Bildirimler
Tümünü temizle

Attila İlhan

29 Gönderiler
22 Üyeler
0 Reactions
10.3 K Görüntüleme
dewlll
(@dewlll)
Gönderiler: 146
Estimable Member
 

maviciler akımının belki de babası dıye bılırım.. atilla ilhan denince aklıma gelen tek bir şey var '' Ben Sana Mecburum ''


Avazım çıktığı kadar susuyorum....

 
Gönderildi : 16/06/2007 11:13 am
japon
(@japon)
Gönderiler: 237
Estimable Member
 

Duvar

ben bir duvarım hiç güneş görmedim
sen hiç güneş görmemiş bir başka duvar
yüzümüz benek benek tahta kurusundan
ve sinemiz baştan başa ak üstünde karalar
- kelepçeden kahroldu kahroldu bileklerim
- sıyrılıp çıktım artık ölüm korkusundan
- dilim dilim sırtımdaki yaralar
ben demirbaşım sığır siniriyle dayak yedim
biz de duvarız dinliyen duyan düşünen duvarlar
bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk
ve bizim kucağımızda kasırgalı insanlar

yüzündeki deniz parlaklığıyla durur hatıramızda
o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk
o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
bir cumartesi akşamı girdi kapımızdan
gözlerinde kıpkızıl diken diken öfkesi
adeta birden bire aydınlandı zindan
onu böyle görünce nasıl da korkmuştuk
sapından fırlamış bir balta gibi çehresi
ve omuzlarında delikanlı gölgesi

o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
o sırt üstü yatağında yatardı
sımsıcak gözleri şimdi bile aklımdadır
bir sana bakardı bir bana bakardı
dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
toprak ana bütün zincirlerinden çözülmüş
sabahlar akşam üstleri manolya gibi parlak
tarlaların yüzü gülmüş
işte her akşam geçtiği denize çıkan sokak
ah işte annesi annesi sevgilisi

işte biz dinliyen duyan düşünen duvarlar
işte o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk

dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk
o bir kaç defa kartal gibi gitti kartal gibi döndü
çığlıklarını değil kırbaç sesini duyduk
biz duvarız neyleyim gözlerimiz ağlamayı bilmez
onu bir gece sabaha karşı büsbütün götürdüler
kendi gitti ismi kaldı yadigâr bağrımızda
o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda

ya biz idam duvarıyız karşımızda çok insan öldürdüler
onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık
temelimiz kanla beslendi ama nedense uzamadık
öyle bakmayın bu yaralar şerefli yara değil
getirirler vururlar biz öyle dururuz
yağmurlar gözyaşı bulutlar mendil
elimizden ne geldi de yapmadık
ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz

onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık
bir mayıs sabahı toprak rezil gök rezil
yıldızlar küfür gibi yüzümüze tükürür gibi
şafak sancılarıyla iki büklümdü ufuk
ve simsiyah çamur gibi bir manga ortasında
siyaset meydanına geldi dev yumruklu çocuk
bulutlar eğilip alnının terini sildiler
ve mermiler birdenbire ölümü getirdiler

o düştü biz yine ayakta kaldık
halbuki ne kadar yorgunuz
öyle bakmayın bu yaralar şerefli yaralar değil
ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz


Yüz bir hudut boyudur..Yabancıyı Benden,geçmişi Şimdiden,tahammülü zor olanı,tahammülü kolay olandan ayıran bir hudut...

 
Gönderildi : 15/07/2007 1:22 am
lilithh
(@lilithh)
Gönderiler: 226
Estimable Member
 

KİMİ SEVSEM SENSİN

kimi sevsem sensin / hayret
sevgi hepsini nasıl değiştiriyor
gözleri maviyken yaprak yeşili
senin sesinle konuşuyor elbet
yarım bakışları o kadar tehlikeli
senin sigaranı senin gibi içiyor
kimi sevsem sensin / hayret
senden nedense vazgeçilemiyor

her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet
sarışın başladığım esmer bitiyor
anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
dudakları keskin kırmızı jilet
bir belaya çattık / nasıl bitirmeli
gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
kimi sevsem sensin / hayret
kapıların kapalı girilemiyor

kimi sevsem sensin / senden ibaret
hepsini senin adınla çağırıyorum
arkamdan şımarık gülüşüyorlar
getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
hani o sımsıcak iri çekirdekli
senin gibi vahşi öpüşüyorlar
kimi sevsem sensin / hayret
in misin cin misin anlamıyorum


bileğini kestin / bileğimi kestim..
ordan çıkan iki damarı bağladık birbirine
artık yeni dolaşımın adı sevda dır!..

