İçeriğe geç

Gülümse

Uykularınızın ay ışığının ardına gizlendiği olmuş mudur size de hiç? Ya da başınızı ellerinizin arasına alıp dalgın dalgın denizi seyrederken bir solukta zamanın geçtiği? Farkına vardığınızdaysa senelerin çoktan yitirilip gitmiş olduğunu görüyorsunuzdur zaten. Oysa o an hiç bitmesin demişizdir, oysa hep orda kalmanın savaşını vermeye ne kadar da hazırızdır değil mi?

Soğuk kaldırım taşlarında veya ıslak kumların üstünde çıplak ayaklarımızla saatlerce yürümeyi, yağmurun altında hasta olmanın kaygısından uzak saatlerce dans edip zamanı durdurmayı hangimiz hayal etmemiştir? Gökyüzünde martıların dansını izlemekten kim zevk almamıştır?

Üşüyorum artık, düşündükçe geçen zamanı içim üşüyor… Korkularım artıyor. Hep gece olsun istiyorum, güneş hiç doğmasın. Her gece yağmur yağıyor odamın penceresinden. Yüreğim eşlik ediyor yağmur damlalarının ritmine. Her yağmur damlası yere düşüşünde sanki benim yerime ağladığını haykırıyor.

Hayatımız düğümlerle dolu oldu. Karmakarışık, bunaltıcı ve çözümü olmayan… Bir ömür akıp gider oldu avuçlarımızdan. Eskisi gibi bakamaz olduk gökyüzüne, yağmura, sevdalara… Anların ‘anlar’ da kaybolduğunu görmek kaçınılmaz oldu. Yüreğimizdeki acıyı bizden alıp başka yüreklere taşıyordu zaman ve biz hiç bir şey yapamaz olmuştuk. Sanki çöl ortasındaydık ve cesaretimiz yoktu sahramızı bulmaya. Yaşamın adil olmadığını korkusuzca haykırır olduk, zaten korkmadan yapabildiğimiz en güzel şeyde buydu. Diğer her şey korkularımızın kurbanı olmuştu.

Peki, yaşamak bu kadar mı zordu? Hepimizin keyif aldığı ve büyük ortak noktamız olan müziği, yaşama benzeteniniz oldu mu hiç? Gerçekten öyle değil mi? Yani müzik gibi sanki yaşamak. Hiç ummadığımız bir anda tıpkı müzik gibi kanatmıyor mu yüreğinizi? Yoksa doğmak ve ölmek kadar basit mi yaşamı tanımlamak? Ya da Tanrı’ya mı bağlamak lazım her şeyi kaçmak için sorularımızdan? Belki de sevgiliye hiç kavuşamamaktır yaşam? Ya da dostlarımızın bizi terk etmesidir? Sonbaharda yaprakların savrulması da olabilir yaşam dediğimiz kargaşa. Belki de… Sıcak bir oda da yüreğimizin donmasıdır sevgisizlikten! Bilemiyorum…

Sabah olmak üzere… Odamın penceresinden güneş kendini göstereceğinin haberini veriyor. Sıkıca kapamalıyım panjurlarımı gün doğmadan. İşte bir gün daha bitti. Yeni bir gün başlıyor. Şimdi bir kâbusa usulca sızsam da sabah daha büyük bir kâbusa uyanacağımı iyi biliyorum. Zaman kendini ne kadar çabuk yiyip bitirir oldu, diye soruyorum kendime? Belki de zamanın bitirdiği bizizdir, kim bilir… Bu kadar karışık mı yaşam ve zaman? Bildiğim gerçek şu ki, zaman akıp gidiyor olabildiğince hızlı bir şekilde. Bizim yaptığımız ise günü yakalamaktan başka bir şey değil. Güzel olanı, daha iyiyi olanı yakalamak için çabalıyoruz hep. Peki ya geride bıraktığımız günler? Onların hiç mi önemi yok? En sevdiğimiz şarkının içinde de mi yer almıyor küçük bir anımız? Bakmaya doyamadığımız herhangi bir resmin içinde bir renkte değil mi geçmişimizden bir kare? Belki tanımadığımız birinin gözlerinde gizlidir geçmişten bugüne savrulan nefesimiz!

Hep isyan dolu sözcükler savurduk hayata. Gölgelerin arkasına saklanıp yaşlandık sonunda. Ama biliyorum şimdi sırası değil… Hüzün getirmeyeceğim yazımın sonuna. Umudumu yitirmediğimi göstermek için sana… Haykırışım çığlık olup aksın yüreğine…

Ne kadar da acımasızmışız meğer bize gelen güzelliklere
Nice sevdalar dağlara sırtını dönmüş gözyaşı içinde
Hüznüm ve acım hep benimle…
Ben yapamadım en azından sen dene
Işık ol, ak yüreklere…
Tam sırası bence, Hadi Gülümse…

Belzebul Dip not: Duygularını ve fikirlerini esirgemediğin için sağol.

2 yorum

Yorum yaz