Forum
KARA DELİKLERBilim adamları, dünyanın bir kara delik tarafından yutulması olasılığını da göz ardı etmiyor.
Olasılığı: Çok düşük
Gerçekleşirse insanlığın ne kadarı yok olur?: Yüzde 100.Böle birşey olsa bari sonumuz
dierlerinden daha karizmatik
"vay beeee" dicek dicek biri olmadıktan sonra karizmatik ölsen nolur
Kendimi başkaları,başkalarını kendim için kurban etmeyeceğime varoluş aşkım üzerine andiçerim...
www.soulflytr.com | Soulfly Türkiye Fan Sitesi
merak etmeyin insan cinsi (ırkı değil cinsi) bir çaresini bulacaktır. şimdiye kadar dünyada- neandertalansisi saymazsak- şu an bulunan homo sapiensler, evrimsel olarak en iyi uyum sağlamış ve gelişmiş canlılardır. eger toplu yok olma bile vuku bulsa birimizin her hangi bir hücresindeki DNA ipliği evrenin herhangi bir yerine saçıldığında o genetik bilgi kullanılacaktır. bir homo sapiens'in ölmesiyle o canlı son bulmuyor. Genetik materyali var oldukça -ki kemiklerdeki ve ölü dokularındaki hücrelerin materyalleri yok olmuyor- insan da var olacak. Canlıların kitabı DNA veya RNA'larıdır. Hiç yok olmayacak bir kitap..
korkmayın.. kıyamet gelse de.. geleceği varsa göreceği de var ![]()
Lord Bael vokal
Infernal Heils!!
de dünyayı kara delik yutsa ne olucak DNA ve RNA ları zor bulursun o zamanmerak etmeyin insan cinsi (ırkı değil cinsi) bir çaresini bulacaktır. şimdiye kadar dünyada- neandertalansisi saymazsak- şu an bulunan homo sapiensler, evrimsel olarak en iyi uyum sağlamış ve gelişmiş canlılardır. eger toplu yok olma bile vuku bulsa birimizin her hangi bir hücresindeki DNA ipliği evrenin herhangi bir yerine saçıldığında o genetik bilgi kullanılacaktır. bir homo sapiens'in ölmesiyle o canlı son bulmuyor. Genetik materyali var oldukça -ki kemiklerdeki ve ölü dokularındaki hücrelerin materyalleri yok olmuyor- insan da var olacak. Canlıların kitabı DNA veya RNA'larıdır. Hiç yok olmayacak bir kitap..korkmayın.. kıyamet gelse de.. geleceği varsa göreceği de var
Hayvan, hışımla çekip alır kırbacı efendisinin elinden ve kendi efendisi olmak için kendi kendisini kırbaçlar...
bunların hepsi bir olasılık burdan çıkarmamız gereken şey ise vaktimizin sınırlı olduğu her gunu doya doya yasamalı HAYAT SEVİNCE GÜZEL bir kusu bir kelebeği öle bişilerdi işte ![]()
biz parasızlıkla sınav oluyoz gelecek nesil neyle olur bilemem artık ..
sittir ediyorum sözün kısası yahu ![]()
..Notalarına yaklaş aşkın !
terör ve iklim en yakınları gözüküyo ..
Iklim degisiklikligi simdilik bana en kisa zamanda olacak seymis gibi geldi..
kara delik gormek isterim ;p
Şehr-i Harabe
buzul çağı hoşuma gitti.donmak yanmaktan iidir
mutfak işleri yapıp, senle sohbet edebilcek zekada bi robot geçen hafta JAPONYA'da tanıtıldı..AKILLI ROBOTLARIN HÂKİMİYETİGelişen teknolojiyle 2050'ye kadar robotların insanlar gibi düşünmeye başlayacağı tahmin ediliyor. Bunun sonucunda yaratıcıları üzerinde hâkimiyet kurma olasılıkları göz ardı edilmiyor.
Olasılığı: Yüksek
Gerçekleşirse insanlığın ne kadarı yok olur?: Yüzde 80.işte bu insan evriminin dogal sonucu olacaktir bence .. doga kendini yok etmeye programlidir herzaman
Aynen katiliyorum eger boyle birsey olursa baska birseye bence gerek kalmaz zaten.
sanırım torunlarımız olmıycak..
..Notalarına yaklaş aşkın !
EVRİM SAATİNİN SONU
![]()
başlığı zaten yusuf yusuf direk
UpTheIrons!!!
NoLifeTillLeather!!!
AKILLI ROBOTLARIN HÂKİMİYETİGelişen teknolojiyle 2050'ye kadar robotların insanlar gibi düşünmeye başlayacağı tahmin ediliyor. Bunun sonucunda yaratıcıları üzerinde hâkimiyet kurma olasılıkları göz ardı edilmiyor.
Olasılığı: Yüksek
Gerçekleşirse insanlığın ne kadarı yok olur?: Yüzde 80.işte bu insan evriminin dogal sonucu olacaktir bence .. doga kendini yok etmeye programlidir herzaman
doğa kendini yenilemeye programlı değilmidir ?
bomba yapımı epey gelişti bundan yok olmayız yaw 1 elektro mağnetik alanı geniş ve yüksek etkili bomba atın hiçbir elektronik aleti çalıştıramazsınızmutfak işleri yapıp, senle sohbet edebilcek zekada bi robot geçen hafta JAPONYA'da tanıtıldı..AKILLI ROBOTLARIN HÂKİMİYETİGelişen teknolojiyle 2050'ye kadar robotların insanlar gibi düşünmeye başlayacağı tahmin ediliyor. Bunun sonucunda yaratıcıları üzerinde hâkimiyet kurma olasılıkları göz ardı edilmiyor.
Olasılığı: Yüksek
Gerçekleşirse insanlığın ne kadarı yok olur?: Yüzde 80.işte bu insan evriminin dogal sonucu olacaktir bence .. doga kendini yok etmeye programlidir herzaman
Aynen katiliyorum eger boyle birsey olursa baska birseye bence gerek kalmaz zaten.
sanırım torunlarımız olmıycak..
biyolojik savaş yok olmanın en temizi ölümcül hastalıklı olan bir virüsün mutasyon geçirmesi sonucu yok edilememesi
hade bulun bakalım anti-virüsünü
Ölüm gibi sonsuzlaşan imkansızlıklarım...
Kara Delikler Hakkında Ufak Bir Araştırma..
EVRENİN DÜNYASI -UZAY
Kozmoloji biliminin her zaman büyüleyici yanlarından biri, kozmolojiyle amatörce ya da profesyonelce ilgilenen herkesin, evrendeki yerimiz, evrenin yaratılışı ve varlığı gibi konulardaki soruları yanıtlama potansiyeline sahip olduğunu düşünmesidir. Büyük patlama destanının astronomlar, matematikçiler ve fizikçiler kadar teologların ve felsefecilerin de ilgilerini uyandırması hiçbir şekilde rastlantısal değildir. Merak edilen konuların başında: yıldızlar, galaksiler, karanlık madde ve kara delikler yer alır.
EN YAKIN YILDIZLAR
Güneş sıradan bir yıldızdır. Kütle ve ışıma gücü bakımından ortalamanın biraz üzerinde olmakla birlikte parlak, büyük kütleli yıldızların yanında biraz soluk be -nizli kalır. Bazı yıldızla- rın kütlesi Güneş'in kütlesinin birkaç katı, bazılarınınki ise 100 katı olabilir. Ama yakınımızdaki yıldızların tipik kütlesi Güneş'in kütlesinin üçte biri civarındadır. Yıldızlar kimi zaman çiftler halinde bulunur. Bu durumda yıldızların yörünge hareketlerini birbirine uyguladık -ları karşılıklı kütle çekim kuvvetleri belirler. Bu karşılıklı dans, astronomlara çift yıldızların kütlelerini doğrudan ölçme olanağı sağlar.
