İçeriğe geç

Diablo Swing Orchestra – Sing-Along Song

MetalTR.NET4 dk okuma12 okunma1 yorum
10/10
İnceleyen: ImpLosioN

Biraz Rock.. Biraz Klasik. Biraz Jazz. Hepsinden ortaya karışık tabii ki senfonik? Biraz Soprano. Biraz Kirli, biraz Temiz Vokaller.

Evet evet. Hepsinin birleşiminden oluşan bir grup. Diablo Swing Orchestra.

The Butcher’s Ballroom albümlerinden beri baya bir süre geçmişti ki 2009 en iyi albümleri arasında gördüm albüm adını.Nasıl görmemişim

diye kendime çok kızdım ama iş işten geçti tabii ki.

Albümü hemen edindim ve dinlemeye koyuldum ( malesef henüz orjinal alamadım. Ama ay başında istedeceğim 🙂 )

Grubu hiç bilmeyenler için kısa bir biyografi da koyayım. Çünkü bu grubu çok az kişini bildiğini biliyorum.. En azından herkese

tanıtalım..

Diablo swing orchestra’nın tarihi 1501 yılının İsveç’ ine dayanır, tarihin diğerleri gibi çalmayan bir orkestranın

hikayesini anlattığı yere. Çekici ve ilahi müzikleriyle ülkenin her yerinden ezilmiş insanları bir araya topladılar ve toplumun her

sosyal sınıfından insan onları yüreğine kabul etti. Yapıtları kısa sürede hırçın ve kuvvetli olarak nam saldı ve orkestra çevresinde

kendilerine bağlı bir kitle oluşturdu.

16yy.’ın ikinci yarısında saraylıların diktatöryal yönetimine karşı eleştiriler had safhaya varmıştı. Bağışlar ve topraklarının

gelirleri nedeniyle kilise son derece zengin bir kurum olmuştu,ve parayı yalnızca güçlerini arttırmak için kullanmaları insanların

arasında hoşnutsuzluk yaratmaya başlamıştı. Orkestra bir çok insana hayatlarındaki günlük olaylarla baş edebilmeleri için yeni bir yol

sunmuştu.

Kilise onların halk üzerindeki gücünün ne kadar arttığını gördü ve orkestrayı hain olarak nitelendirdi, onların niyetlerinin iyilik

dışında her şey olduğunu söyledi. Orkestranın hoş karşılanmamasının sebebi müziklerinde genellikle kendi “aşırı” hayat tarzlarını

öğütlemeleriydi. Kilise ayinleri sırasında papazlar, müziklerinin hristiyanlığa bir saldırı olduğu iftiralarını attılar. Her nasılsa

orkestranın popülaritesini düşürmeye yönelik bu saldırılar başarısız oldu, kilise insanları eski gücüne inandırmak için daha çaresiz

girişimlerde bulundu. “Şeytanının orkestrası” kullandıkları slogan oldu ve orkestranın üyeleri şeytana tapanlardan, şeytanın dölüne

kadar birçok iftiraya uğradılar. Bu isim zaman içinde tutuldu ve orkestranın popüler ismi halini aldı. Bu çabaları boşa çıkan kilise

onları cinayetle suçladı ve acımasız bir insan avı başladı. İki yıl içinde orkestra kanun kaçakları gibi yaşadı ve her defasında

yalnızca sınırlı sayıda insana ambarlar ve kötü yerlerde çalmaya başladı. Ne mutlu ki cömert insanlar onlara daima kalacak yer ve

yiyecek sağladılar.

Yakalama emri çıkartan kilise orkestranın yakalanmasını sağlayacak bilgiyi getirene ödül vaat etti. Bu ödül o kadar yüksekti ki

orkestra kaçaklar olarak yaşamaktan yorulmuş ve bitkin düşmüştü, ve bunun artık bir son bulması gerektiğini anlamıştı. Yakında

birilerinin onların yerini açıklamasının an meselesi olduğunu biliyorlardı ve bu yüzden kendileri teslim olmaya karar verdi.

Ama bunu yapmadan önce hepsi soylarından gelenlere 500 yıl içinde orkestrayı tekrar kurup kaldıkları yerden devam ederek “felsefi-

kışkırtıcı” müzik yapmaları görevini veren altı mühürlü zarf hazırlandı ve ailelerinin güvenilenlerine teslim etti.

Verecekleri son konseri halka “muhteşem final” olarak duyurdular. Binlerce insan toplandı ve gürültüden neredeyse kimse müziği

duyamıyordu, bu kadar büyük bir kalabalığa çalmakla tarihte en çok konuşulan gösterilerden biri oldu. Büyük kalabalığın sayesinde

silahlı askerlerin sahneye varmasına rağmen son şarkılarına kadar çalmalarına izin verildi. Ardından tutuklandılar ve hapse atıldılar

sonra ise hepsi asılarak idam edildi.

2003 yılında Stockholm’de kazayla bir araya gelen gerçek orkestra üyelerinin soyundan olan iki kişi bir müzik markette karşılaşır gelir

ve müzik hakkında tartışırlar. Sonra ikisi de eski atalarından kalan ve “şeytanın orkestrası”nı nasıl tekrar bir araya getireceklerini

yazan birer mektup alırlar. İkisi de çok heyecanlanırlar ve üç aylık bir sürede geri kalan varisleri bulurlar.

