Forum
Yeni bir dünya yarattım kendime, hayal ürünü ama orada yaşamazsam gerçekliği tartışılır sevgili dünyamızda varolamayacağım. Orada o da var. Zaten onun için yaratılmış bir dünya, her saniyesi mutluluk ve huzurla dolu, benim kutsal topraklarım, benim Kudüs'üm. Olması gereken gibi olan her şeyin... Rüyalar gibi kontrol edebildiğin... Bazı Kamillerden ötürü gerçekliğe yaklaşamayan ama hep ekleyip çıkarttıklarımla geçeğe daha bir yakın gibi duran, tama yuvarlanmış sevgili şizofrenik dünyam... Yeni mâbedim...
Kirlettiğim her şeyin geri dönüşümsüz düzeldiği bu mekan, gerçeklikte aklımı korumama yardım etmekte. Ağlamamı engellemekte, gülmemi sağlamakta... Beni normalleştirmekte. Gittikçe platonikleşen sevdamı kusursuz bir aşk yapmakta, olması gereken gibi...
Ah, güzel insan! Seni oradan indirip yanıbaşıma koymayı öyle diledim ki... Ama gerçekliğe büründüğünü sanan sevgili dünyamız bunu asla kabul etmedi. Asla etmeyecek gibi.. Bazen kopmama neden, insanların varlığını unutmama... Alice'in harikalar diyarına açılan kapı gibi... Geçerim kendimden...
Öyle ki; bir gün metroda, gelen trene fazla yakın durmuşum. Arkamdan seslenen sesleri ve trenin öttürdüğü sesi duyamamışım. Bir kol çekip çıkardı beni mâbedimden, rüyada düşerken uyanmak gibi... İrkilerek, dehşete düşüp...
Ne yapmalıyım, hangisi doğru olan? Gitmeli miyim bakıma fazla önem veren hapishaneme, kalmalı mıyım güzel hayatımda...
Gidersem kaybolur diye korkuyorum yarattığım dünyam.
Hayır, hayır... Sanmayın ki ben yarattım diye Tanrı gibi kibirli ve ukâlayım. Ben sadece 'biri'yim orada.
Ve sanmayın ki, merhametliyim diye kandırırım insanları orada... Bilinen Tanrı gibi kulunu sevdiğini söyleyip, onun ebesini ağlatmam. Sevdiğin bir şeyin acı çekmesini nasıl hiçbir şey yapmadan izleyebilirsin ki? Bu nasıl bir testtir. Derler ki '' Senin iyiliğin için'' . Elbette tabi. Şekerimi de alacak mısınız elimden!
Ve mâdem iyilik için, o iyiliği neden bizler göremeyiz asla?
Sevenleri ayırmak günah der, ama kendisinin sevenleri ayırmakta da üstüne yoktur. Sonra birinin içinden sevgisini alır. Bir de alay eder '' O seni sevmiyor ki tarrağam'' . Her gün bir şekilde eğlencesi yapar bizi. Kul işte, kukla...
Güzel insanlar sokar hayatımıza, alıştırır ve alır onları. Asla bize bırakmaz. İşkenceci bebek bakıcıları gibidir. Adilikte sınır tanımayan bakanlar gibidir, muhtaç bırakır, emziğimizi verip susturur, sonra tekrar muhtaç bırakır.
Ve bunlara rağmen bizim iyi insanlar olmamızı bekler, kin gütmememizi. En çok da bununla eğlenir. Nerden mi biliyorum? Bunu sık sık yapar...
Delinin tekidir, yazdıklarını okumamanız önerilir. Bir süre sonra kaşıntı, kızarıklık ve kusmaya neden olmaktadır.
Öfke, kişiyi maynuma çeviren, zavallı ve aciz bırakan bir çarpışma sistemidir.
Kişi kendiyle çatışır, çelişir. Kendini derinlere itip içinde , bilmeden beslediği, ya da gün geçtikçe sindirdiği bir varlığı ortaya çıkarır. Sevgili kana susamış vampirlerimiz gibi, metamorfoza uğrar.
