Forum
birine / birşeye bağlanmazsa insan nasıl dayanır ki ölümün birgün kendisini gelip bulacağına.herşey ölüm ve yalnızlık korkusundan kaynaklanır,bağlanacağın birşey/biri olursa sonsuz olma ihtiyacını giderirsin.aslında kimse karşısındakini düşünmez bu tamamen bencil bir içgüdüdür.ve de yalanın daniskasıdır.sevgilinize,evinizdeki hayvanınıza,dininize vesaire...tüm bu bağlılıklar insanın kendisine ve hayata bağımlılığıdır sadece.
..
boris olshansky
Birilerine ihtiyaç duymamızın sebebi birilerinin olmasıdır.
Uçsuz bucaksız bir ormanın içinde oldugunu dusun tek başına yaşamaya mahkumsun.
Tek sebep insanların kendilerini şartlandırması.
aslında biraz detaylı düşününce en temelde üreme ve insanlar için ayrı bir şey olarak üretme zorunluluğudur...
gerek hayvanlar gerek bitkiler gerek insanlar hepside üreme olayı yüzünden birbirine bağımlıdır...
misal bitkiler diğer bitkilere olabileceği gibi bitkiler hayvanlarada bağımlıdır üreme konusunda...örneğin çiçekler polenlerini arılar aracılığı ile dökerler ve ürerler vs vs....
hayvanlarda aynı şekilde üremek için kendi cinsinden bir türe ihtiyaç duyarki soyu devam edebilsin...
insanlarda üreme açısından böyle bir durum söz konusudur...insan türünün devamı için insanlara ihtiyaç var...ve ayrıca insan sayısı artmalı ki üretim yapılabilsin...çünkü üretim olmadan bi nevi üremede olmaz...
doğaya baktığımızda hayvanlarında gerekli besinleri varsa, üreme için fazladan enerji varsa ve ortam varsa ürediklerini görürsünüz...
insanlarda üretim yaparak kendilerine üreme için gerekli koşulları sağlarlar ki üreyebilsinler...
bir aile ortamı ve aile için korunak vs vs...ki bu ortamların sağlanmasında da üretim vardır...
sonuç olarak insanlar birbirlerine en temelde üreme ve üretim zorunluluğu sebebiyle bağlanırlar...
Deep Guttural Grunts (No Effects / No Inhales)
THE IDEABENDER!!!!
tamam da, bağlanmak isteyip de bağlantıyı bulamama sorununa ne olucak? mesela ben XD
yok ya değerimi bilmiyo kimse peh peh..
If you've got nothing die for then you've got nothing live for... But I've got nothing die for, so I've got nothing live for... and?
Yalnız olmadığımızın göstergesi birilerine bağlanmak...Aile olur,Arkadaş olur.(Gerçek anlamda Arkadaş),Eş olur,Dayı olur,Amca olur...Başka birşey olur.
Yanlışlarımızı ve görmek istemediklerimiz sanki gizlidir yada görmek istemediğimiz için görmediğimiz yerdir.Birilerine bağlanmak...
SMITD HER HAKKI SAKLIDIR
Kirâmen kâtib-în
Fem
Work
İnsanoğlunun en büyük zaaflarından biridir bu. kendimi ne kadar "böyle bir şeye ihtiyacım yok" diye kandırmaya çalışsam da beceremedim zira var. kaşıkla verir kepçeyle alır bu ihtiyaç. kesinlikle pislik bir yanı var.
ayna arayisinin bos oyunu
Killer to the left
Killer to the right
Stand up Sit down
Fright Fright Fright
Aşka uçma! Kanatların yanar..
-Aşka uçmadıktan sonra kanat neye yarar. Diyen Mevlana' ya selamlar olsun.Yalnız, insan kendi kendine oynayamaz mı? =)
Bir oyun düşünün. Satranç.. Rastlantıdan tümüyle kopmuş bir düşünce oyunu olan satrançta, kendine karşı oynamak istemenin mantıksal açıdan bir saçmalık olduğunu anlamak için fazla düşünmeye gerek yok sanırım. Satrancın çekiciliği temelde bir tek şeyden kaynaklanır: stratejisinin farklı beyinlerde farklı biçimlerde gelişmesinden. Bu tinsel savaşta siyah, beyazın o an hangi manevrayı yapacağını bilemez ve sürekli tahminler yürütmeye ve çıkış yolları bulmaya çalışır, öte yandan beyaz da siyahın hain amaçlarını anlamaya ve baltalamaya uğraşır.Siyah ve beyazı aynı kişi oynarsa, tutarsız bir durum ortaya çıkar, aynı beyin bir yandan bir şeyi bilmek, öte yandan bilmemek durumundadır, beyaz olarak oynarken bir dakika önce siyah olarak istediği ve amaçladığı şeyleri kafasından silip atabilmelidir. Böyle bir ikili düşünme, bilincin tümüyle bölünmesini gerektirir aslında, beyin işlevinin mekanik bir alette olduğu gibi istendiği an açılıp kapanmasını ister; yani satrançta kendine karşı oynamak, kendi gölgenin üstünden atlamak gibi bir çelişkidir.
Aylarca çaresizlik içinde bu olanaksız, bu saçma şey üzerinde çalıştım. Ama keçileri kaçırmamak ya da bir akıl hastalığına yakalanmamak için, bu saçmalıkla uğraşmaktan başka seçim şansım yoktu. Çevremdeki korkunç hiçliğin beni boğmaması için, kendimi siyah ve beyaza bölmeyi en azından denemek durumunda kaldım.
Ama bu uğraş beyni öyle çok zorluyordu ki, her türlü özdenetimi olanaksız kılıyordu. Satrancı kendine karşı oynamak istemenin bence saçmalık olduğunu size söyledim; altmış dört kare üzerindeki o anki konumu aklımda çok iyi tutmam gerekiyordu, üstelik yalnız anlık konumu değil, her iki rakibin ileriki olası hamlelerini de hesaplamalıydım, hem de -bütün bunların kulağa ne kadar saçma geldiğini biliyorum- iki ve üç katını canlandırmalıydım gözümde, hayır altı katını, sekiz katını, on iki katını; hem siyah hem de beyaz için hep dört, beş hamle ilerisini görmeliydim. Bu çılgınlığın ayrıntılarına indiğim için beni bağışlayın, imgelemin soyut alanındaki bu oyunda hem siyah hem de beyaz olarak dört-beş hamleyi önceden hesaplamam gerekiyordu, yani oyunun gelişimi içinde ortaya çıkan sonuçları adeta önceden iki beyinle önceden belirlemeliydim, beyazın beyni ve siyahın beyniyle. 15 yaşındaki biri bunları pekala yapabiliyorsa, herkes yapabilir. =)
İnsan isterse kendine bir rakip bulabiliyor kendinden. Öyleyse rakipten ziyade sevecek birini bulamaz mı? Bağlanacak birini?
Stefan Zweig’ın Satranç’ından birkaç pasajı alıp birleştirmişsin, son cümlenle de “Kendi içimizden rakip bile bulabiliyoruz, bağlanacak biri neden olmasın ki?” demişsin. Gayet güzel, fakat ben bu işin bu denli kolay olduğunu düşünmüyorum. İnsanın satrançta kendisine rakip olabilmesi için ya tek hamle sonrasını bile düşünemeyen çok çok kötü bir oyuncu ya da beynini tamamıyla ikiye ayırabilecek, oynadığı hamleyi anında unutup kendini rakibi yerine koyarak karşı hamleyi düşünebilecek, sonra yine onu unutup rakibinin hamlesini tasarlayabilecek kadar üstün bir dahi olması gerekir. Elbette her satranç oyuncusunun kendi kendine oynamak gibi bir deneyimi olmuştur -bana kalırsa yararlıdır da- ama sürekli olarak birkaç hamle sonrasının düşünülerek oynandığı bir oyunu insan asla kendi kendine oynayamaz(oynasa da her şeyin belirgin olduğu son derece zevksiz bir oyun olur bu). Birilerine bağlanma konusunun da satranca benzemediğini düşünüyorum. Çünkü insan içindeki karşıtlıklarla yaşar. İnsan yaşamı sürekli olan diyalektik bir kavgadan ibarettir ve hayatı sorgulama, kendini bulma çabası bir ömürden daha kısa süren bir süreç değildir. Bu yüzden insanın kendisine kendi içerisinden bir rakip bulması oldukça kolay, hatta kaçınılmaz bir olaydır. Bağlanabilecek birisini bulmak ise insan sürekli değiştiği, dolayısıyla kafasındaki ideal insan da sürekli değiştiği için daha zordur. Hatta etkileşim içinde bulunduğumuz insanların da kendimiz gibi insan olduğunu, yani sürekli değiştiklerini düşündüğümüzde bu ideali onlarla eşleştirmek daha da güç bir duruma gelir.
Konunun özüne dönersek herkesi, her varlığı, her düşünceyi, kısacası somut ve soyut her fenomeni algılayabilip analiz edebilme konusunda kendi algılarımızdan başka herhangi bir araca sahip olamadığımız için birilerine bağlanmak kendi dünyamızda oluşturduğumuz bir hayale bağlanmaktır bir anlamda. Başkasına bağlanırken de o başkasını dolaylı olarak da olsa aslında yine kendi içimizde arıyoruzdur. Örneğin yalnızlığına yoldaşlık edecek bir eş arayan insan, içindeki mutluluk arayışıyla çırpınan, neşeli bir hayatın umutlarıyla yanıp tutuşan kişiyi su yüzüne çıkarmak için bir başkasına gereksinim duyarak ona bağlanır. Böyle düşünüldüğünde bağımlılık son derece doğal olduğu kadar yararlı bir durumdur. Ancak, insanın benliğinden fedakarlıklar yapmasını gerektirecek bir bağımlılık bir birey için en yıkıcı sonuçlara yol açabilecek bir tehlikedir. Aşk acısı tamamıyla insanın, bu kendisinden vazgeçerek akan suya kapılması zaafının bir sonucudur. Zaman zaman, kendimizden farklı olarak hiçbir olumlu özelliği olmayan, kişiliksiz, niteliksiz insanlara bağlanıp kalmamız onlara yüklediğimiz anlamların onlarsız olamayacağını düşünme eğilimimizden kaynaklanır bana göre. Aslında kafamızdaki ideali yaratmamıza yalnızca bir vesile olan kişiyi idealin ta kendisi olarak benimser, o ideal kişi profilini de bağlandığımız insanın beynimizdeki yansıması, onun bizdeki anlamı olarak görürüz. Gerçekteyse, kafamızdaki o ideal bir hayalden ötesi olmak için kendisine vücut aramaktadır; fiziksel bir cazibe, sarsıcı bir iç güzelliği veya büyük bir minnet borcu olarak bizi derinden etkileyen bir insanı da ideal payesinde görüp ona bağlanırız. Bence duygusal ilişkiler böyle bir ideal arayışından ibarettir. İşte bu yüzden duygusallıkta yanılgı çoktur.
http://www.classicallibrary.org/
insanlar memeli canlilar olduklari icin sirtlarini dayayacaklari, gruplasabilecekleri ve ciftlesebilecekleri eşlerini ararlar.
baglilik konusuna girince insanlara bahsedilen düsünme ve duygu yogunlugu gibi olgular ortaya cikmaya baslar. biri ile kurdugun bu ozel bag, aliskanlik, sevgi, cinsel ihtiyac gibi olaylardan ötürü "o" kisiyi senin için vazgecilmesi zor bir birey yapar.
ama bu boka yariyor mu? hayir. o yuzden insanlarin beyni "baglilik makasi" diye hayali bir nesne yaratip o bagi gerektigi zaman kesmesini ogrenmek zorunda. "malaptalsalakagziniburnunudöverimsenin!" soylemlerinden daha faydali. yalansa yalan de birader.
what i am to you is not what you mean to me
you give me miles and miles of mountains
and i'll ask for the sea.
Aslında bu bağlanma hissi alışkanlık olabilir mi?? Yani bir nevi tirkakilik yada müptezellik gibi.. Aslında ona bağlı değilsindie sadece alışkanlığındır o olmayınca hiç olmayacak diyorsundur, herşeyde onunla kendini tek bir parça hissediyorsundur. Belki bu bağlanma hissi insanın içindeki sevgi eksikliğidir. Bak bu da farklı bakış açısı. Birisini sevgi yöününden eksikliği var ise başka bir obje yada kişi ile bunu tamamlama hissi duyar. Ki bu daha kötüdür.
bin schon zu alt und zähl sie doch
kein Engel kommt um euch zu rächen
Heimlich werd ich auferstehen
Gott weiß ich will kein Engel sein
Baglanmak guzeldir..o baglar cozulunceye kadar..
ben sadece insanim..android,voltran yada pokemon degil..
neye bağlılık olduğuna bağlı
temel ihtiyaçlar dışında bir insan hiç bir şeye ömrü boyunca bağlı kalamaz
Ölümünüz için seçtiğim yol
Yavaş ölüm büyük çöküş
Hayatınızın akıp gittiği duşlar altında...
neye bağlılık olduğuna bağlıtemel ihtiyaçlar dışında bir insan hiç bir şeye ömrü boyunca bağlı kalamaz
Omur boyu sarti aranmiyo ama insan yalniz kalamamak tan midir nedir hep birine baglanmak istiyo aile olsun arkadas kanka olsun sevgili olsun bi kedi bi kopek olsun..bir sekilde bi muhabbet bi duygu yada bi eylem paylasmak icin..
ben sadece insanim..android,voltran yada pokemon degil..
yalnızlık kimseye mahsus değildir.
İnsan ilişkilerini egoizm yönetiyor.

