Forum
Siz, o değilsiniz aslında ama o, sizin bir parçanız...
kendinizden uzak tutmaya çalıştıkça daha derininize gömülen parçanız...
sizi hiç beklenmedik bir zamanda ansızın yakalamak için bekleyen ve bir gün yakalayan parçanız...
kendinize yabancısınız...
içinizdeki parçanıza da yabancısınız...
yapabileceklerinizin ya da yapamayacaklarınızın tamamı hakkında hiçbi' fikriniz yok.
tahminleriniz sadece baskın benliğinize bakarak yürüttüğünüz fikirlerden ibaret...
sesinizi bile tanımıyorsunuz siz, onun her bir olayla değişen yabancısınız ki bu, belki de size en çok ait olan, sizi en iyi tanımlayan şey, sesiniz...
yüzünüzü bilmiyorsunuz, bazen hiç olmadığınız gibi göründüğünüzü anlamıyorsunuz siz...
daha önce hiç karşılaşmadığınız biri ,önemsiz bi' yabancı, herhangi biri, karşınızda bir saat oturduktan sonra yüzünüzü sizden daha iyi tanıyor, bunu fark etmiyorsunuz.
baktığınız aynalar size görünmek istediğiniz kişiyi veriyor, neşeli halinizi, durgun görünüşünüzü, anlamını kavrayamadığınız şeylerle karşılaştığınızda silikleşen ifadelerinizi ama mutlaka her daim haberli olduklarını gösteriyor aynalar size...
çok uzun bi' hikaye ama çok güzel...
sadece bi' kısmını yazdım.
Delinin tekidir, yazdıklarını okumamanız önerilir. Bir süre sonra kaşıntı, kızarıklık ve kusmaya neden olmaktadır.
muthiş bi kısım offf yıkıldım nedenirki okumalıyım kesinlikle
http://www.huunhuurtu.com/
Muazzam bir hikayedir bu "Bir Kadının Yirmi Dört Saati". Stefan Zweig'ın en etkileyici öykülerinden biri kesinlikle. İkinci kez okuyuşumda dahi etkisinden uzun süre kurtulamamıştım. Acı hatıralarla dolup taşmış bir kadının son derece sarsıcı itiraflarının öyküsünü mükemmel bir dille anlatıyor Zweig. Her zaman olduğu gibi... Kitapta hoşuma giden birkaç cümle vardı, onları da paylaşayım:
Belirli bir hedefi olmayan her hayat bir hatadır.
Tüm acılar korkaktır, kendisinden daha güçlü olan yaşama isteği karşısında geri çekilir.
http://www.classicallibrary.org/