Bir örnekle süslemek gerekirse bu yazıyı; çok çok iyi tanıdığım bir zâttan bahsedeyim:
Kendisi bu gibi durumlarda 'duygu sömürüsü modu'nu açar. Karşıdaki ''ne kadar da acınası'' diye düşünür.
Aslında kişi hiç de görüldüğü gibi zayıf bir kişiliğe sahip değildir, ''70 'level' olmuş dark elf modu''ndadır normalinde. Bu hâle gelme nedeni vücudunun salgıladığı, ruhu kaplayan kara sıvıdır. Bu nedenle gerçek kimliği sıvı altında kaldığı için karşıdakinin tuhafına gider yaptıkları. 'Bu kim lan' diye tekpi verilebilir böyle durumlarda. Zira zât da kendine geldiğinde, kendine aynı soruyu sorar.
Dönüşüm gerçekleştiğinde, sıvı geri çekildiğinde, pişmanlıkla doldurulurulmuş bir 'spiritus' vücut bulur.
Sonra kendine gelme aşaması ikinci safhaya geçtiğinde, totemlerini dizer, koruma kalkanlarını indirir. Buzla kaplıdır. İçi magma ile dolu olsa da...
'Değişim tamamlandı' uyarısından sonra yoluna devam eder, deneğimiz...
Delinin tekidir, yazdıklarını okumamanız önerilir. Bir süre sonra kaşıntı, kızarıklık ve kusmaya neden olmaktadır.
Söz verdim...
Mâbedimi korumaktan değil de,
Susmaya da söz verdim, bunu tutamamaktan korkuyorum.
Diğerleri gibi olamam ben, sözlerini asla tutmayanlar...
Benim tutamadığım, içimdekiler sadece...
Bu sükût yoruyor beni.
Bir kere olsun, elimdeki zehri bulaştırmasam kişiye...
Bir kez olsun, bana karşı bağışıklık kazanan olsa...
Hep mi mutlu etmeye çalışırken üzer zât karşısındakini...
Sadece yılgınlıkta inanç, zûlme karşı direnç olmayı istedim...
Bunu yapabilmeyi de hâlâ istemekteyim...
Huzurlu uyu, güzel insan...
Delinin tekidir, yazdıklarını okumamanız önerilir. Bir süre sonra kaşıntı, kızarıklık ve kusmaya neden olmaktadır.
Bazen insan dediğimiz aklını kullanabilen varlıklar, bir şeyi idrak edememe durumunda bildiğimiz hayvana dönüşürler. Ayrı bir yaratık olurlar. Duygularıyla hareket eder, hayvanlardan üstün kılan düşünme yetisini kullanamazlar. Mantıkları sürekli 'error' verir. Duygular nasıl bir şeydir ki arkadaş hep mi yanlış yaptırır. Neyse efenim bu mantığını yitirmiş yeni türümüz pseudomanticius'lar kendilerini hâlâ eski formlarındaki akıllı insan sanarlar. Sonra gün gelir idrak etme %99 iken, içinden bir ' haassttir be Rıfat abi' tarzı küfürlere başlar. Bu küfürler süreci %99'da takılı kalır algı dolumu. Sonra pseudomanticius'umuz sakinleşir kırmızıdan mora sonra yeşile sonra normal rengine döner, şöyle bi' utanır yaptıklarından, bi' ezilir büzülür. Ve görev tamamlanmıştır. Şey... Dolum yani... Ve final...Tamtatata tam tam tam taaaam... Normal düşünebilen insanımız eski formuna dönmüştür.
Delinin tekidir, yazdıklarını okumamanız önerilir. Bir süre sonra kaşıntı, kızarıklık ve kusmaya neden olmaktadır.
Dünyanızdaki tüm suçları benim üzerime yıkabilirizsiniz.