Tek başına bulunan yıldızların kütleleri, ışıma güçleri ve renkleri gözlenerek, dolaylı bir yoldan ölçülür. Bir yıldızın ışıma gücü kütlesine çok duyarlı bir biçimde bağlıdır. Kütle ikiye katlandığında ışıma gücü 10 kat artar. Yıldızın ışıma gücü arttıkça sıcaklığı da artar. Yıldız, hemen hemen mükemmel bir fırına ya da kara cisme benzer. Kara cismin sıcaklığı arttıkça, yaydığı karakteristik ışının dalga boyu kısalır, sıcaklık azaldıkça dalga boyu uzar. Bu nedenle sıcak kara cisimler mavi, soğuk kara cisimler ise kırmızı renklidir. Genelde, yaydığı ışınımın dalga boyu kara cismin sıcaklığının bir ölçüsüdür. Astronomlar bir yıldızın sıcaklığını renginden ya da başka bir deyişle ışığının tayfını elde ederek ölçerler. Yıldızlar bir dereceye kadar ideal ışınım yayıcılar olduklarından, yıldızın büyüklüğünü rengine ve ışıma gücüne bakarak anlayabiliriz: Işıma gücü yüksek, sıcak ve mavi olanlar dev; sönük, serin ve kırmızı olanlar cücedir.
GALAKSİLER
Yıldızların tek başlarına bulundukları çok enderdir. Çoğunlukla galaksileri oluşturan kümeler ve gevşek gruplar ha- linde bulunurlar.
Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde galaksilerin biçimlerine göre sınıflandırılabileceği ortaya çıktı. Bazıları sarmal bir yapı gösterirken diğerleri görünüş olarak belirgin bir biçim sergilemekten uzaktı. Hubble, galaksilerin yapılarını temel alan ve günümüzde hâlâ kullanılan bir sınıflan -dırma yöntemi geliştirdi. Tümü de sarmal kollara sahip olan sarmal galaksiler, kollarının görünüşüne ve merkezdeki çekirdeğin büyüklüğüne göre sınıflandırılır. Sarmal galaksiler, evrendeki çoğu yıldızın doğum yerleridir.
KARANLIK MADDE
Hemen hemen 50 yıl önce Fritz Zwichky, galaksi kümelerinin çoğunlukla ışık vermeyen bir madde türünden olduğunu fark etti. Karanlık maddenin araştırılması, 50 yıl boyunca kozmolojinin en önde gelen uğraşlarından oldu. Kesin ölçümlerin ilk kez elde edildiği 20 yıl kadar önce, galaksi kümelerindeki karanlık maddenin haritası çıkarıldı. Karanlık maddenin galaksi kümelerinden çok daha büyük ölçekteki varlığının kanıtlanması ise çok yenidir.
Galaksilerin nasıl oluştuğu hakkında hiçbir şey bilmeden karanlık maddenin nasıl araştırıldığını anlamak mümkün değildir. Galaksimiz, 10 kiloparsek yarıçapında (1 kiloparsek=1000 parsek) ve 500 parsek kalınlığında, yıldızlardan oluşan, disk biçiminde bir yapıya sahiptir. "Popülasyon 1" adı verilen ve diskte yer alan bu yıldızlar, galaksideki genç yıldızlardır. Bu yıldızlar, galaksi merkezi çevresinde çembersel yörüngeler çizen ve yıldız toplanmaları adı verilen gevşek yıldız topluluklarının yer aldığı yıldız oluşum bölgelerinde ve gençlerle birlikte yaşlı yıldızların da yer aldığı daha yüksek sayıdaki açık küme adı verilen gruplanmalarda bulunurlar. Diskteki dağılım, galaksinin ışık saçtığı için görülen yıl -dızların yaklaşık yüzde beşine eşit olan yıldızlar arası gaz ve tozun hemen hemen tamamını kapsar. Aslında moleküler yapı- daki gaz ve en genç yıldızlar yalnızca yüz parsek kalınlığında bir disk oluştururlar.
KARA DELİK NEDİR?
Kara delikler, karanlık maddenin düşünülebilecek en karanlık biçimidir. Her ne kadar doğrudan gözlenmeleri olanaksızsa da kara delikleri gözleyebilmek için astronomların dolaylı yöntemleri vardır. Görülemedikleri için karanlık maddenin mantık yoluyla bulunmuş adaylarıdır. Bunlar, Albert Einstein tarafından yaratılmış olan görecelik teorilerinden biri olan genel izafiyet teorisi tarafından öngörülmüş cisimlerdir. Özel görecelik teorisi uzay ve zamanın yapısını açıklarken genel görecelik teorisi ise uzay, zaman ve kütle çekimini tanımlar. Bu teorilerden birincisi bize, uzay ve zamanın dört boyutlu uzay zamanın değişik görünüşleri olduğunu söyler. Bu nedenle uzayda bir noktanın genellikle bir geçmişi, bir de geleceği vardır.
Uzay zamanda bir noktaya örnek olarak bir patlamayı gösterebiliriz: Patlama hem uzayda hem de zamanda özel bir noktadır. Herhangi bir gözlemci ya da herhangi bir ışık sinyalinin geleceğe doğru hareket et-tiği söylenebilir. Eğer yeterince uzağa ve yeterince uzun zamana gidebilirse, teorik olarak, bir gözlemci ya da ışık sinyali sonunda gelecek zamanda bir başka noktaya ulaşabilir. Bu kuralın bir istisnası kara delik civarında ortaya çıkar. Kara delik civarında uzay zamanda öyle bir bölge vardır ki, bu bölgedeki olaylardan hiçbir şey -ışık bile- kaçamaz. Kara delik bir tuzak yüzeydir. Bu yüzeyden içeri bir kez girerseniz, geriye dönüş yoktur!
Zaman yolculuğu mümkün mü?
Belki de birinci soru bu olmalıydı.Karanlık maddeyi ve kuvantum kütle çekimini unutun. Herkesin yanıtlamaya can attığı bir soru, bu.Uzayda yolculuk, H.G. Wells'in olağanüstü romanı ‘‘Zaman Makinesi''nden beri en gözde bilim kurgu konusu oldu. Örneğin, gelecekte ileriye doğru yolculuk yapmak kanıtlanmış bir olay. Einstein'ın görelilik kuramı, dünyayla göreli hareket eden bir izleyicinin, dünyanın geleceğine geçebileceğini öne sürer ve bu etki, atomik saatler yardımıyla da doğrulandı. Etkili zaman bükülmeleri, ışık hızına yakın bir hız gerektirir. Bu hızı yakalamak ilke olarak mümkün, ancak mühendisliğin büyük bir ilerleme kaydetmesi ve bir o kadar da para bulunması gerekir.
Geçmiş zamana gitmekse çok daha zor. Görelilik, bir izleyicinin, uzayzaman içinde yolculuk yapması ve geçmişine geri dönmesi fikrine karşı çıkmıyor. Ancak, şimdiye kadar önerilen tüm senaryolar, alışılmamış şartlar gerektiriyor.Zaman içinde geri gitmenin bir yolu, uzayda delikler bulmaktır. Kuramcılar, uzayzamanda iki noktayı birleştiren bir tünelin (yıldız geçidinin) gerçekten varolabileceğini öne sürüyor. Bunlardan birini bulduğunuzda, içine atlayıp kendinizi evrenin başka bir zamanında, hatta başka bir yerinde bulabilirsiniz.
