Diablo Swing Orchestra – Sing-Along Song

Biraz Rock.. Biraz Klasik. Biraz Jazz. Hepsinden ortaya karışık tabii ki senfonik? Biraz Soprano. Biraz Kirli, biraz Temiz Vokaller.
Evet evet. Hepsinin birleşiminden oluşan bir grup. Diablo Swing Orchestra.
The Butcher’s Ballroom albümlerinden beri baya bir süre geçmişti ki 2009 en iyi albümleri arasında gördüm albüm adını.Nasıl görmemişim
diye kendime çok kızdım ama iş işten geçti tabii ki.
Albümü hemen edindim ve dinlemeye koyuldum ( malesef henüz orjinal alamadım. Ama ay başında istedeceğim 🙂 )
Grubu hiç bilmeyenler için kısa bir biyografi da koyayım. Çünkü bu grubu çok az kişini bildiğini biliyorum.. En azından herkese
tanıtalım..
Diablo swing orchestra’nın tarihi 1501 yılının İsveç’ ine dayanır, tarihin diğerleri gibi çalmayan bir orkestranın
hikayesini anlattığı yere. Çekici ve ilahi müzikleriyle ülkenin her yerinden ezilmiş insanları bir araya topladılar ve toplumun her
sosyal sınıfından insan onları yüreğine kabul etti. Yapıtları kısa sürede hırçın ve kuvvetli olarak nam saldı ve orkestra çevresinde
kendilerine bağlı bir kitle oluşturdu.
16yy.’ın ikinci yarısında saraylıların diktatöryal yönetimine karşı eleştiriler had safhaya varmıştı. Bağışlar ve topraklarının
gelirleri nedeniyle kilise son derece zengin bir kurum olmuştu,ve parayı yalnızca güçlerini arttırmak için kullanmaları insanların
arasında hoşnutsuzluk yaratmaya başlamıştı. Orkestra bir çok insana hayatlarındaki günlük olaylarla baş edebilmeleri için yeni bir yol
sunmuştu.
Kilise onların halk üzerindeki gücünün ne kadar arttığını gördü ve orkestrayı hain olarak nitelendirdi, onların niyetlerinin iyilik
dışında her şey olduğunu söyledi. Orkestranın hoş karşılanmamasının sebebi müziklerinde genellikle kendi “aşırı” hayat tarzlarını
öğütlemeleriydi. Kilise ayinleri sırasında papazlar, müziklerinin hristiyanlığa bir saldırı olduğu iftiralarını attılar. Her nasılsa
orkestranın popülaritesini düşürmeye yönelik bu saldırılar başarısız oldu, kilise insanları eski gücüne inandırmak için daha çaresiz
girişimlerde bulundu. “Şeytanının orkestrası” kullandıkları slogan oldu ve orkestranın üyeleri şeytana tapanlardan, şeytanın dölüne
kadar birçok iftiraya uğradılar. Bu isim zaman içinde tutuldu ve orkestranın popüler ismi halini aldı. Bu çabaları boşa çıkan kilise
onları cinayetle suçladı ve acımasız bir insan avı başladı. İki yıl içinde orkestra kanun kaçakları gibi yaşadı ve her defasında
yalnızca sınırlı sayıda insana ambarlar ve kötü yerlerde çalmaya başladı. Ne mutlu ki cömert insanlar onlara daima kalacak yer ve
yiyecek sağladılar.
Yakalama emri çıkartan kilise orkestranın yakalanmasını sağlayacak bilgiyi getirene ödül vaat etti. Bu ödül o kadar yüksekti ki
orkestra kaçaklar olarak yaşamaktan yorulmuş ve bitkin düşmüştü, ve bunun artık bir son bulması gerektiğini anlamıştı. Yakında
birilerinin onların yerini açıklamasının an meselesi olduğunu biliyorlardı ve bu yüzden kendileri teslim olmaya karar verdi.
Ama bunu yapmadan önce hepsi soylarından gelenlere 500 yıl içinde orkestrayı tekrar kurup kaldıkları yerden devam ederek “felsefi-
kışkırtıcı” müzik yapmaları görevini veren altı mühürlü zarf hazırlandı ve ailelerinin güvenilenlerine teslim etti.
Verecekleri son konseri halka “muhteşem final” olarak duyurdular. Binlerce insan toplandı ve gürültüden neredeyse kimse müziği
duyamıyordu, bu kadar büyük bir kalabalığa çalmakla tarihte en çok konuşulan gösterilerden biri oldu. Büyük kalabalığın sayesinde
silahlı askerlerin sahneye varmasına rağmen son şarkılarına kadar çalmalarına izin verildi. Ardından tutuklandılar ve hapse atıldılar
sonra ise hepsi asılarak idam edildi.
2003 yılında Stockholm’de kazayla bir araya gelen gerçek orkestra üyelerinin soyundan olan iki kişi bir müzik markette karşılaşır gelir
ve müzik hakkında tartışırlar. Sonra ikisi de eski atalarından kalan ve “şeytanın orkestrası”nı nasıl tekrar bir araya getireceklerini
yazan birer mektup alırlar. İkisi de çok heyecanlanırlar ve üç aylık bir sürede geri kalan varisleri bulurlar.
Ne yazık ki orijinal şarkıların notaları 1503 yılında kilise tarafından el konulup yakılmıştır. Böylece müzik üstadı orkestramızın ne
çalacakları hakkında hiç bir ip ucu yoktu. Dikkatli çalışmalar sonucunda orkestranın yapacağı müziğin geçmiştekinin modern versiyonu
olması gerektiğine karar verdiler. Annlouice grubun solisti olarak seçildi onun meleksi ve operavari sesi müziğe mükemmel bir atmosfer
kattı. Pontus’un dans müziği ve programlamadaki yetenekleri orkestranın aranjmanında daha gerçekçi bir ses vermek için işe yaradı ve
o,grubun söz yazarı olan Danielle birlikte gitarları üstlendi. Andy, mix aşamasına funk temelli bass vuruşları ile groove ekledi. (
burada tam çeviremediğim müzikal terimler var ). Andreas’ın enerjik davullarıyla şarkıları daha ritmik hale geldi. Andres’le birlikte
grubun kurucu temelini oluşturdular. Johannes’in teorik bilgileri ve şaşırtıcı tekniğinin birleşimiyle çaldığı hissi çellosu sayesinde
grubun vazgeçilmezi oldu.
Hepsi birlikte DİABLO SWİNG ORCHESTRA ismine karşılık geldiler ve atalarının onurları ve miraslarını sürdürdüler.
Girişte klasik bir selamlama şeklinde hafif tonlarda bir parçayla seyirciyi işitsel bir şölene hazırlıyor. Albümün büyük bölümünde
olduğu gibi girişte de Pontus Mantefors çok ciddi efektler katmış. Özellikle Johannes Bergion ile birlikte çello & efekt olayında
parçayı bırakıp sadece seslere odaklanıyorsunuz. Ama o ara ya ince bir ses olarak; Annlouice Loegdlund i duyuyorsunuz. Ya da arkadan
kont edasıyla; Daniel Håkansson i. Genelde Daniel şarkılarını söylerken Andreas Halvardsson üstün performansı ile bateri ile birlikte
eşlik ediyor. Ortalama her parçanın sonunda tüm ekip arkadaşları bir anda coşuyor ve ortaya tam bir cümbüş çıkıyor.Fakat bu cümbüş bir
metal müzik tarzında değil Jazz tarzında olduğu için ortada çok ilginç ve dinlemekten zevk aldığınız bir albüm ortaya çıkıyor.
1. A Tap Dancer’s Dilemma 5:12
2. Rancid Romance 4:27
3. Lucy Fears The Morning Star 6:34
4. Bedlam Sticks 3:29
5. New World Windows 5:56
6. Siberian Love Affairs 0:58
7. Vodka Inferno 4:08
8. Memoirs Of A Roadkill 3:30
9. Ricera Dell’anima 5:34
10. Stratosphere Seranade

Parçaların içerisinde türlü türlü enstürmanlar serpiştirilmiş..Bunlardan en güzel harmanlanmasıda Elektro Gitar ile Saksafon birleşimi
olmuş. Albümün ortalam sesi kafanızda canlanmıştır muhtemelen.. Değil mi? Hayır mı? O halde aşağıdaki videodan rahatlıkla
canlandırabilirsiniz 🙂
Bu parça benim bu albümdeki en favori parçam.. Vodka Inferno.
Vodka! 🙂
Diablo Swing Orchestra-vodka inferno
İlk albümünden Balrog Boogie


Bir yorum
Süper bir grup, eski albümlerine tapıyordum zaten yenisinden de 2 şarkı dinledim, gayet hoş gibi. Metal artık pek sık dinlemesem de, Guardian yanında bıkmadan dinlediğim gruplardan birisi.
(Okuyucu puanı: 10/10)