Hayatınızdaki yanlışlara sebep olan benim.
Zinciri başlatan benim.
Ben beni tanıyan insanların hayatındaki en büyük hatalardan biri olduğum için böyle...
Onların da benim yüzümden yaptıklarından dolayı dokunur size yanlışlar.
Ve öyle hızlı gerçekleşir ki sadece saniyeler sürer...
Bir hücredeki transkripsiyon gibi düşünün...
İşlemler uzundur fakat olma süresi saniyenin çok altındadır...
Delinin tekidir, yazdıklarını okumamanız önerilir. Bir süre sonra kaşıntı, kızarıklık ve kusmaya neden olmaktadır.
Bir yılda ne çok şey değişti.
Kim geldi? Kim gitti?
Yaşamam gerek tüm olumsuzluklar bir yıla sığdırıldı sanki.
Bir yıl, ne kısa bir zaman dilimi.
Eğer ki bitecekse tamamen bitsin olumsuz olan.
Başı bensem yılanın, koparılsın da sona ersin tüm fırtınalar.
Derin bir sessizlikle huzur bulsun hayat.
Gırtlağına yanlışlıkla basıp daralttığım nefes, rahatlasın.
Delinin tekidir, yazdıklarını okumamanız önerilir. Bir süre sonra kaşıntı, kızarıklık ve kusmaya neden olmaktadır.
Kırıldı kanatlarım..Düştüm ; çok yükseklerden hem de..Uçuyordum,yalnız değildim.Elimden tutmuştu sımsıkı.Bazen çok sıkıyordu canım yanıyordu ama ondan vazgeçemiyordum çünkü çok yükseklerdeydik,ölmek istemiyordum ve seviyordum da onu.Ama kaydı elleri ellerimden..Kendimi düşerken buldum..Nefes alamıyordum..Düşüyordum,sonsuz gibiydi.Her geçen saniye nasıl öleceğimi düşünüyordum,acı vericiydi.Ama ölmedim işte,ölmüyormuş insan bazen çok yükseklerden düşse de..Yara almadan kurtulduğumu söyleyemem evet.Yaralandım,kırıldım.Zaman geçti…Hep gökyüzüne baktım..İyileşmedim..Artık bakmıyorum.
Kefen ve gelinlik...Birbirinin aynı olan iki giysi...
Dinle bak!
Ölürken yaşamak,yaşarken ölmek...
Savaşırken teslim olmak ve teslim olurken savaşmak zorunda kalıyorsun...
Değil mi?
Bir savaşın ortasında buluyorum kendimi...
Bir savaş ki...
Bir çoçuğun çığlığı oluyorum önce yalınayak... Koşarakyerde yaralı yatan bir askerin son bakışları oluyorum ve sonra korkudan delirmek üzere olan bir kadının kahkahaları!... Başımı çeviriyorum ve bir annenin ağıdı olup çıkıyorum bu savaşta!
Bir sokak geliyor sonra gözlerimin önüne: donmuş suratlar, ölüm sessizliğine bağıran feryatlar.
Hiçbir yardım sesi gelmiyor... Hiç birşey kımıldamıyor rüzgara inat...
Yalnız ateş sesleri geçiyor kulağımdan ve vucüduma işliyor her boşlukta...
İşte dua ediyor birileri...
Dua ediyorum ben de!
Üçüncü kez çalarken şarkı (Dead Can Dance- Emmeleia) gözyaşlarımı tutamıyorum...
Eğilip toplamak isterken ... o sokağa yadigar bırakıyorum her bir damlayı.
İçimde bir huzursuzluğun huzurlu sessizliği geçiyor.
Kalbim delice atıyor, Dua ediyorum!
Bir "oh" çekiyorum biterken şarkı...
... ve uyandığım bu rüyadan başka bir yüyaya geçmek için çekiyorum üzerime yorganımı!...
(Bu şarkıyla beni tanıştıran Bahriyeli koca adama sevgiler...)
Sobe
etkileyici! devamını dört gözle bekliyorum vinf.
Kan çıkmazsa para yok!!
Teşekkürler slayerize ![]()
ImpLosioN - bakarki daha önce de bakmıştı![]()
Sobe
Öyle şeyler var ki anlatmak istediğim
Ne sözler yetiyor ne sayfalar..
Ağır geliyor duygularım atamıyorum
Yük misali içimde taşıyorum
Her geçen gün artıyor yüküm
Azalıyor günden güne gücüm
kaldıramıyorum!
Ya gözyaşları yardımıma koşuyor
Ya da çığlıklarım
(?)Sessiz ve sesli çığlıklarım
Bazen de kahkahalarım..
Uzaklara dalıyorum
Ya geçmişe yol alıyorum ya geleceğe
Ama en çokta geçmişe..
Hapsolmuşum anılara
Bunca yaşanan bana yeter diyorum
Zaten çok şey yaşanmış..
Yüküm ağırlaşmış..
Artık kambur dolaşıyorum yorulmuşum
Yol bile katedemiyorum
Bir Kum saati kadar ömrümde
Son kum tanesi olarak düşmek
Artık huzur bulmak istiyorum...
I gave you my soul, you left me dying (freezing in the cold wind that screams through the silence, in the barren wastes of my heart) Within the walls of my mind... alone The winter serenade fell silent to me
Bizimkisi biraz imla, biraz zamanlama hatası
Nedeni değilken önce başıklarımın, nedeni olup çıktın sonraları.
Kelimelerle dolup, kelimeler susuyor "bize"
Agzığın içinde isminin baş harfi hep gizli özne
...adınsa çoktan kurulmuş başka cümlelerde.
İçim biraz durgun evet,
ama telaşım yok bir süre.
Şimdi yeni bir yıla girerken verdiğin o yüzükle birlikte
Kaldırıyorum seni beynimin en ücra köşesine!...
Sobe
Ayağımın tökezlediğini hissediyorum şu sıra ve elimde kalanların etrafa saçıldığını eğilip toplamak isterken kırıntılarımı üstünden basıp geçenlerle dolu etrafıma bakakalıyorum ağlamıyorum bu defa bütün kelimeleri ipe diziyorum dizlerimin üstünde yürümek yormuş olmalı kalkmak için sıramı bekliyorum ellerimden tutacak birini aramıyorum gelip geçenlerden secdeye eğilir gibi içimdeki suretlerden bir yol bir bakış bir terkedişse ayağıma takılan sadece ellerimi kanatıyorum ayağa kalkarken ve geçerken içimden caddeler ben bu yazıya düşük cümlelere inat hiçbir nokta işareti koymuyorum
Biterken bile
Sobe
tam ''lan noktalamalar nerde?'' dediydim ki ...
devaammm...
Kan çıkmazsa para yok!!
Merhaba.
Bu kadar.
Yeni olsam bir şeyler sorarım ne olduğuna dair.
Merak etsem ardından bir "Nasılsın?" gelir.
Sadece merhaba.
O niye ki?
İçerde bir yerlerde kararmış, küflenmiş, bozulmuş ama özünün ne olduğu belli ve orada durması acıtsa, kanatsa, yaksa da orda olmasından hoşnut olduğumdan.
Kendini atamıyorsun çöpe.
Gördükçe ne kadar büyüse de karartı...
Karartı dediğin şeyin önyargı olması gibi.
İyi bir şeyin herkes kötü dediği için kötü sanılması gibi.
Sözü güvenilirin bir anlık, çıkarlarıyla, olmayanı söyleme dürtüsüne yenik düşüp etrafını da inandırıp ''Bu adam söylüyorsa öyledir''i aşmamak. Aşamamak da değil.
Merhaba.
Delinin tekidir, yazdıklarını okumamanız önerilir. Bir süre sonra kaşıntı, kızarıklık ve kusmaya neden olmaktadır.