 
Gönderildi : 15/07/2007 1:41 am
denumi
(@denumi)
Gönderiler: 391
Reputable Member
 

O büyük bir şair olmanın yanında, bir düşünür ve gerçek bir Türk aydını ; aynı zamanda iyi bir roman ve deneme yazarıydı.

“...En Vahimi, ´Aydınların Yabancılaşması´!..”

...zaman, hatıraları bulanıklaştırıyor; o yüzden, kesin konuşamıyorum: acaba hangisi söylemişti? 'Medeniye' hocamız, -o tarihte henüz doçent- Ferit Hakkı Bey mi; yoksa kürsünün sahibi, -sakalı hariç, her şeyi ile 'dört dörtlük Osmanlı' - 'meşhur ve mülehham' Ebû'l Ulâ Mardin Bey mi? Cumhuriyet 'in her icraatını, gizli bir istihzayla anlatmak alışkanlığı; Mecelle 'ye büyük hayranlığı hesaba katılırsa, muhtemelen ikincisi!..

Anlatılan şudur: Gâzi , 'yeni Türkiye 'de toplumun, artık Medeni Hukuku 'nu, Mecelle 'yle yürütemeyeceği görüşünde imiş; zamanın uzmanlarını toplayıp, yeni düzene uygun bir 'Medeni Kanun' tedvir etmelerini istiyor; bunun için onlara sanırım üç yıl da süre tanımış; gel gör ki süre bittiğinde, 'ulusal' uzmanlarımız Gâzi 'ye rejimin temellerine göre oluşturulmuş, yeni, özgün ve ulusal bir yasa getirmemişler; onun yerine İsviçre Medeni Kanunu 'nun 'şartlarımıza uydurularak' kabulünü önermişler; esasen, öyle de yapılmış!

Ne yalan söylemeli, daha o tarihte, bu davranış beni utandırmıştı; bilahare Türk Ceza Kanunu 'nun İtalyan, İdare Hukuku 'yla ilgili kanunların Fransız Hukuku'ndan aktarıldığını öğrenince, utancım daha da büyüdü; çünkü başarısızlığımıza anlam veremiyordum, ancak yıllar sonra 'olay' ın aslında 'ecnebi' nin uyguladığı 'kültürsüzleştirme operasyonu' yla ilgili ve onun tabii neticesi olduğunu anladım: Emperyalizm, göz koyduğu ÜLKEYİ ÖZ KÜLTÜRÜNDEN SOYUTLADI MI; O ÜLKENİN AYDINI YARATICILIĞINI KAYBEDER; ARTIK 'YAŞANTISI' GİBİ 'ESERLERİ' DE 'KOPYA'DIR!

Gâzi'nin önüne çıkan 'talihsizlik' buydu!

Aydın 'çare'yi 'ecnebi'den beklerse...

B ursa Türkocağı 'ndaki kalabalık ve heyecanlı toplantıda, muhatap olduğum sorulardan birkaçı, aynı sorunla ilgili idi: ''...memleket yanlış yolda, işler sarpa sarıyor, ama yol gösteren yok, biz ne yapacağız?..'' Tuhaftır, soru sahipleri, cevabı bulmakla mükellef olanın da, kendileri olduğunu ne biliyor, ne kestirebiliyor; anlamıyor da: çünkü 'kopya', 'alafrangalık' sahici 'yurttaşlık bilincini' bulandırmış; artık 'meseleyi va'z etmek' ve 'ulusal çözüm bulmak' kabiliyeti yok; böyle bir soruyu sordukları anda, yetersizliklerini itiraf ve çareyi başkalarından -muhtemelen 'ecnebi'den- beklediklerini açıklamış oluyorlar. İyi de, 'kültürsüzleşme' dedikleri, 'bizâtihi' bu değil midir?