Kuramcılar, böyle bir deliğin bulunması durumunda, zaman makinesinin de yapılabileceğine inanıyorlar.Geçmişe gitmek olanaklı olsaydı, tüm paradokslar da ardından gelirdi: yolcunun, geçmişe giderek annesini bebekken öldürmesi gibi. Neden-sonuç ilkesine, hiçbir şeyin karşı gelemeyeceğinde ısrarcı olunduğu takdirde, paradokslardan kaçınılabilir, ancak zamanda çift yönlü yolculuk, hala alışılmadık bir fikir.Bazı fizikçiler, zaman içinde yolculuğun kesinlikle mantık dışı olarak görüyor. Stephen Hawking, fiziksel nesnelerin, zaman içinde atlamalarını önlemek için bir şeylerin müdahale edeceğini varsayan ‘‘kronoloji koruma varsayımı''nı geliştirdi.
Bu, zaman makinesi yapılmasında karşılaşılan temel fiziksel engeller nedeniyle ortaya çıkabilir: örneğin, kuantum vakum enerjisi, uzaydaki deliğin hemen önünde toplanarak, deliği kapatabilir. Zaman içinde yolculuk, henüz çözülemedi, ancak hala birçok insan buna zamanını ve emeğini harcıyor. Hawking, bu araştırmalar için kaynak bulmanın zor olduğunu vurguluyor.
Kaynak : New Sciensist
Çeviri : Çetin Bal
Buda farklı bir bakış açısı;
Kara delik nedir?
Kara delik, en basit ifadesiyle, yakınındaki nesnelerin kendi çekim alanından kaçıp kurtulmasına izin vermeyecek kadar büyük bir kütlenin yoğunlaştığı uzay bölgesidir. Çekim konusunda eldeki en iyi teori Einstein'ın Genel Relativite Teorisi (GRT) olduğuna göre kara delikleri anlamak için bu teorinin bazı sonuçlarını incelememiz gerekir. Bunun için çekimi oldukça basit bir durumda inceleyelim.
Bir gezegenin üzerinde durduğunuzu düşünün. Düşey yukarıya doğru bir taş atıyorsunuz. Çok hızlı atmadığınızı kabul edersek, taş bir süre yükselecek ve gezegenin çekimi nedeniyle oluşan zıt yönlü ivmenin etkisiyle yavaşlayıp duracak ve geriye düşmeye başlayacaktır. Taşı yeterince hızlı atarsanız, taşın gezegenin çekim etkisinden tamamen kurtulmasını sağlayabilirsiniz. Artık hep yükselir.
Taşın gezegenin çekim etkisinden kurtulmasına yetecek en küçük fırlatma hızına kaçış hızı denir. Tahmin edeceğiniz gibi, kaçış hızı gezegenin kütlesine bağlıdır: Gezegenin kütlesi çok büyükse, çekim çok kuvvetli ve kaçış hızı çok yüksektir. Hafif bir gezegenden kaçış hızı da küçüktür.
Kaçış hızı gezegenin merkezinden ne kadar uzak olduğunuza da bağlıdır: Merkeze ne kadar yakınsanız, kaçış hızı o kadar büyüktür. Yeryüzünden kaçış hızı 11.2 km/s'dir (atmosfer sürtünmeleri hariç). Yani, herhangi bir cismi yeryüzeyinden yukarıya doğru saniyede 11.2 km hızla atmayı başarabilirseniz, cisim size geri dönmez. Ay'da kaçış hızı 2.4 km/s'dir.
Şimdi, yüzeyindeki kaçış hızının ışık hızından da (saniyede 300 000 km) büyük olduğu, küçük bir yarıçapa yığılmış muazzam bir kütle hayal edin. Hiç bir şey ışıktan hızlı gidemeyeceğine göre, bu kütlenin çekim alanından hiç bir şey kaçamaz. Bir ışık demeti bile çekim etkisiyle durdurulup geri çekileceğinden, bu kütleden ışığın kaçması mümkün olmaz.
Işığın bile kaçamayacağı kadar yoğun kütle yığını fikri 18. yüzyılda yaşamış olan Laplace'a kadar uzanır. Einstein'ın genel relativiteyi geliştirmesinden neredeyse hemen sonra Karl Schwarzschild bu teorinin matematik denklemlerinin böyle bir nesneyi tanımlayan çözümlerini keşfetti. Çok daha sonraları, 1930'larda Oppenheimer, Volkoff ve Snyder gibi kimselerin çalışmalarıyla insanlar evrende böyle nesnelerin gerçekten var olabileceği olasılığını ciddi ciddi düşünmeye başladı. Bu araştırmacılar, yeterince büyük bir yıldızın yakıtı bitince, kendisini kendi çekim etkisine karşı destekleyemeyeceğini ve bir kara deliğe çökeceğini gösterdiler.
Genel relativitede çekim uzayzamanın eğriliğinin bir manifestasyonudur. Büyük kütleli cisimler uzay ve zamanı çarpıtır, eğrileştirir ve büker; böylece geometrinin bildik kuralları oralara uygulanamaz olur. Bir kara delik yakınlarında uzayın çarpıklığı aşırılaşır ve kara deliklerin bazı çok acayip davranışlar göstermelerine neden olur. Örneğin bir kara deliğin olay ufku bulunur. Bu, kara deliğin sınırlarını işaretleyen küresel bir yüzeydir. Bu ufuktan içeriye geçebilir fakat dışarıya çıkamazsınız. Aslında, ufku bir kez geçtiniz mi kaderiniz geri dönüşsüz bir şekilde kara deliğin merkezindeki tekillik (singularite) noktasına yaklaşmaktır.
Bu ufku kaçış hızının ışık hızına eşit olduğu yer olarak düşünebilirsiniz. Ufkun dışında kaçış hızı ışık hızından küçüktür, dolayısıyla roketlerinizi yeterince güçlü çalıştırabilirseniz kaçma şansınız olabilir. Fakat kendinizi olay ufkunun içinde bulursanız, geçmiş ola, roketleriniz ne kadar güçlü olursa olsun kaçamazsınız.
Bu ufkun acayip geometrik özellikleri vardır. Kara delikten uzaklarda durmakta olan bir gözlemciye göre bu ufuk hoş, statik ve hareketsiz bir yüzey gibi görünür. Ancak ona yaklaştığınızda onun çok büyük bir hızının olduğunu fark edersiniz. Aslında o dışarı doğru ışık hızıyla hareket etmektedir! Bu durum, ufku içeri doğru geçmenin niçin kolay fakat dışarı çıkmanın niçin imkansız olduğunu açıklar. Ufuk dışarı doğru ışık hızıyla hareket ettiğinden onu dışarıya doğru geçmek için ışıktan hızlı hareket etmeniz gerekir. Işıktan hızlı gidemezsiniz ve bu nedenle de kara delikten kaçamazsınız.
Bunlar size çok acayip gibi geliyorsa, endişelenmeyin: Gerçekten acayiptir. Ufuk bir anlamda sakin durmaktadır, fakat başka bir anlamda ışık hızıyla hareket etmektedir. Birazcık "Aynanın İçinden"deki Alice'in durumuna benzer: Orada sadece aynı yerde kalmak için bile hızlı koşması gereken bir yerde bulur kendini Alice.
İçeri girdiniz mi, uzayzaman, yarıçapsal uzaklığı ve zamanı tanımlayan koordinatların rollerini takas etmelerini gerektirecek kadar çarpıklaşır. Yani, merkezden ne kadar uzak olduğunuzu tanımlayan r koordinatı zaman-gibi, zamanı gösteren t koordinatı uzay-gibi haline gelir. Zamanı cetvelle, uzaklığı da saatle ölçmek zorunda kalırsınız.
