Forum
"DRAKULA İSTANBUL'DA" ABD ve Avrupa dışında çekilen ilk Dracula uyarlaması niteliğini taşıyan, Türkiye'nin ilk korku filmi "Drakula İstanbul'da" (1953), ilk kez bu yılın Temmuz ayı içerisinde, Amerika'nın Maryland eyaletinde düzenlenen bir festivalde Batılı izleyicilerin karşısına çıktı. ABD'de düzenlenen bir korku filmleri festivalinde "Drakula İstanbul'da"ya ilgi o kadar büyük oldu ki gündüz gösterimini kaçıranların yoğun talebi üzerine film gece bir kez daha gösterildi. İngilizce altyazı ya da simultane çeviri sunulmamasına karşın tıklım tıklım dolu olan salondaki izleyiciler, gösterimin bitiminde filmi uzun süre ayakta alkışladılar. "Drakula İstanbul'da"nın ABD'li korku filmi meraklılarının takdirini kazanmasının nedeni, Özen Sermet'in başarılı çekimlerinin yanısıra bu filmin, Bela Lugosi'li ünlü "Dracula"nın (1931) kopya edilmesiyle yapılmamış, son derece özgün bir uyarlama olması olsa gerek.
Gerçekten de bu unutulmuş Türk filmi, ünlü Holywood filminden belirgin farklılıklar taşıyor. Öncelikle Atıf Kaptan, sinemada uzun köpek dişleri gözüken ilk vampirdir; evet, artık böylesi dişler sinemada vampir imgesiyle özleşmiş, onun ayrılmaz bir parçası olmuştur ama ünlü "Dracula"da Bela Lugosi'nin vampir dişleri hiç gözükmez...Film, o dönemin jönlerinden Bülent Oran'ın canlandırdığı Azmi'nin, İstanbul'da mülk satın alacak olan Drakula'nın (Atıf Kaptan) Romanya'daki şatosuna gitmesiyle başlar. Yöre halkı onu şatoya gitmemesi konusunda uyarırlar. Azmi, bu durumu Drakula'ya sorunca "cahil köylülerin, kendisinin Kazıklı Voyvoda'nın soyundan geldiğine inandığı" yanıtını alır. Böylece aynen Dracula romanında olduğu gibi, vampir kont ile Kazıklı Voyvoda arasında bağ kurulmuş olur. Bu pasaj, Bela Lugosi'li filmde ise yeralmaz.
Şatoda kadın vampirle karşılaşma sahnesi de Türk filminde Amerikan filminden biraz daha cüretkar biçimde çekilmiş: Renfield, kadın vampirler yanına bile yaklaşamadan Dracula tarafından "kurtarılırken", Azmi, kadın vampir tarafından dudaklarından öpülür. Orijinal romanda olduğu gibi Kont'un kadın vampire yem olarak küçük bir çocuk getirmesi de ilk kez imalı biçimde de olsa "Drakula İstanbul'da"da yeralıyor. Dracula romanında Kont'un şato duvarlarından aşağı bir sürüngen gibi indiği sahne de Amerikan filminde değil de ilk kez "Drakula Istanbul'da"da görülüyor.
Amerikan filminde, vampirleşen Lucy'nin akibeti, muhtemelen oto-sansür nedeniyle, meçhul kalırken, vampirleşen Şadan'la mezarlıkta karşılaşma ve Şadan'ın tabutunda yokedilmesi sahneleri "Drakula İstanbul'da"da yeralır.Filmin diğer bir ilginç yanı ise vampirleri öldürmek için yalnızca göğüslerine kazık saplamak yerine folklordaki ve romandaki yönteme uygun biçimde kazıkla toprağa çakılmalarının ve başlarının kesilerek içine sarımsak doldurulmasının gerekmesi.
Doğal olarak "Drakula İstanbul'da"da haçlar yok, onların görevini yalnızca sarımsak görüyor. Turgut Demirağ'ın yapımcı olduğu ve Mehmet Muhtar'ın yönettiği "Drakula Istanbul'da"nın senaryosu, Dracula'nın bir özet-çevirisi özelliğini taşıyan Ali Rıza Seyfi imzalı "Kazıklı Voyvoda" adlı romandan yararlanarak yazılmış. Ancak Kazıklı Voyvoda'daki milliyetçi, hatta ırkçı jargon "Drakula İstanbul'da"ya alınmamış. Örneğin yıllar sonra geçen yıl "Drakula İstanbul'da" adıyla yeniden basılan "Kazıklı Voyvoda" romanında Drakula şu nidayla yok ediliyor: "Tuna boylarında kazığa vurulan ırkdaşlarımın ve Şadanımın öcü!" Filmin posterinde senaryo sahibi olarak yalnızca Ümit Deniz'in adı yeralırken jenerikte senarist olarak ayrıca Demirağ ve Muhtar'ın da adları geçiyor.(:v.s.v.s
[/img]
....GünahLaRımıZ DaGınıKLıkLaRdaN iBareTsE,CezaMıZ UnuTMaKTıR.....
o dönem düşünüldügünde güzel imkanlar olusturularak cekilmiş nadide film.
Bazıları müzik dinler, bazıları müzik yapar ama bazıları vardır ki onlar müzik yaratır - Charles Schuldiner
