Forum
The Lotus Eater cok ii olmus digerleri de pek fena deil
Burden ve Lotus Eater da hoşuma gitmeye başladı
dediğiniz gibi yavaş yavaş ele geçiriyormuş insanı Opeth...
Ben de insanım lan!
beğendiğim parçalar the lotus eater, burden ve porcelain heart oldu
the lotus eater tam istediğim gibi bi şarkı olmuş 5,50 den sonra başlayan melodi gerçekten hoş
burdene gelince harbi güzel bi parça, benim gibi damnation albümünü seven kişiler beğenecektir kesin
porcelain heart da güzel bi şarkı özellikle klibi çok güzel
ama ustanında dediği gibi öyle hemen hazımsanacak bi albüm değil, yavaş yavaş alışacağız en kısa zamanda diye düşünüyorum
Hail Death Metal Legion!
yine ilk dinlediğimizde "naptılar yaw şimdi" diye bir ifade bıraktıran sonra dinledikçe hazmettiğimiz güzel ve kailteli bir album olmuş olmasına da kendi görüşüm: progressive olcak diye sanki biraz kasılmış riffler arasında kopukluk var gibi geldi bana; değiştir allah değiştir yavaşlat hızlandır tekrar yavaşlat başa dön değiştir...
Defiler--->Gitar
mükemmel bi haber
I Admit; Ive Lost Control...
Hessian Peel 'ın 5:30 dan girip brutallerle devam eden ardından her albümde olduğu gibi bu albüme özgü koparan sololar sonraki gelen 2 değişik riff ki bunlar böyle fırtınalar aman allahım sana geliyorum
.. taa ki 7:24 e kadar.. Dencek bişey yok,yaşadıkça anlaşılıyo ![]()
Yani Hessian Peel nasıl bi deneysel denizdir ki her dinleyişimde farklı biyerine takılıyorum ![]()
ben severim opeth in albümlerinin çoğu güzeldir zaten
Ölümünüz için seçtiğim yol
Yavaş ölüm büyük çöküş
Hayatınızın akıp gittiği duşlar altında...
Opeth'i hiç sevmemiş olanların bile dinlemesi gereken bir parça var yeni albümde.. Burden..
Daha en başında giren synth riffiyle içleri ürpertiyor,arkadan giren gitarlar direk değişik bir moda sokuyor, ve ardından Mikael'in o kadife sesiyle belki de şarkının ileride ilk 3 Opeth klasiği arasına girmesine neden olacak imzayı atıyor.."there's an ocean of sorrow.." şeklinde bir değdiriyor ki o bam tellerine "adana'da büyüdüm, gerinerek aboooo dicem
".Sonra jazz tadında ama yine gayet sıcak klavye eşliğiyle devam edip böyle bi 2 dakika fair judgement tadında ilerliyor,ve 4:08 e gelindiğinde Mikael , "İsveç'in en iyi 3 gitarından biri" dediği Fredrik'le bi karşılıklı atışmaya başlıyor ki böyle bu iki ismin ustalıkları karşısında herkesin eğilmesi lazımdır kanımca...Şarkı sonlarına doğru yine Mikael böyle sanki ispanyalardan esercesine sıcacık bir akustik gitar solosu vurduruyor ki yani bu noktada artık yeter lan yeter ağzımıza sıçtın napcağımızı şaşırdık şeklinde hezeyanlanmak istiyorum ![]()
En sonki akor kaydırma numarası sizi belki bu buğulu,duygulu havadan kısa bir süreliğine çıkartıyor,"noluyo lan" şeklinde şaşırtıyor ve bunu Mikael'in "hah hah hah.." şeklindeki kahkahaları izliyor,sonra o insan sesi giderek mekanikleşip yine ürkütücü,soğuk ve sanki deli hastanesinde hissettirircesine(bende böyle oldu
)çekip gidiyor..
An itibariyle albümün extra 1 şarkı,2 cover içeren special edition versiyonu nete düşmüştür.. Parça sırası ise şöyledir:
Tracklist:
01. Coil
02. Heir Apparent
03. Lotus Eater
04. Burden
05. Porcelain Heart
06. Hessian Peel
07. Hex Omega
08. Derelict Herds
09. Bridge of Sighs (Robin Trower Cover)
10. Den Standiga Resan (Marie Fredriksson Cover)
Mellotron Heart'in özelliği ise sadece 300 adet Watershed special edition albümünde yer almasıymış.
gayet kaliteli bi albüm
Ölümünüz için seçtiğim yol
Yavaş ölüm büyük çöküş
Hayatınızın akıp gittiği duşlar altında...