Bu da şu demektir: Şu anda bulunduğunuz yeri (uzaydaki yerinizi = mekan koordinatlarınızı) istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz ya da isterseniz aynı yerde durabilirsiniz; ama zamanı durduramaz, geri döndüremez veya zamanda yolculuk yapamazsınız. Bir kara deliğin olay ufkunun içindeyse, bulunduğunuz yeri değiştirme imkanınız yoktur. Oradaki mekan buradaki zaman gibi belli bir yönde akar. Ancak zamanınızı istediğiniz gibi değiştirebilir, geçmişe veya geleceğe gidebilirsiniz. Hatta zaman şimdiki mekan boyutları gibi üç boyutlu hale gelirse, zamanda yukarıya, aşağıya, sağa, sola, öne ve arkaya hareket etmeniz mümkün olur -- bütün bunlar zamansal olarak ne demekse!
Bunun sonucu olarak da, şu andaki normal şartlarda geleceğe gitmeyi, yaşlanmayı engelleyemediğiniz gibi, bir kara deliğin olay ufkunun içinde r'nin git gide küçük değerler almasının, yani merkeze doğru düşmenizin önüne geçemezsiniz. Nihayet r = 0'daki tekillik noktasına ulaşırsınız. Bu sondan kurtulmak için roketlerinizi ateşleyebilirsiniz, fakat yararsız: Nereye dönerseniz dönün geleceğinizden kaçamazsınız -- burada yaşlanmaktan kaçamadığınız gibi. Olay ufkunu geçtikten sonra bir kara deliğin merkezindeki tekillik noktasından kaçmaya çalışmak gelecek pazartesiden kaçmaya çalışmak gibidir.
Bu arada kara delik adı John Archibald Wheeler tarafında uyduruldu, daha cazip olması nedeniyle de önceki isimlerin (mesela, donmuş yıldızlar veya David Finkelstein'ın tek yönlü zar) tahtına oturdu.
Bir kara delik ne kadar büyüktür?
Bir şeyin ne kadar büyük olduğunu anlatmanın en az iki yolu vardır: Ne kadar kütlesi olduğunu veya uzayda ne kadar yer kapladığını söyleyebiliriz.
İlke olarak, bir kara deliğin sahip olacağı kütlenin alt ve üst sınırı yoktur. Prensipte her miktarda maddeyi yeterince küçük bir hacme sıkıştırabilirseniz bir kara delik elde etmeniz mümkündür. Orada uzakta gerçekten kara delikler varsa, onların büyük kütleli yıldızların ölümleriyle üretildikleri sanılıyor. Buna göre bir kara deliğin kütlesi sulbünden geldiği yıldızın kütlesi kadardır. Böyle bir yıldız kara deliği için tipik kütle Güneş kütlesinin 10 katı veya 1031 kilogram kadardır. (1'den sonra 31 tane sıfır, yani, 10,000,000,000,000,000,000,000,000,000,000.) Astronomlar, bir çok galaksinin çok büyük kütleli kara delikleri merkezlerinde barındırdıklarından da kuşkulanıyorlar. Bunların kütlelerinin Güneş kütlesinin bir milyon katı veya 1036 kilogram kadar olduğu düşünülüyor.
Bir kara deliğin kütlesi ne kadar büyükse uzayda kapladığı yer de o kadar büyüktür. Aslında Schwarzschild yarıçapı (yani, olay ufkunun yarıçapı) ve kütle birbirleriyle doğru orantılıdır: Bir kara delik diğerinden on kat daha kütleliyse, onun yarıçapı da ötekinin on katıdır. Güneş kütlesi kadar kütleye sahip bir kara deliğin çapı 3 kilometre kadar olurdu. O halde on Güneş kütleli tipik bir kara deliğin çapı 30 kilometre ve bir galaksinin merkezindeki bir milyon Güneş kütleli kara deliğin çapı 3 milyon kilometre filandır. 3 milyon kilometre çok büyük bir şeymiş gibi gelebilir, ama astronomik standartlara göre o kadar da büyük değildir. Mesela Güneş'in yarıçapı 700,000 kilometredir; o halde süper kütleli bir kara deliğin çapı Güneş'inkinin sadece üç katı kadardır.
Bir kara deliğe düşersem bana ne olur?
Diyelim ki uzay aracımıza bindik ve galaksimizin merkezindeki milyon Güneş kütleli kara deliğe doğru yöneldik. (Aslında galaksimizin merkezinde bir kara delik olup olmadığı hala tartışmalı, ama farz edelim ki orada bir tane var.) Kara delikten epey uzaklarda roketleri kapatarak, vitesi boşa almış gibi, aracı kendi haline bırakalım. Neler olur?
Önceleri hiç bir şekilde çekim etkisi hissetmeyiz. Serbest düşme halinde olduğumuzdan vücudumuzun ve aracımızın her parçası aynı şekilde çekilir ve düşer; kendimizi ağırlıksız hissederiz. (Bu tamamen Dünyanın çevresinde yörüngedeki astronotların karşılaştığı durumun aynısıdır: Dünya hem astronotları hem de uzay aracını çektiği halde, her şey kesinlikle aynı biçimde çekildiğinden astronotlar çekim etkisini hissetmezler.) Deliğin merkezine yaklaştıkça çekim kuvvetlerinin med-cezirlerini hissetmeye başlarız.
Ayağımızın aşağıda (merkeze daha yakın), başımızın yukarıda olduğunu farz edelim. Kütle çekimi merkeze yakın olan kısımlarda daha fazladır; bu da ayaklarımıza etkiyen çekim kuvvetinin başımıza etkiyenden daha şiddetli olması demektir. Bunun sonucunda boydan çekilerek uzatılmakta olduğumuz hissine kapılırız. (Bu kuvvetlere med-cezir kuvvetleri denir, çünkü yeryüzündeki med-cezirlere neden olan kuvvetlere tamamen benzer.) Merkeze yaklaştıkça med-cezir kuvvetleri şiddetlenir ve neticede bizi parçalara ayırır.
Düşmekte olduğumuz kara delik gibi çok büyük kara deliklerde med-cezir kuvvetleri merkezden yaklaşık 600,000 kilometre uzaktan itibaren fark edilir hale gelir. Bunun bizim olay ufkunu geçmemizden sonra olduğuna dikkat edin. Daha küçük bir kara deliğe, mesela Güneş kütleli birine, düşüyor olsaydık med-cezir kuvvetleri merkezden yaklaşık 6000 kilometre kadar uzakta bizi rahatsız etmeye başlardı ve ufku geçmemizden çok daha önce parçalanmış olurduk. (Önce büyük bir kara deliğe gitmemizin nedeni buydu: Parçalanmadan önce içeriyi bir görelim istedik.)
İçeri düşerken neler görürüz? Şaşılacak bir şey, ama özellikle ilginç bir şey görmezdik. Kara deliğin çekimi ışığı büküp onun yolunu değiştirdiğinden uzaklardaki nesnelerin (yıldızlar filan) görüntüleri acayip şekillerde çarpıtılmış olurdu, ama hepsi bu kadar. Ufku geçtiğimiz anda herhangi özel bir şey meydana gelmez. Ufku geçtikten sonra bile hala dışarısını görebiliriz: Ne de olsa dışarıdaki cisimlerden gelen ışıklar ufku geçmekte ve bize kadar ulaşmaktadır. Tabi dışarıdaki biri bizi kesinlikle göremez, çünkü bizden çıkan ışıklar olay ufkunu geçip de dışarı kaçamaz.
Bütün yolculuk ne kadar sürer? Bu, tabii ki, ne kadar uzaktan başladığımıza bağlıdır. Diyelim ki, tekillik noktasından (yani, kara deliğin merkezinden) kara delik yarıçapının (yani, olay ufkunun yarıçapının) 10 katı kadar uzaktan başladık. Bu durumda milyon Güneş kütleli kara delik için ufka ulaşmamız 8 dakika sürerdi. Buraya kadar geldikten sonra tekilliğe çarpmamız sadece 7 saniye sürerdi. Bu arada, zaman ölçekleri kara deliğin büyüklüğüyle doğru orantılıdır; küçük bir kara deliğe zıplarsak, sona ulaşmak daha kısa sürer.
Ufku geçince kalan 7 saniyemizde panikler ve singülariteyi ıskalamak için umutsuzca roketlerimizi ateşlemeye çalışabiliriz. Ne yazık ki çaresiziz; tekillik geleceğimizdir ve gelecekten kimse kaçamaz. Daha da kötüsü, kara deliğin içindeki fizik yasalarına göre, kaçmak için roketleri ateşlemek tam aksi tesir yapar: Roketleri ne kadar çok ateşlersek, tekilliğe o kadar çabuk çarparız. İyisi mi, arkamıza yaslanalım ve gezintinin keyfini çıkaralım[*].
Çekim kara delikten nasıl kaçabiliyor?
Sadece Genel Relativite terimleriyle konuşursak, burada hiç bir sorun bulunmuyor. Çekim kara delikten kaçmak zorunda değildir. GR lokal bir teoridir. Bu, uzayzamandaki herhangi bir noktadaki alanın, o noktayla ışık hızında veya daha yavaş hızlarla haberleşebilen şeylerin olup bittiği bölgeler tarafından tamamen belirlenmiş olması demektir. Bir yıldız kara delik olacak şekilde çökerse, karadeliğin dışındaki çekim alanı, yıldız bir kara delik olmadan önce, yıldızın ve onun dış çekim alanının özelliklerinden tamamen hesaplanabilir. Kara deliğe düşen birinin son safhalarını haber veren ışığın kara delikten kaçıp da uzaklardaki birine ulaşmasının gittikçe daha uzun zaman alması gibi yıldızın çökmesinin son safhalarındaki olayların çekimsel sonuçlarının uzaklardaki dünyaya ulaşması gittikçe daha uzun sürer.
Bu anlamda bir kara delik bir tür "donmuş yıldız"dır: çekim alanı bir fosil alandır. Aynısı bir kara deliğin sahip olabileceği elektromagnetik alan için de geçerlidir.
Bu soru sık sık uzayzamanı çarpıtan hipotetik quantalarla, gravitonlarla, bağlantılı olarak sorulur. Çekim gibi bir şey gravitonlar gibi parçacıkların takas edilmesine karşılık geliyorsa bu parçacıklar işlerini yapabilmek için olay ufkunun dışına nasıl çıkabiliyorlar?
GR'de gravitonlar bulunmaz, çünkü GR bir quantum teorisi değildir. Onlar, tamamen geliştirildiğinde, bir quantum gravity teorisinin parçası olabilirler ancak o zaman bile kütle çekimini sezilgen (virtual) gravitonlarla açıklamak en iyi yol olmayabilir.
Yine de bu soru bu haliyle sorulmaya değer: kara deliklerin statik elektrik alanları olabilir ve bunların sezilgen fotonlarla tanımlandığını biliyoruz. Peki, bu sezilgen fotonlar olay ufkundan nasıl kaçabiliyor?
İlkin, onlar, aynı klasik etkiler gibi, çökmeden önceki yüklü maddeden geliyor olabilirler. Ayrıca sezilgen parçacıklar ışık konilerinin iç bölgesinde kalmak zorunda değidirler: ışıktan hızlı gidebilirler! Bunun sonucunda aslında sadece ışık hızıyla hareket eden bir yüzey olan olay ufku onlar için engel teşkil etmez.
Kara deliğe düşen biri bu sezilgen fotonları deliğin dışıyla haberleşmek için kullanamazdı; kendisini de sezilgen parçacıklara çevirip delikten kaçamazdı. Bunun nedeni sezilgen parçacıkların ışık konisinin dışında hiç bir bilgi taşımıyor olmalarıdır.
Ben kara deliğe düşerken beni izleyen biri ne gözler?
Dışarıdaki gözlemci (haydi onun adı Feza olsun, büyük fizikçimiz Feza Gürsey'in anısına) olayı benden farklı görür. Ben ufka yaklaştıkça Feza benim gittikçe daha yavaş hareket ettiğimi gözler. Aslında ne kadar uzun süre beklerse beklesin, benim ufka ulaştığımı göremez.
Gerçekte, aynı şeyler başlangıçta kara deliği oluşturan madde için de söylenebilir. Diyelim ki, kara delik çöken bir yıldızdan meydana geldi. Kara deliği oluşturacak madde çökerken, Feza onun gittikçe küçüldüğünü ve Schwarzschild yarıçapına yaklaştığını fakat ona asla ulaşmadığını gözler. Kara deliklerin önceleri donmuş yıldızlar diye adlandırılmasının nedeni de buydu: Kara delikler Schwarzschild yarıçapından birazcık büyük bir yarıçapta donmuş gibi gözükür.
Peki, Feza olayları niçin böyle görür? Bunu anlamanın en iyi yolu bunun gerçekte sadece bir optik illüzyon olduğunu düşünmektir. Aslında ne bir kara deliğin oluşması ne de benim ufku geçmem gerçekte sonsuza kadar sürmez. (Önceki yazıda ufka ulaşmanın 8 dakika, tekilliğe ulaşmanın da saniyeler sürdüğü geçti.) Ufka yaklaştıkça benden çıkan ışıkların çekimsel med-cezir dalgalarını tırmanıp da Feza'ya ulaşması git gide daha uzun zamanlarda gerçekleşir. Ben tam ufku geçerken benden çıkan ışıklar olay ufku üzerinde sonsuza kadar gezinir ve ona asla ulaşamaz. Ben ufku geçeli çok olmuştur, ama bunu Feza'ya söyleyecek olan ışık sonsuz uzun zaman sonra ona ulaşacaktır.
Bütün bunlara bir başka açıdan da bakabiliriz. Bir anlamda zaman ufkun yakınlarında uzaklardakinden çok daha yavaş akar. Diyelim ki, deliğe düşmemek için olağanüstü miktarlarda yakıt harcayarak uzay aracımla ufkun hemen dışında bir süre oyalandım ve geriye Feza ile buluşma noktasına döndüm. Onu nasıl bulurdum? Bütün bu olaylar sırasında benim için çok az bir zaman geçmişken onun için belki on yıllar geçmiş olurdu ve onu, bıraktığım zamana göre, çok yaşlanmış bulurdum. Zaman benim için çok yavaş geçmişti.
Pekala, yukarıdaki açıklamalardan (optik illüzyon ve zamanın yavaşlaması) hangisi gerçekte doğru? Cevap sizin kara deliği tanımlamak için hangi koordinat sistemini kullandığınıza bağlıdır. Schwarzschild koordinatları denen olağan koordinat sistemine göre ben zaman koordinatı t sonsuz olduğunda ufku geçmiş olurum. Bu koordinatlarda benim ufku geçmem gerçekten sonsuza kadar sürer. Fakat bunun nedeni Schwarzschild koordinatlarının ufuk yakınlarındaki olaylar için hayli çarpıtılmış görüntü vermesidir. Aslında tam ufukta koordinatlar sonsuz çarpılmıştır (ya da standart terminolojiyi kullanırsak, tekildir [singular]). Ufuk yakınlarında singüler olmayan koordinatları seçerseniz, ufku geçiş zamanının gerçekten sonlu olduğunu, fakat bu sefer de Feza'ya göre benim ufku geçme zamanımın sonsuz olduğunu bulursunuz. Radyasyonun (benden çıkan ışığın) ona ulaşması sonsuz zaman almıştır. Aslında, tabi ki, her iki koordinat sistemini de kullanabilirsiniz ve her iki açıklama da doğrudur. Onlar sadece aynı tek şeyi farklı biçimlerde söylemektir.
Pratikte, ben gerçekte o kadar zaman geçmeden Feza için görünmez (ufkun ötesine geçmiş) olurum. Bunun bir nedeni ışığın kara delikten uzaklaşırken (çekimsel med-cezir dalgalarının yukarısına doğru yükselirken) kızıla kaymış (dalgaboyu büyümüş) olmasıdır. Yani, benden bir dalgaboyunda görünür ışık çıkarken Feza onu daha uzun başka bir dalgaboyunda görecektir. Ben ufka yaklaştıkça dalgaboyları da büyüdükçe büyür. Sonuçta da, kızıl ötesi, mikrodalgalar veya radyo dalgaları gibi, görünür bölgedeki ışığın dalgaboyundan daha büyük dalgaboylarına ulaşır ve nihayet eldeki hiç bir araç tarafından algılanamayacak dalga boylarına döner.
Ayrıca, ışığın foton denilen bireysel paketler halinde yayınlandığını da hatırlayın. Diyelim ki ufku geçerken benden fotonlar yayınlanıyor. Ufku geçerken bir noktada son fotonu yayınlamış olayım. Bu foton Feza'ya sonlu bir zamanda ulaşacaktır -- milyon Güneş kütleli bir delik için tipik olarak bir saatten daha az bir zamanda. Bu andan sonra beni artık göremez; çünkü ufku geçtikten sonra benden yayınlanan hiç bir foton ufku geçip dışarıya çıkamayacağından ona asla ulaşamayacaktır.
Bir kara delik varsa evrendeki bütün maddeyi emip yutar mı?
Şükür ki hayır. Bir kara delik bir ufuktur; bu, kendisinden kaçamayacağınız bir bölge demektir. Ufku geçerseniz, kaderiniz nihayet varıp tekilliğe çarpmaktır; fakat ufkun dışında kaldıkça, onun tarafından emilmekten kaçınabilirsiniz. Aslında ufkun epey uzaklarındaki biri için bir kara deliği çevreleyen çekim alanı aynı kütleye sahip başka herhangi bir nesneyi çevreleyen çekim alanından farklı bir şey değildir. Başka bir ifadeyle, bir Güneş kütleli bir kara delik, uzaklardaki cisimleri emip yutma konusunda, bir Güneş kütleli diğer herhangi bir cisimden (örneğin Güneş'ten) daha iyi değildir.
Ya Güneş de bir kara delik olursa?
Önce sizi rahatlatayım: Güneş'in böyle bir niyeti yok. Sadece Güneş'ten epey büyük yıldızların yaşamı kara delik olarak son bulur. Güneş gelecek 5 milyar yıl filan gibi bir zaman boyunca şimdiki gibi olmaya devam edecek. Sonra kısa süreli bir kırmızı dev safhasından geçecek, bu sırada Merkür ve Venüs'ü yutacak kadar genişleyecek ve yeryüzündeki hayatı çekilmez hale getirecektir (okyanusların kaynaması, atmosferin buharlaşması filan gibi şeyler). Bundan sonra da sıkıcı bir beyaz cüce yıldızı olmak üzere hayatını sona erdirecek. Tabi, bütün bunların gerçekleşme zamanına yakın zamanlarda yeryüzünde hala insanlar yaşıyorsa, daha doğrusu hala üzerinde yaşanacak bir yeryüzü varsa, muhtemelen başka yerlere taşınmış olurlardı.
Fakat, bir dakika! Ya Güneş herhangi bir nedenle gerçekten bir kara delik olursa? Bunun ana etkisi, buralarda etrafın çok karanlık ve soğuk olması olurdu. Dünya ve diğer gezegenler bu kara delik tarafından emilip yutulmazdı; halen izledikleri yörüngeleri kesinlikle izlemeye devam ederlerdi. Niçin? Çünkü bu kara deliğin olay ufku çok küçük olurdu - yaklaşık 3 kilometre kadar. Önceki bölümlerin birinde de geçtiği gibi, ufkun epey uzağındaysanız bir kara deliğin çekim kuvveti aynı kütleli başka bir cismin çekim kuvvetinden daha büyük değildir.
Kara deliklerin var olduğuna dair hiç kanıt var mı?
Bir kara delik doğrudan gözlenemez; çünkü ışık ufuktan dışarıya geçemez. Bu da kara deliklerin var olduğuna dair doğrudan kanıt bulunamayacağı anlamına gelir. Ancak GRT'nin kara delik çözümlerinin yorumlarına uygun düşen dolaylı astronomik kanıtlar varsa, bunlar kara deliklerin var olabileceği fikrini kuvvetlendirir.
Farz edelim ki, bir kara deliğin bulunacağını düşündüğümüz bir uzay bölgesi bulduk. Orada bir tane bulunup bulunmadığını nasıl kontrol edebiliriz? Yapacağımız ilk iş oradaki madde miktarını ölçmektir. Büyük miktarda maddenin küçük bir hacme sıkıştığını ve bu maddenin karanlık olduğunu bulursak, orada bir kara delik bulunma olasılığı yüksektir. Böyle sıkışık, büyük kütleli ve karanlık cisimlerin bulunabileceği yerler için astronomların üstünde durdukları iki tür sistem var: Galaksi merkezleri (muhtemelen bizim Samanyolu da dahil) ve galaksimizde X ışınları yayan ikili yıldız sistemleri.
Kormendy ve Richstone tarafından yakınlarda (1995) yapılan incelemelere göre, merkezlerinde böyle büyük kütleli karanlık cisimler barındırabilecek 8 galaksi gözlenmiş bulunuyor. Bu galaksilerin çekirdeklerinin kütleleri Güneş kütlesinin bir ila bir kaç milyon katıdır. Kütle, yıldız ve gazların galaksi merkezi etrafında dolanma hızları gözlenerek ölçülür: Orbital (yörüngede dolanma) hızları ne kadar büyükse, yıldız ve gazları yörüngede tutmak için gereken kütle çekim kuvveti de o kadar büyüktür. (Bu astronomide kütleleri ölçmek için başvurulan en yaygın yöntemdir. Örneğin, Güneş'in kütlesi gezegenlerin onun etrafında dolanma hızlarından hesaplanabilir, galaksilerdeki karanlık madde miktarı da galaksinin kenarındaki cisimlerin dolanma hızlarından hesaplanır.)
En az iki nedenden ötürü, galaktik merkezlerdeki karanlık ve büyük kütleli cisimlerin kara delikler oldukları düşünülüyor. Birincisi, onların başka bir şey olduklarını düşünmek çok zor: Yıldız veya yıldız kümesi olamayacak kadar yoğun ve karanlıklar. İkincisi, quasarlar veya aktif galaksiler olarak bilinen enigmatik cisimleri açıklayabilecekmiş gibi görünen yegane teori, bu tür galaksilerin çekirdeklerinde süper kütleli kara delikler bulunmasını postulat olarak koyuyor. Bu teori doğruysa, galaksilerin büyük bir kısmının -halen veya eskiden aktif olan galaksilerin- merkezlerinde süper kütleli kara delikler bulunmalıdır. Yan yana konulunca, bu argümanlar o galaksilerin çekirdeklerinde kara deliklerin bulunmasını kuvvetle destekler, fakat bunlar mutlak kanıt değildir.