Söyler dururum, asıl sorun -sanıldığı ya da gösterilmek istendiği gibi- halkımızda değil; tam tersine, (buraya dikkat!) ona kılavuzluk etmesi gereken aydınlarımızın 'yabancılaşmasında'dır; bu 'yabancılık' toplumun 'ulusal idrakini' tahrip ediyor; aydını, öz ülkesinde, 'ecnebi'; halkına ters gelen bir kütürün 'temsilcisi' durumuna düşürüyor ki, bunun en korkunç neticesi 'ulusal'a 'ilgisizlik', hatta düpedüz 'kayıtsızlık'tır; en irkiltici sonucu da, 'bilmem ne yapacağız' kötümserliğine düşmüş bu takımın, o kötümserliğin ana sebebi olan 'kültürsüzleşme' yi hâlâ benimsemeleri; yani mesela 'alafrangalığı' önemseyip; çocuklarını 'ecnebi misyoner' okullarına göndermekte devam etmeleri oluşturuyor.

Bilir misiniz ki, Yusuf Akçura gibi bir 'ulusallık' devi, bu tehlikeli duruma, daha 1932' de Tarih Kurumu' nun ilk Kurultayı 'nda parmağını basmıştı; Cumhuriyet Maarifi 'nin hazırlattığı ilk tarih kitaplarını; bakar mısınız, nasıl yerden yere vurmuş:

Kim 'aksini' söyleyebilir?..

''...Fransız tarihçileri 1789 İhtilâli'ni abartıp şişirmişlerdir; ve bu maksatla, ondan önceki devirleri ve başka ülkelerde gerçekleşen değişiklikleri, pek silik geçiştirirler. Halbuki hakikat böyle değildi. Maarif'in Müfredat Programı, Fransız İhtilâli'ne -Fransızların deyimiyle- 'hakiki mevkii'ni' vermek üzere tertip edilmese de, (kitabın yazarı) Ali Reşat Bey, Program'dan daha çok, (çevirdiği) yazara sadık kalmıştır. 1848 İhtilâli için de aynı şey geçerli idi...''

''...Hele iktisadi meseleler ve bunların tarihteki rolü, yine Müfredat Programı'na uygun anlatılmamıştır. (Buraya dikkat!) İktisadi meselelerle izah edilebilen Emperyalizm ve dünyanın Avrupa tarafından istilası ve taksimi mevzularında; vuzûhsuz, nâkıs, yanlış ve sırf Avrupa'nın sınıfsal çıkarlarına göre söz edilmiştir. Bu kısmı yazılırken, kitabın yazarı adeta Türklüğünü unutup Avrupalıların dünyayı istilalarına 'fetih' namını vererek, onların adeta haklı; bu Müslüman kavimlerin, memleketlerinin ve servetlerinin, sırf Avrupalıların çıkarları uğruna gasp edilmesi hadisesini de, haklı görmektedir...'' (bkz. 1. Türk Tarih Kongresi, Konferans ve Zabıtları, 1932.)

Gâzi 'nin ve Anadolu İhtilâli 'nin talihsizliği, acaba -bazı lider arkadaşları gibi- 'taraftarı geçinen' aydınların da, 'ileri Tanzimatçı' olmaları değil miydi? Hanidir içinde yuvarlandığımız keşmekeş, düpedüz onların 'marifeti' ; bunu kim inkâr edebilir?

Cumhuriyet, 28.01.2005


Annon Edhellen edro hi ammen!

Hiç kimse misin bilmem ki nesin

 
Gönderildi : 12/08/2007 3:38 pm
battlehammer
(@battlehammer)
Gönderiler: 295
Reputable Member
 

sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da
hala içimizde o yanardağ ağzı
hala kıpkızıl gülümseyen
sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız

böylesini okumadım daha.


 
Gönderildi : 07/09/2007 4:04 pm
MuHaLiF
(@muhalif)
Gönderiler: 127
Estimable Member
 

MUSTAFA KEMAL

dağ başını efkâr almış
gümüş dere durmaz ağlar
gözyaşından kana kesmiş gözlerim
ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
ağlar ağlar cihan ağlar
mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
altmış üç ilimiz altmış üç yetim
yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
her geçen seni bizden parça parça götürür
mustafa'm mustafa kemal'im

diz dövdüm
gözlerim şavkı aktı sakarya'nın suyuna
sakarya'nın suları nâmın söyleşir
hemşehrim sakarya öksüz sakarya
ankara'dan uçan kuşlar
kemal'im der günler günü çağrışır
kahrolur bulutlara karışır
gök bulut yaşmak bulut
uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
divan durmuş bekleşir
mustafa'm mustafa kemal'im

nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin
çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
şol yüzünde güneş südü sıcaklık
ellerinden öperim mustafa kemal
senin dalın yaprağın biz senin fidanların
biz bunları yapmadık
sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal
elsiz ayaksız bir yeşil yılan
yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
hani bir vakitler kubilay'ı kestiler
çün buyurdun kesenleri astılar
sen uyudun asılanlar dirildi
mustafa'm mustafa kemal'im

karalar kuşanmış karadeniz akmam diyor
dokunmayın ağlamaktan bıkmam diyor
bu gece kıyamet gecesi bu vapur bandırma vapuru
yattığı yer nur olsun mustafa kemal
ben ölümden korkmam diyor
korkmam diyen dilleri toz oldu toprak oldu
değirmen döndü dolandı yıllar oldu
bir kusur işledik bağışlar mı kimbilir
o bize öğretmedi kazan kaldırmasını
günahı vebali öğretenin boynuna
erdirip oldurana ana avrat sövmesini
yüreğim kırıldı kanım kurudu
var git karadeniz var git başımdan
mızıka çalındı düğün mü sandın
bir yol koyup gideni gelir mi sandın
mustafa'm mustafa kemal'im

ankara'nın taşına bak
tut ki baktım uzar gider efkârım
çayır ağlar çimen ağlar ben ağlarım
gözlerimin yaşına bak
ankara kalesi'nde rasattepe'de
bir akça şahan gezer dolanır
yaşın yaşın mezarını aranır
şu dünyanın işine bak
mustafa'm mustafa kemal'im


 
Gönderildi : 07/10/2007 4:01 pm
arkane
(@arkane)
Gönderiler: 249
Estimable Member
 

korkunun krallığı kitabı güzeldir an gelir şiiri üzerine şiir tanımam


 
Gönderildi : 14/12/2007 10:57 pm
Borlach
(@borlach)
Gönderiler: 2899
Famed Member
 

Elimden Gelen Bu..

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Çoğalmak neyse ne azalmak zor
Birisi seni her an bırakıp gittiğim
Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor
Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim
Gözlerine kirli bir bulut getirdim
Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Birisi kapadığın kapılardan gitmiyor
Yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o
Bir yerin üşüse onun sıcaklığı
Öbürü en içten çağrını ısıtmıyor
Hüneri ne dersen duygu kaçakçılığı
Alıp tutmaksa o basıp gitmekse o
Bakışları kıyısız bir deniz uzaklığı

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
İkisi birbirinden çikmaya uğraşıyor
Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim
Birisi yeni baştan serüvene başlamış
Öbürü silahında son mermiyi yakıyor
Çoğalmak neyse ne azalmak zor..


 
Gönderildi : 28/02/2008 1:44 pm
Borlach
(@borlach)
Gönderiler: 2899
Famed Member
 

Tüylerimi ürpertiyor Atilla İlhan..


