve bilinebilenin güvenilirliği.

Bu teoriye birde yolcuların yapıları itibariyle içinde bulundukları durum ne kadar kötü olursa olsun, daha kötüsünün bulunabilirliğine dair korkuları sebebiyle, mevcut durumlarını muhafaza ederler.

Aslında o kadar ilginçtirler ki! Daha iyiye ulaşabilmek varken buldukları göreceli mutluluklara hapis ederler kendilerini. Bilinmezliğin korkusunu bir pranga misali vururlar ruhlarına.

Son olarak bu yolcuğa çevresel dinamikleri “mevsimler” başlığıyla eklemek istiyorum.

Basite indirgeyip etkilerini şu şekilde sıralayabiliriz; nasıl mevsim değişiklerinde bireyler konum değiştirmeye zorlanırsa aynısı yolculuklar içinde geçerlidir. Bunun sonucunda da yolcular göreceli güvenliklerini terk etmek zorunda kalırlar.

Elimize geçen bu sonucu yolcuların barınma sebepleriyle birleştirirsek, yolcuların küçük zorluklardan kaçabilmek için yeni bir gece lambasına doğru yolculuk ederler ve bir diğerine.

Yolculuk her ne kadar normal bir süreçmiş gibi görünse de asıl sorun, gruplar halinde yaşamaya alışkın bireylerin yolun karanlık tarafına adım attıklarında ortaya çıkar. Karanlıktan kurtulabilmek için ilerlemek yerine sönmüş bir sokak lambasının altına oturup, büyük bir korkuyla birlikte yeniden yanmasını beklerler. Sahip oldukları her şey gibi ilişkileri de görecelidir. Tek bir duygu hakimdir “yalnızlık”

Birinci guruptan bahsetmişken, ikinci gruba ve onların yolculuklarına da kısaca değinmek istiyorum. Onlar sokak lambalarının altında çok fazla zaman harcamazlar, büyük çoğunluk kısa molalarda tanımayı seçmişken hayatı. Onlar diğerlerinin aksine bilinçli bir yalnızlık yaşamayı seçmişlerdir, istemli veya istemsiz.

Zamanla kaldırım taşlarının altında özenle saklanmış bilgiyi ve mutluluğu keşfederler, bu esnada birçok kez gizlenmiş akrepler tarafında sokulmalarına rağmen. Ayrıca diğerlerinin aksine umutları ve hayalleri de eşlik eder onlara. Belki de en büyük kazançları ışıklar kararıncaya kadar süren ilişkiler yerine, karalığı dahi aydınlatabilecek ilişkilere sahip olabilmeleridir. Yalnızlıklıları sadece serin esen bir rüzgarla birlikte gelen ürpertiler gibidir.

Yorum yaz