İki yeni keşif bu sistemlerin gerçekten kara delikler içerdikleri hipotezini hayli destekledi. Biri, bize yakın aktif bir galaksinin çekirdeği civarında bir su maseri sisteminin (çok güçlü bir mikrodalga radyasyon kaynağı) bulunmasıydı. Bir grup araştırmacı, çok uzun baseline interferometresi tekniğini kullanarak, gazın hız dağılımının çok hassas çözünürlüklü bir haritasını çıkarmayı başardı. Aslında galaksinin merkezinden yarım ışık yılı uzaklıktan daha da içerideki hızı ölçmeyi de başarmışlardı. Bu ölçümlerle galaksinin merkezindeki büyük kütleli cismin yarıçapının yarım ışık yılından daha küçük olduğu sonucuna vardılar. Bu kadar küçük bir hacme sıkışmış bu kadar büyük kütlenin kara delikten başka bir şey olduğunu düşünmek zordur. (Bu sonuç Miyoshi ve diğerleri tarafından Nature, 12 Ocak 1995 sayısı, cilt 373, s 127'de rapor edildi.)
Diğer bir keşif daha da zorlayıcı bir kanıt teşkil ediyor. X ışınları astronomları, bir galaktik çekirdekten elde edilen bir spektral çizginin, çekirdeğe yakın atomların baş döndürücü hızlarla (ışık hızının 1/3'ü gibi) hareket ettiklerini gösterdiğini tespit ettiler. Ayrıca, bu atomlardan gelen radyasyon bir kara deliğin ufkunun yakınlarından geliyormuşçasına kızıla kaymıştı. Bu gözlemler kara delikten başka bir olguyla çok zor açıklanabilir. Yine, bu gözlemler teyit edilebilirse, bazı galaksilerin merkezlerinde süper kütleli kara delikler barındırdığı hipotezi epey güvencede olacaktır. (Bu sonuç Tanaka ve diğerleri tarafından Nature 22 Haziran 1995 sayısı, cilt 375, s 659'da rapor edildi.)
Kara delik adaylarının tamamen farklı bir sınıfı bizim kendi galaksimizde bulunabilir. Bunlar daha hafif ve yıldız kütleli kara deliklerdir; onların, bir süpernova patlamasıyla hayatı sona eren büyük kütleli bir yıldızın külleri üzerinde ortaya çıktıkları düşünülüyor. Böyle bir yıldız kara deliği oralarda kendi başına dolaşıyorsa, onu bulma ümidimiz bir hayli zayıftır. Ancak bir çok yıldız ikili sistemler (binary stars) halinde dolaşır -- birbiri etrafında dolanan yıldız çiftleri. Böyle bir sistemdeki yıldızlardan biri bir kara delik haline gelirse, o tespit edilebilir. Özellikle bir kara delik gibi sıkışık (compact) bir cismi içeren bazı ikili sistemlerde, diğer cisimden madde emilir ve kara deliğe kaçan bu madde bir tutulma diski oluşturur. Tutulma diskindeki madde kara deliğe yaklaştıkça çok ısınır ve, çoğunlukla spektrumun X ışınları bölgesinde olmak üzere, muazzam miktarlarda radyasyon yayınlar. Böyle X ışınları ikili sistemlerinden bir çoğu biliniyor ve onların muhtemel kara delik adayları oldukları sanılıyor.
Farz edelim ki, bir X ışını ikili sistemi buldunuz. Görünmeyen sıkışık cismin bir kara delik olup olmadığını nasıl söyleyebilirsiniz? Tabi, yapacağınız ilk iş onun kütlesini tahmin etmektir. Görünen yıldızın (ve bir kaç diğer şeyin) orbital (yörüngede dolanma) hızını ölçerek görünmeyen arkadaşın kütlesini kestirebilirsiniz. (Bu teknik daha önce galaktik merkezlerdeki süper kütleli kara delikler için anlatılanlara benzer: Yıldız ne kadar hızlı hareket ediyorsa, onu yerinde tutmak için gereken kütle çekim kuvveti o kadar büyüktür, dolayısıyla görünmeyen arkadaşın kütlesi de o kadar büyüktür.) Sıkışık cismin kütlesinin çok, ama çok büyük olduğu bulunursa, bunu açıklamak için kara delikten başka bildiğimiz bir şey yoktur. (Sıradan bir yıldız olsaydı görülebilirdi; nötron yıldızı gibi bir yıldız artığı olsaydı, kendisini kendi çekim kuvvetine karşı destekleyemez ve bir kara delik olmak üzere çökerdi.) Böyle kütle tahminleri ve tutulma diskinden yayılan radyasyonun detaylı incelemelerinin kombinasyonu, söz konusu cismin gerçekten bir kara delik olduğuna dolaylı kanıtlar sağlar. (Tabi, yine de bir kara delik bulunup da bütün matematiksel çıkarımlar gerçek bir kara delikle karşılaştırılana kadar kesin, doğrudan ve somut bir kanıt yoktur.)
Bu X ışınları ikili sistemlerinin çoğu biliniyor ve bazı durumlarda kara delik hipotezi lehine kanıtlar epey güçlü. Anne Cowley, Annual Reviews of Astronomy and Astrophysics'in 1992 sayısındaki bir değerlendirme yazısında, görünmeyen cismin kütlesinin bir kara delikten başka bir şey olamayacağı kadar büyük olduğu konusunda güçlü kanıtların bulunduğu (ikisi bizim galaksimizde, birisi de yakınlardaki Büyük Magellan Bulutunda olmak üzere) böyle üç sistemin bilindiğini yazdı. Daha zayıf kanıtlara göre de muhtemelen kara delik oldukları düşünülen böyle bir çok cisim bulunmaktadır. Ayrıca araştırma alanı 1992'den beri aktiftir ve güçlü adayların sayısı da üçten fazladır.
Kara delikler nasıl buharlaşır?
1970'lerde Stephen Hawking kara deliklerin tamamen kara olmadıklarını gösteren bir takım teorik argümanlar getirdi: Kara delikler quantum mekaniksel etkiler nedeniyle radyasyon yayınlarlar. Bu radyasyonu üreten enerji kara deliğin kütlesinden gelir. Sonuçta kara delik azar azar çeker (büzülür). Kütle azaldıkça radyasyon oranının arttığı belirlenmiştir; böylece kara delik git gide daha şiddetli ışıma yaparken, muhtemelen tamamen ortadan silininceye kadar, gittikçe daha hızlı bir şekilde çeker.
Gerçekte bir kara delik buharlaşmasının son safhalarında neler olup bittiğinden kimse emin değildir: Bazı araştırmacılar geride ufak ve kararlı bir artığın kalacağını sanıyor. Eldeki teoriler öyle mi yoksa böyle mi olduğunu kesinlikle söyleyebilecek kadar iyi değil. Bu nedenle kara delik buharlaşmasının tamamen spekülatif olduğunu eklemek gerek. Bu konu, eğri uzayzamanda quantum mekaniksel (ya da daha doğrusu, quantum alan teorisel) hesaplamaların nasıl yapılacağını anlamayı gerektiriyor; bu da çok zor bir iştir, üstelik çıkan sonuçları deneysel ve gözlemsel olarak esastan test etmek de mümkün değildir. Fizikçiler kara delik buharlaşmasıyla ilgili kestirimler yapmak için doğru teorilere sahip olduklarını, fakat deneysel testler olmadığından emin olmanın mümkün olmadığını düşünüyorlar.
Peki, kara delikler niçin buharlaşır? Bunu görmenin, nispeten kesin olmayan, bir yolu şudur. Quantum mekaniğindeki belirsizlik ilkesinin sonuçlarından biri, enerjinin korunumu yasasının, çok kısa zaman aralıklarında ihlal edilmesinin mümkün olduğudur. Evren hiç yoktan madde ve enerji üretebilir; ancak bu madde ve enerji derhal yok olmalıdır. Bu acayip olgunun ortaya çıktığı durumlardan birine vakum dalgalanmaları (vacuum fluctuations) denir. Bir parçacık ve onun karşı parçacığından ibaret çiftler hiç yoktan ortaya çıkabilir, kısa bir süre var olabilir ve akabinde hemen birbirlerini yok edebilirler. Parçacıklar yaratıldığında enerjinin korunumu çiğnenir, fakat tekrar yok olduklarında bu enerjinin tamamı eski haline döner. Bundan daha da tuhafı, bu vakum dalgalanmalarının deneysel olarak gerçekten teyit edilmiş olmasıdır.
Şimdi, diyelim ki, bu vakum dalgalanmalarından biri kara deliğin ufku yakınında gerçekleşti ve iki parçacık ortaya çıktı. Bu parçacıklardan birinin ufkun içine düşmesi, diğerinin de ufkun dışına kaçması mümkündür. Kaçan, kara delikten uzağa enerji taşır ve uzaktaki bir gözlemci tarafından tespit edilebilir. Bu gözlemciye göre, kara delik bir parçacık yayınlamış gibi olur. Bu proses tekrar tekrar olur ve gözlemci kara delikten sürekli bir radyasyon akışı gözler.
Ben ulaşıncaya kadar altımdaki kara delik buharlaşmış olmaz mı?
Daha önce, bir kara delikten uzakta güvenli bir mevkide duran Feza'nın görüşüne göre benim ufku geçmemin sonsuz zaman sürdüğü belirtildi. Yine, kara deliklerin Hawking ışıması nedeniyle sonlu bir zamanda buharlaşacağını gördük. O halde ben ufka ulaşıncaya kadar kara delik miadının tamamlamış olacaktır, değil mi?
Yanlış. Feza'nın benim kara delikten geçmemin sonsuza kadar süreceğini görmesi gerektiğini belirtirken buharlaşmayan bir kara delik hayal etmiştik (bunu orada söylemedik, çünkü yeri gelmemişti). Kara delik buharlaşıyorsa, bu işleri değiştirir. Feza benim ufuktan geçtiğimi tamı tamına kara deliğin buharlaştığını gördüğü anda görür. Şimdi bunu biraz anlamaya çalışalım.
Daha önce söylenen bir şeyi hatırlayalım: Feza optik bir illüzyon kurbanıdır. Ben ufkun çok yakınındayken (fakat hala dışarıdayken) benden çıkan radyasyonunun dışarıya tırmanıp ona ulaşması çok uzun zaman alır. Kara delik sonsuza kadar sürüyorsa, ışığın dışarıya kaçması olabildiğince uzun sürer ve bu nedenle o benim ufku geçtiğimi çok uzun bir zaman (belki de sonsuza kadar) göremez. Ancak kara delik buharlaşınca benim ufku geçmek üzere olduğum haberini taşıyan ışığın kaçarak ona ulaşmasını engelleyecek herhangi bir mani bulunmaz. Aslında bu ışık ona son Hawking radyasyonu patlamasıyla aynı anda ulaşır.
Tabi bütün bunların benimle bir ilgisi yoktur: Ben ufku çoktan geçmiş, tekilliğe çarpmış ve papazı bulmuşumdur. Bunu önceden düşünmem gerekirdi, ama oldu bir kere. "Ha bu bana bir ders olsun."
Ak delik nedir?
GR denklemlerinin ilginç bir matematiksel özelliği vardır: Zamanda simetriktirler. Bu da şu demektir: Bu denklemlerin herhangi bir çözümünü alır ve zamanın ileriye akmak yerine geriye doğru aktığını hayal ederseniz, aynı denklemlerin geçerli başka çözümlerini elde edersiniz. Bu kuralı kara delikleri veren çözümlere uygularsanız, ak delik olarak bilinen bir cisim elde edersiniz. Kara delik kendisinden hiç bir şeyin kaçamadığı uzay bölgesi olduğuna göre, zamanda tersine döndürülmüş bir kara delik, içine hiç bir şeyin düşemediği bir uzay bölgesi olur. Aslında kara deliklerin nesneleri emip yutması gibi ak delikler de nesneleri kusup tükürür.
Ak delikler GR denklemlerinin tamamen geçerli matematiksel çözümüdür, fakat bu onların doğada gerçekten mevcut oldukları anlamına gelmez. Aslında onların mevcut olmadıkları neredeyse kesin gibidir; çünkü bir ak delik üretmenin herhangi bir yolu yoktur. (Bir ak deliği üretmek, bir kara deliği yok etmek gibi, mümkün değildir; çünkü bu iki olay, zamanları birbirine göre tersine akan iki prosestir.)
Solucan deliği nedir?
Şimdiye kadar sadece sıradan, vanilya kara deliklerini göz önüne aldık. Spesifik konuşmak gerekirse, sözünü ettiğimiz kara delikler dönmeyen ve elektriksel bakımdan yüksüz olanlardı. Dönen ve/veya yüklü kara delikleri göz önüne alırsak, işler daha da karmaşık bir hal alır. Özellikle, böyle kara deliklere düşmek ve tekilliğe çarpmamak mümkündür. Aslında yüklü veya dönen bir kara deliğin içi, kara delik tarafından düştüğünüzde ak delik tarafından çıkabileceğiniz şekilde, karşıdaki ak delikle bağlanmış olabilir. Ak ve kara deliklerin bu kombinasyonuna solucan deliği (wormhole) denir.
Ak delik ucu kara delikten çok uzaklarda olabilir; hatta başka bir evrende bile bulunabilir - bu, solucan deliğiyle olan bağ dışında, bizim kendi bölgemizden tamamen kopuk bir uzayzaman bölgesi demektir. O halde uygun bir şekilde yerleşmiş bir solucan deliği çok uzun mesafelere, ya da başka bir evrene bile seyahat etmenin elverişli ve hızlı bir yoludur. Bir solucan deliğinin çıkış ucu belki de geçmiştedir; böyle bir durumda da ondan geçerek geçmişe gidebilirsiniz. Bütün bunlar insana gerçekten çok tuhaf geliyor.
Bir solucan deliği için araştırma fonu aramaya başlamadan önce bilmemiz gereken bir kaç şey var. Her şeyden önce solucan delikleri neredeyse kesinlikle mevcut değildir. Ak deliklerle ilgili bölümde de geçtiği gibi, bir şeyin sadece matematiksel denklemlere geçerli bir çözüm olması onun tabiatta gerçekten var olmasını gerektirmez. Özellikle sıradan maddenin çökmesi sonucunda ortaya çıkan kara delikler (var olduğunu düşünebildiğimiz bütün kara delikler buna dahildir) solucan delikleri oluşturmaz. Bunlardan birine düşerseniz, her hangi bir yerden mantar gibi bitmezsiniz. Doğruca gider, tekilliğe çarparsınız; hepsi bu kadar.
Ayrıca, bir solucan deliği oluşsa bile onun kararlı olmayacağı düşünülüyor. Onda seyahat etme girişiminin neden olacağı düzensizlik [perturbation] de dahil olmak üzere en küçük herhangi bir pertürbasyon bile onun çökmesine neden olacaktır.
Son olarak, solucan delikleri var ve kararlı olsa bile onda yolculuk yapmak epey sevimsiz olurdu. Yakındaki yıldızlardan, kozmik fon radyasyonundan vs solucan deliğine dökülen radyasyon, çok yüksek frekanslarda maviye kaymış olacaktır. Solucan deliğini geçmeye çalışırken bu X ve gamma ışınlarıyla kızartılmış olurdunuz.
SU SAVAŞLARI
iklim değişirken su kaynakları daha şimdiden alarm verirken ve dünyada kapitalizm en vahşi yönünyle sahnelenirken su savaşları şu an bile insanoğlulunun en büyük tehdit unsurudur bence
http://www.myspace.com/ern3599