 
Gönderildi : 28/02/2008 1:46 pm
camelsoft
(@camelsoft)
Gönderiler: 21
Eminent Member
 

Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar?
Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var;
Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin...
Bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında
Fırtınalardan geldim sende dinleniyorum.
Bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum;
En eşsiz dakikalar sürsün senin yanında...
Hiç yumma gözlerini, ışığın eksilmesin,
Gündüzüm aydınlığım, ipek böceğim benim!
Güz bahçemde açılmış o son çiçeğim benim!
Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin;
Ayırma gözlerimden çocuksu gözlerini,
O sakin o yalansız, o kuytu gözlerini


parkasına kar yağmıştır,bir kenarda ağlamıştır..

 
Gönderildi : 16/10/2008 12:59 am
sta_N
(@sta-n)
Gönderiler: 310
Reputable Member
 

benim acılarım ilahlar gibi şiirlerimi doğuruyorlar
onları karanlıkta bembeyaz izleriyle görüyorum
karanlıkta seni görüyorum dudaklarına ellerimi sürüyorum
seni kollarımın arasında tutuyorum ağzından öpüyorum
ikimiz birden bire austerlitz garı’na gidiyoruz
austerlitz garı önüne bakıyor bizden utanıyor
bir trene binmek ve rastgele defolup gitmek istiyorum
trenin barında alnımı yağmurlu camlara dayamak
küstah bir duble birayla karşılıklı oturup ağlamak

kalemimde mürekkep kalmıyor insanlar beni görmüyorlar
insanlar kendilerini kaybetmişler onlara acıyorum
ümitsiz bir akrep gibi ben aynı zamanda mağrurum

kaptan-4....


 
Gönderildi : 18/10/2008 1:33 pm
lost_city
(@lost-city)
Gönderiler: 17
Active Member
 

kalem tutan elleri öpülüp alnına vurulcak bir şair yazar.


boş dunya..

 
Gönderildi : 14/03/2009 1:52 am
zirtapoz
(@zirtapoz)
Gönderiler: 327
Reputable Member
 

BÖYLE BİR SEVMEK (NE KADINLAR SEVDİM)

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Azıcık okşasam sanki çocuktular
Biraksam korkudan gözleri sislenir.

Ne kadınlar gördüm zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Hayır sanmayın ki beni unuttular
Hala arasıra mektupları gelir
Gerçek değildiler birer umuttular
Eski bir şarkı belki bir şiir

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Yalnızlıklarımda elimden tuttular
Uzak fısıltıları içimi ürpertir
Sanki gökyüzünde bir buluttular
Nereye kayboldular şimdi kimbilir

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir.


 
Gönderildi : 06/07/2009 7:45 pm
kill_the_king
(@kill-the-king)
Gönderiler: 824
Prominent Member
 

Varsağı
1
haçan demir dökende
ateş yiyesim gelir
gök sofraya çökende
doruktan sesim gelir
dağdan yürek sökende
kurşun dökesim gelir
çatal şimşek çakanda
yağmur perde çekende
derya göğe çıkanda
haçan ölesim gelir

2

Destur bre gökkuşağı
Hangi devin kılıcısın
Sabah sabah kanın damlar
Besbelli can alıcısın

Akıl almaz bir kelepçe
Anlaşılmaz hangi suça
Kilitlenmiş gündüz gece
Başımızda kalıcısın

Öfkeyi sorduk sarından
Korkuyu bildik morundan
Azrail adında birinden
Giyilmiş ölmek tacısın

Karanlık çiçek açtı mı
İlmik boynuna geçti mi
Can kuşu tenden uçtu mu
Bir özgürlük ağacısın

3

doğarsın sorgudur başlar
doğmanın hesabı sorulur
dünya bir bela sofrasıdır
lokmanın hesabı sorulur

acı bir dumandır köyleri
çakaldır kurttur soyları
gecenin kanlı beyleri
dumanın hesabı sorulur

kıvılcım çektiğin demirden
canını oynadığın kumardan
bıçağın oyduğu damardan
akanın hesabı sorulur

yürü attila ilhan yürü
yaş da yanar yanarsa kuru
günü gelir böyle doğru
yazmanın hesabı sorulur !..


Acayip boktan işler.

 
Gönderildi : 08/07/2009 2:05 am
Sayfa 2 / 2
Paylaş: