İçeriğe geç

Forum

karamazov kardesler...
 
Bildirimler
Tümünü temizle

karamazov kardesler kitabı nasıl buldunuz ?

5 Gönderiler
4 Üyeler
0 Reactions
2,729 Görüntüleme
Hexagram
(@hexagram)
Gönderiler: 667
Honorable Member
Konu başlatıcı
 
[#3119]

roman teknigi acisindan, misal nabokov'un kisa incelemesinde de irdelendigi gibi, dostoyevskinin üslubu kardeslerden dimitriyi takip ederken iyice canlanir. tasvirleri kuvvetlenir, mizansenleri gercekcilesir,karakterin ic dünyasi en derinine kadar kitabin sayfalarina yansir. kumarbazliktan cok cekmis dostoyevski, dimitrinin cinayet günündeki "dibe vurma" hissiyatini, "batti balik yan gider" düsüncesiyle kapip koyverisini cok iyi anliyor olmali ki ivan'in felsefi problemleri ile alyosa'nin pek gercekci olamayacak denli peygambervari karakterini anlatirken anlatim dimitri'nin hikayesindeki kadar atesli ve ustaca olmuyor hic.

öte yandan nabokovyen ukalaligi, edebiyata bir konsept uydurup o konsept disinda yazani "konsepti uygulamayi beceremiyor!" diyerek yazara burun kivirmayi bir yana birakir da dostoyevskinin sesine kulak verirsek, karamazoff kardesler basindan asagi cok güclü, sarsici ve lisede zorla okumak zorunda birakilmislarin düsündügünün aksine, cogu dostoyevski kitabi gibi cok sürükleyici bir eser.


uyarı: imzaya resim koymak yasaktir.

 
Gönderildi : 26/04/2005 5:37 pm
LeoTolstoy
(@leotolstoy)
Gönderiler: 76
Trusted Member
 

Romanın konusu

Dostoyevski, Karamazov Kardeşler’de aile ilişkileri, Hristiyanlık, inanç sorunu, sevgi ve kıskançlık ikilemi, cinayet, dönemin Rus yargı yapısı, vicdan muhasebesi ve pişmanlık gibi konuları harmanlayarak ortaya öğretici bir yapıt çıkarmıştır. Yazar, kitapta genel olarak Tanrı’nın varlığı ve yokluğu meselesine eğilmiş, Hristiyan felsefesinden bolca yararlanarak erdemli bir insanın ancak İsa’nın yolunda ilerleyebilen insan olabileceğinden bahsetmiştir. Bunun yanında yazar, Rus düşünce tarzını Slavcı bir anlayışla yansıtmış, Rusya’nın geleceğe yönelik durumuna ilişkin fikirlerini iyimser bir dille kaleme almıştır.

Roman, şehvani ve sefih bir yaşamın esiri olmuş Fyodor Pavloviç Karamazov ve onun üç oğlu arasındaki ilişkiler üzerine kurulmuştur. Fyodor Pavloviç, ömrü boyunca tutkularının peşinden koşmuş, zengin ama varyemez bir toprak sahibidir. İki ayrı karısından olan üç oğluna, çocukluklarından itibaren hiçbir özen göstermemiş, onlara babalık yapmayarak öz çocuklarını başkalarının büyütmesine göz yummuştur. Bu üç oğul birbirlerinden oldukça farklı üç karakteri temsil eder. En küçük kardeş Aleksey Karamazov (Alyoşa) Dostoyevski’nin erdemli insan modelidir. Genç bir rahip adayı olarak manastırda eğitim gören Alyoşa çevresinde sakin, sözüne güvenilir, ahlaklı, içi insan sevgisiyle dolup taşan, ailesine bağlı -kendisine babalık yapmamış babasını bile sevebilen- bir genç olarak bilinir. Böyle bir kişilik, yazar için Hristiyanlığın ilkelerine sadık, olması gereken insan örneğidir. Alyoşa ile aynı anneden dünyaya gelmiş, Fyodor Pavloviç’in ortanca oğlu İvan Karamazov ise romanda tanrıtanımazlığı temsil eden, Batı’nın düşünce tarzını halkın inanç ve geleneklerine tercih etmiş, eğitimli bir gençtir. İvan, yazarın özellikle Ecinniler’de kıyasıya eleştirdiği Batıcı Rus aydınının güzel bir örneğidir. En büyük kardeş, romanın kilit karakteri Dmitri Karamazov (Mitya)kardeşler arasında kişilik bakımından babasına en çok benzeyen karakter olmasına rağmen babasından ölesiye nefret eder. Bu nefretin asıl kaynağı babasının, küçüklüğünden itibaren Dmitri’ye bir yabancıymış gibi davranmış olmasıdır. Bunun yanında aynı kadına aşık olmaları ve Mitya’nın, babasının kendisine olan borcunu ödememiş olduğu iddiası bu nefreti iyice körüklemiş ve de onu babasını ölümle tehdit etme noktasına kadar getirmiştir.