Ne yazık ki orijinal şarkıların notaları 1503 yılında kilise tarafından el konulup yakılmıştır. Böylece müzik üstadı orkestramızın ne

çalacakları hakkında hiç bir ip ucu yoktu. Dikkatli çalışmalar sonucunda orkestranın yapacağı müziğin geçmiştekinin modern versiyonu

olması gerektiğine karar verdiler. Annlouice grubun solisti olarak seçildi onun meleksi ve operavari sesi müziğe mükemmel bir atmosfer

kattı. Pontus’un dans müziği ve programlamadaki yetenekleri orkestranın aranjmanında daha gerçekçi bir ses vermek için işe yaradı ve

o,grubun söz yazarı olan Danielle birlikte gitarları üstlendi. Andy, mix aşamasına funk temelli bass vuruşları ile groove ekledi. (

burada tam çeviremediğim müzikal terimler var ). Andreas’ın enerjik davullarıyla şarkıları daha ritmik hale geldi. Andres’le birlikte

grubun kurucu temelini oluşturdular. Johannes’in teorik bilgileri ve şaşırtıcı tekniğinin birleşimiyle çaldığı hissi çellosu sayesinde

grubun vazgeçilmezi oldu.

Hepsi birlikte DİABLO SWİNG ORCHESTRA ismine karşılık geldiler ve atalarının onurları ve miraslarını sürdürdüler.

Girişte klasik bir selamlama şeklinde hafif tonlarda bir parçayla seyirciyi işitsel bir şölene hazırlıyor. Albümün büyük bölümünde

olduğu gibi girişte de Pontus Mantefors çok ciddi efektler katmış. Özellikle Johannes Bergion ile birlikte çello & efekt olayında

parçayı bırakıp sadece seslere odaklanıyorsunuz. Ama o ara ya ince bir ses olarak; Annlouice Loegdlund i duyuyorsunuz. Ya da arkadan

kont edasıyla; Daniel Håkansson i. Genelde Daniel şarkılarını söylerken Andreas Halvardsson üstün performansı ile bateri ile birlikte

eşlik ediyor. Ortalama her parçanın sonunda tüm ekip arkadaşları bir anda coşuyor ve ortaya tam bir cümbüş çıkıyor.Fakat bu cümbüş bir

metal müzik tarzında değil Jazz tarzında olduğu için ortada çok ilginç ve dinlemekten zevk aldığınız bir albüm ortaya çıkıyor.

1. A Tap Dancer’s Dilemma 5:12

2. Rancid Romance 4:27
3. Lucy Fears The Morning Star 6:34

4. Bedlam Sticks 3:29
5. New World Windows 5:56
6. Siberian Love Affairs 0:58

7. Vodka Inferno 4:08
8. Memoirs Of A Roadkill 3:30

9. Ricera Dell’anima 5:34
10. Stratosphere Seranade

Parçaların içerisinde türlü türlü enstürmanlar serpiştirilmiş..Bunlardan en güzel harmanlanmasıda Elektro Gitar ile Saksafon birleşimi

olmuş. Albümün ortalam sesi kafanızda canlanmıştır muhtemelen.. Değil mi? Hayır mı? O halde aşağıdaki videodan rahatlıkla

canlandırabilirsiniz 🙂

Bu parça benim bu albümdeki en favori parçam.. Vodka Inferno.

Vodka! 🙂


Diablo Swing Orchestra-vodka inferno

İlk albümünden Balrog Boogie


Diablo Swing Orchestra – Balrog Boogie

İlgili haberler

Etkinlik Joe Satriani Türkiye’de Bu haberi paylaş Etkinliklerin vazgeçilmez ismi Binboamania bir ilke imza atıyor: Rock gitar tarihinin Hendrix ve Van Halen ile birlikte en büyük gitaristlerinden biri olan , enstrümantal rock… 11 Temmuz 2007 3 dk
Röportaj Behemoth Röportajı Bu haberi paylaş Balans’ta yaşanan cehennem ortamının mimarı Behemoth grubundan Nergal’i sahne arkasında kıstırdık 🙂 Okumak için ‘Devamı’na Tıklayın!!! Yasin: Röportaj isteğimizi kabul ettiğin için teşekkür etmek isterim… 10 Mayıs 2010 4 dk
Haber HELLFEST 2010 DVD piyasaya çıktı Bu haberi paylaş Fransa’da düzenlenen HELLFEST 2010 tarihli festivale ait DVD piyasaya çıktı.Birbirinden önemli grupların sahne aldığı HELLFEST DVD 2010 içeriğini merak ediyorsanız , haberin devamına tıklayınız …… 2 Aralık 2010 2 dk

Bir yorum

  1. Süper bir grup, eski albümlerine tapıyordum zaten yenisinden de 2 şarkı dinledim, gayet hoş gibi. Metal artık pek sık dinlemesem de, Guardian yanında bıkmadan dinlediğim gruplardan birisi.

    (Okuyucu puanı: 10/10)

Yorum yaz