Bir gün Fyodor Pavloviç’in, evinde öldürülmesi üzerine oldukça karmaşık bir hukuki süreç başlar. Olayların, ilk anda tahmin edilenden çok daha farklı geliştiği romanda Dostoyevski kıskançlık ve nefretin ne gibi felaketlere yol açabileceğini gözler önüne sermektedir.

Karamazov Kardeşler’de Hristiyanlık ve inanç meselesi

19. Yüzyıl Rus düşüncesi inanç sorunu ile birçok kere haşır neşir olmuş, özellikle Tolstoy ve Dostoyevski’nin eserlerinde inanç meselesi derinlemesine irdelenmiştir. Ancak sanıyorum ki Hristiyanlığın ilkelerinin ve inanç sorununun Karamazov Kardeşler’deki kadar geniş bir şekilde ele alındığı ve bu kavramların, merkezine böylesine sımsıkı oturtulduğu başka bir roman daha yoktur. Öyle ki, Karamazov Kardeşler Hristiyanlıktan ve Tanrı düşüncesinden bağımsız bir şekilde ele alınamaz.

Romanda Tanrı’nın varlığı ve yokluğu konusu diyalektik bir yöntemle sorgulanmaktadır. İvan Karamazov tanrıtanımazlığın timsali iken Alyoşa Hristiyanlığın temsilcisi, sağlam inanç sahibi bir kişidir. Bu iki kardeş arasındaki konuşmalar romanın, bana kalırsa en can alıcı bölümlerini oluşturur. İvan romanın birçok yerinde bir tanrıtanımaz olarak gösterilse de kelimenin tam anlamıyla bir ateist değil, dünyadaki kötülüklere bir türlü akıl erdirememiş bir isyancıdır. Kardeşine söylediği şu sözler bu tanımlamamı daha iyi açıklamaktadır: “Tanrı’yı inkar ettiğim falan yok Alyoşa, yalnızca biletimi saygılarımla geri veriyorum o kadar...” İvan Tanrı’nın olup olmadığı konusunu “budalaca” olarak nitelendirir fakat tüm roman boyunca içindeki, bir Tanrı, hayatını anlamlandıracak bir varlık arayışı dikkat çeker. Romanın sonunda hastalanıp ruhen çöküşü de yazara göre bu inançsızlık durumunun ortaya çıkardığı kaçınılmaz bir sonuçtur. İvan Karamazov bir bakıma Dostoyevski’nin hayatı boyunca inanç ve inançsızlık ikilemi arasında gidip gelen kişiliğinin yansımasıdır.

Romanda inanç sorununun bu kadar ayrıntılı bir şekilde ele alınışının sırrı bence, onu Dostoyevski’nin ölümü çok fazla düşündüğü yıllarda kaleme almış oluşundadır. Nitekim, bu romanı yazmayı bitirdikten birkaç ay sonra Dostoyevski ölmüştür. İvan’ın “Tanrı yoksa her şey mübahtır.” sözü Dostoyevski’nin yüce bir adalet uygulayıcısının arayışı içerisinde olduğunu ve “Eğer Tanrı olmasaydı O’nu icat etmek gerekirdi.” sözü de yazarın, inancın insanın elzem bir ihtiyacı olduğunu düşündüğünü göstermektedir.

Dostoyevski, insan yaşayışının ve ideal insanın nasıl olması gerektiğine dair fikirlerini de Zosima Dede’nin ağzından verir okuyucuya. Bu fikirler kilisenin çarpıtıp yozlaştırdığı Hristiyanlık dinine değil, İsa’nın asıl felsefesine dayalı olan ilkelerdir. Dostoyevski’nin bu açıdan Tolstoy’un da son dönem eserlerinde sıklıkla rastladığımız Hristiyan anarşizmine eğilimli olduğunu söyleyebiliriz. Yazar, kilise dininin yozlaştırılmış, aslından saptırılmış ve menfaatler doğrultusunda geliştirilmiş bir sistem olduğuna ilişkin düşüncelerini kitabın “Büyük Engizisyoncu” bölümünde vermektedir. Romanın bu bölümünde İvan, kardeşi Alyoşa’ya kendi yazdığı bir şiirden bahseder. Şiir, İsa’nın kendisini yüzyıllardır bekleyen insanların arasına geri döndüğü zamanı anlatır. Halk tarafından bir peygambere yaraşır şekilde karşılanan İsa ölüleri diriltmekte, halkın asırlar boyunca içinde biriktirdiği manevi boşluğu doldurmaktadır. Tüm bunlara seyirci kalamayan “Büyük Engizisyoncu” Kardinal, İsa’yı tutuklattırır, ardından hücresinde onunla konuşmaya başlar. İsa’ya, insanların ellerine özgürlüğü vermiş olmakla büyük bir yanlış yaptığını, kilise olarak bu yanlışı yüzyıllardır düzeltme çabası içerisinde olduklarını söyler. Kilisenin insanların yerine düşünüp onların yerine karar veren bir mekanizma olduğunu, böylece insanların işini kolaylaştırdığını, onları özgürlükten mahrum ederek onlara büyük bir iyilikte bulunduğunu iddia eder. Bu anlayış gerçekten de dini kurumsallaştıranların ve insanları toplumun oluşumunun ilk aşamalarından bu yana boyunduruk altında tutmaya çalışan yönetimlerin yöntemi olagelmiştir ve de yazar bunu öyle şiirsel ve etkili bir biçimde anlatır ki sanırım dünya edebiyat tarihinde inanç sömürüsü ve kitlelerin aldatılmaları üzerine yazılabilen en büyük hikayelerden biri de “Büyük Engizisyoncu” olmuştur. Öyle ki, romanın bu bölümünü ayrı bir kitap halinde basarak yayımlayan yayınevleri bile olmuştur.

Roman üzerine düşüncelerim

Orhan Pamuk, Yeni Hayat’ın hemen başında “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” diyor. Gerçekten de her birimizin hayatında, önceden okuduklarımızdan bambaşka, tüm düşünce yapımızı etkileyen, bizi derinden sarsan bir kitap vardır. Önceden hiçbir kitapta bulamadığımız bir şeyler bizi sarıp sarmalar, alıp bambaşka yerlere götürür, derin, tatlı bir rüyanın içerisine hapseder bizi. Kitabı bitirdiğimizde, bu hiç vazgeçmek istemeyeceğimiz mahpusluktan uyanırız ve bakarız kendimize: Artık bambaşka bir insan olmuşuzdur, farklı bir insan olarak farklı bir hayatın başlangıcındayızdır. İşte Karamazov Kardeşler’in benim hayatımdaki yeri böylesine sarsıcı bir şekilde oluşmuştur.

Romanda beni en çok etkileyen bölümler Alyoşa ve İvan’ın Tanrı üzerine olan konuşmaları, İvan’ın şeytan ile karşılıklı konuşması ve Dmitri’nin avukatı Fetyukoviç’in “Babalık” üzerine olan söylevinin bulunduğu kısımlardır.

Felsefi anlamda ciddi bir incelemeyi hak eden kitap, psikolojik tahliller bakımından da çok güçlü bir eser bana kalırsa. Romandaki üç ayrı kardeşin yazarın kişiliğinin üç ayrı kesiti olduğunu düşünüyorum. Alyoşa’yı Dostoyevski’nin olmak istediği kişi, İvan’ı onun inanç ikilemleri yaşadığı yıllardaki ruh hezeyanları geçiren insan, Dmitri’yi ise onun kumar batağına saplandığı sefahat yıllarındaki hali olarak görüyorum.

Dostoyevski Karamazov Kardeşler’den önce Suç ve Ceza, Delikanlı, Ecinniler, Budala, Yeraltından Notlar gibi çok büyük eserler vermiş olmasına rağmen bence Dostoyevski’yi “Dostoyevski” yapan yapıt Karamazov Kardeşler olmuştur. Özellikle Suç ve Ceza’da, karakterlerinin ruhsal durumlarını yansıtabilmekte ustalığa ulaşan Dostoyevski bu kitabında ise hem karakterlerinin içini bize son derece duru bir şekilde gösterebilmekte hem de olay örgüsünü karmaşıklaştırıp içerisinden başarıyla çıkabilmektedir.

29 Aralık 2009


http://www.classicallibrary.org/

 
Gönderildi : 25/01/2010 10:47 pm
(@diabolical-instinct)
Gönderiler: 128
Estimable Member
 

Romanın içeriğindeki karakterler arasındaki uzun soluklu ve okuyucuyu düşünmeye sevkeden diyaloglar bakımından Dostoyevski'nin 'Karamazov kardeşler' i hayli zengin bir eserdir. LeoTolstoy' sana katılıyorum, okuyalı epey bir zaman geçmesine rağmen Aleksey ve ivan karamazov'un karşılıklı tartışmalarının geçtiği bölüm buna güzel bir örnek. sanırım yazı kendine ait görüşlerin, kitabı merak edenler için iyi özetlemişsin.


Hodri Meydan!

 
Gönderildi : 05/07/2010 7:36 pm
LeoTolstoy
(@leotolstoy)
Gönderiler: 76
Trusted Member
 

Teşekkürler diabolical_instinct, evet kendi görüşlerim. Yaşamsal meseleleri böylesine usta fikir çatışmalarıyla irdeleyebilen en büyük birkaç yazardandır bence Dostoyevski, o yüzden Karamazov Kardeşler'deki bu diyaloglar ders niteliğindedir bir anlamda.


http://www.classicallibrary.org/

 
Gönderildi : 11/07/2010 5:26 am
learsi
(@learsi)
Gönderiler: 55
Trusted Member
 

alışılageldik bir dostoyevski fiyaskosu


im everything against you

 
Gönderildi : 18/07/2010 12:51 am
Paylaş: