Forum
Kiracımızın kızıyla merdiven altında yaşadığımız heyecan dolu dakikalar ![]()
Nefrete Sevgiden Daha Çok Güvenirim Dedi ŞeYTaN..ÇÜNKÜ NEFRETİN SAHTESİ OLMAZ..!
Hiç unutmam 7 yaşında leğende boğuluyodum..
Durmadan oyun oynardık.Simit,birdirbir,dokuztaş,misket vs.. ne varsa oynadık yani ![]()
Bir keresinde komşunun oğlunu tam alnının orta yerinden vurmuştum mermer taşla sonra gidip arka bahçedeki ağaca saklanmıştım saatlerce aramışlardı ama gerek yoktu nasıl olsa acıkınca inicektim ![]()
I cAn n0t Live,I cAn n0t Die...
Ohara!Hiç unutmam 7 yaşında leğende boğuluyodum..
http://metaltr.mybrute.com
Altı yaşındayken Beşiktaş bursa'ya yenilmişti.Ben de ayar olup evdeki vitrinleri devirmiştim.Babam hem gülüyor du hem de anneme -Bu çocuk ilerde başına çok bela alcak galiba diyordu.- Fanatiklik o zaman başlamış bende
I cAn n0t Live,I cAn n0t Die...
Birgun kopruden karşıya geçerken ananemin bir oyuncağı almaması için anneme laf solediğinde ananemi ordaki dilencinin ustune itmişim sonra ananem dilencinin çocugu oldu die gulmuşum saatlerce... n'manyaklık ya yaşlı başlı kadını dilenciye itmişim şimdi duşunuorum da ya bişi olsaydı... bide bişi almadıklarında annemi saçından tutup suruklermişim manyaklık zor zanaat ama şimdiki halimle kıyaslıyınca vayy be ben neymişim diyorum ...![]()
İlkokulda, Okul bahçesindeki sınıf maçlarından birinde, orta sahadan attığım kafa golümü hatırlıyorum. Akabinde 70 bin kişilik stadyumda dünya kupası finalini kazandırmış bi' futbolcu edasıyla deli danalar gibi gol sevinci yaşadığımı, sınıf arkadaşlarımın gol sevincini benle paylaştığını hatırlıyorum.
Her türk futbolcu doğar, sonra asker olur ![]()
parkta üstüme bi kova kumu boşaltan çocuğun burnunu ısırmıştım az daha kopuyodu.görürsün sen dediğinde ciddiye almamıştım
o akşam bütün aşiretini toplayıp kapımıza geliceğini verden bilirdim ![]()
Like a thief in the night,
The wind blows so light.
It wars with my tears,
That wont dry for many years..
Park dedinde salıncaktan atlamakta çok güzeldi yaa ![]()
I cAn n0t Live,I cAn n0t Die...
bisikletten dusup alt dudağıma onlarca dikişi yediğimi hatırlıyorum
Anaokulunda bütün çocukları örgütleyip kızlara savaş açtırmıştım. ![]()
Tanrının hepimiz için bir planı vardır .. Sanırım ben B planıyım.
Birde kızların ip atlarken oyunun bozardık. Onların bir şarkısı vardı. Tam hatırlayamıyorum. O yüzden dalga geçmesinler : '' Tom ve Jery , dispanseri verem no no no verem ye ye ye - verem no verem ye oooooo pepsi gibi birşeydi galiba. İyi bilmiyorum
Tom ve Jerry, dispanseri
verem o o o verem si si si
verem o, verem si
oooooo pepsi!Az söylemezdim ip atlarken
Peki bunu yaparken mahalledeki erkeklere yakalandığın oldumu?
Onların seni dışladığı oldumu?
Maçta hep seni sırf bu yüzden kaleye soktukları oldumu ?
1 kere bunu yaptım. Sonra dışlandım. Şimdi melankolik, bunalım dolu biri gibi gezmemin tek nedeni bu nakarat ve o ipin getirdiği varyasyon denemeleriymiş meğer ![]()
Siz onlar ip atlarken oyunlarını bozarmışsınız ya da oyuna katılırmışsınız. Biz oyunlarını izlerdik her atlayışı birer striptease edasıylan. (böyle mi yazılıyordu?)
Şimdi sapık, fantazi dolu biri gibi gezmemin tek nedeni bu nakarat ve o ipin getirdiği varyasyon denemeleriymiş meğer 
http://metaltr.mybrute.com
ben de dişlerimi fırçalarken düşmüşüm(nasıl oldu hiç hatırlamıorm) gözüm çıkıomuş az kalsın![]()
olabilecek,ama olmayan bir şimdi ,şuan
Yanlız geçmişti benim çocukluğum. Sanıyorum hep babama özeniyordum o zamanlar. Hatırlıyorumda koskocaman bir adamdı. Bir eliyle gökyüzünden yıldırımları tutar diğer eliyle aşağıdakilere gülümserdi. Sert adamdı babam bir elinde beni diğerinde koskocaman pazar filesini taşırdı. Ben diyip geçmeyin 9 yaşındaki bir çocuk bi kere 10 pazar filesi gücündedir.
Anneme mutfakta yardım ederdim. Kırılan tabaklarmı dersin annemin havada yakaladığı bardaklarmı. Nasılda gülen yüzler yapmıştım o meyalarla. Babam sert adamdı. Kızmıştı hatta bana neden ziyan ettin muzları. Onların kabuklarıyla ne güsel saçlar yapılıyordu oysaki. İçinden çıkan sarımtırak şekerli şeylerin ne önemi vardıki o bukleli saçların yanında.
Çocukluğumdan çok şey hatırlıyorum ben yanlızda olsa. Dedem vardı mesela babamı hep yenen bilek güreşlerinde. Üzerine giyerken tozu toza karıştıran kazağını her defasında atölyesinin duvarına kaybettiği eşinin foroğrafının hemen yanına asardı. Ara sıra o fotoğrafla konuşuğunu görür yanına giderdim. Elini başıma koyduğunda ne kadar yumuşak gelirdi o nasırlı eller.
Bahçeliydi evimiz müstakil bir ev tek katlı çok odalı. Her odasında bir sürü saklanmıştım annemden. Bir sürü bulmuştu beni herdefasında. Arka tarafında hemen evimizin kocaman bir incir agacı vardı. Belkide kocaman yaşıma göre davranan ve hatta bazen rüzgarlı havalarda yapraklarını birbirine sürterek benimle konuşan. Hiç düşürmemişti beni dallarından. Üstelik ben onun o çok sevdiğim meyvalarını toplarken dikkatlice eğerdi dallarını kendime zarar vermiyeyim diye. Bende kocaman güçlü kollarımla bahcemizde babamın yaptığı tulumbadan yarım kova suyu doldurup onun köklerine dökerdim. Yarım kovaya gülmeyin sakın. Hiçte kolay değildi o eski tulumbanın gres yağlı kolunu yukarı kaldırdıktan sonra indirmek. İnsanın içinden can kopardı adeta, kollarınızın omuzlarından ayrıldığını hissederdiniz. Hele en sevdiğim kişi köpeğim Patraş'ın kovadan ıskalayan suyu yalayıp içinde yuvarlandığını seğrederken gülmemek için kendinizi tutmanız tüm bu zorluğa bir yenisini eklerdi. Hepte yarı yolda dinlenmek istediğimde yarı dolu kovayı ne zaman elimden bıraksam sıcaktan olacaktırki Patraş hemen kafasını kovanın içine sokardı. O koskocaman incir ağacına teşekkürlerimi sunduktan ve güle güle incir dedikten sonra dedemin dut ağacına kurduğu salıncakta sallanırdım. Bazen o kadar yükselirdimki güneşle göz göze geldiğimde geçici körlük geçirirdim.
Çıtalı uçurtma yapardım dedemin öğrettigi gibi. Gül ağacının dallarından. yavaş yavaş ateşle sertleşen ve yine benim kocaman parmaklarımın yardımıyla kısa zamanda bir beşgen'e dönüşücek uçurtmalar yapardım. Tamam anneminde yardımı olmazdı demiyorum. Ama o yaldızlı ambalaj kağıtlarıda benim için çok zorluydu. Hem o para bantı denilen şey neden hep yapıştırmak istediğim yer haric herşeye yapışırdı. Ne işi vardıki annemin simsiyah uzun saçlarında ?. Sonra o kuyruğa ne demeli ?. Nasıl bir şeydiki ipliğe ilmik atmak ve tam o halkanın ortasına püskül gibi kağıtları sıkıştırıp sabitlemek. Tamam 9 yaşındaydım ama hayatta o kadar kolay değildi.
Kocaman bir havuz vardı. Babam ve dedem ona göl diyorlardı ama benim yaz kış içinde oynadığım plastikten şişme su havuzunun biraz büyüğüydü. Sabahları çok sık olmasada orada balık tutardık. Balıkların bir kısmı eve kadar benimle gelirlerdi. Nefes almamaya başladıklarında tekrar babamın taşıdığı kocaman kovanın içine atardım düzelirlerdi.
Dedem çok severdi kanaryaları her yaz ilk bahara doğru bir oda dolusu kuş birbirlerine cilve yaparlar bunu takip eden bir buçuk ay sonra ailelerine yeni üyeler katarlardı. Zaten annemde söylemişti benide kuşlar getirmiş
. Çok iyi ıslık çalmamın sebebi sanırım buydu.
Kedilerimizde vardı bir sürü. Bazen Patraş görmeden onlara dolaptan aşırdığım salamları kaşar peynirlerini verirdim. Her nasılsa annem bunu hep anlar sonra aşırdığım kadarını yedirerek cezalandırırdı. Yada en kötüsü olurdu. Ertesi sabah çok pişmiş yumurta ve o yumurtanın kabuklarını ince ince ezerek içine döktüğü bal karışımını bitirene kadar masadan kalkmama cezası. Dedem ona kovboy yumurtası derdi hep. Ama ben onun hiç redkit gibi gölgesinden bile hızlı silah çektiğini göremedim. Kedicikler aç kalmamalıydı ve ben bir yumurta ve onun yan sanayii ürünlerine yenilmeyecek kadar güçlü bir çocuktum. Bir çok sabah bu cezaya cesurca göğüs gerdiğimi hatırlıyorum.
Nefret ettiğim tek şey vardı o günlere dair. Hemen yan tarafımızda oturan Şule abla. Nedense yanaklarımı acıtana kadar ısırması hatta yemesine hep sinir olurdum. Sonra dedem yada babam gelir beni kucağında oradan kaçırırdı. Hep dil çıkarırdım Şule ablaya. O ise yine beni sinir eden gülümsemesiyle el sallardı arkamdan.
Çocuktum 9 yaşında ve hiç arkadaşım yoktu. Bahcedeki erik, gül, dut, incir, vişne ağaçlarının ziyaretçileriyle oynaşırdım. Çır cır böceklerinin elinizdeykende öttüğünü bilirmisiniz ?. Az sabırlı olmanız gerekir. avuçlarınızda bir yuva yapmalısınız önce sonra salıncakta hiç sallanmadan beklemelisiniz. Ötmeye başladığında tüm vucudunuzu titreticektir, ve siz inanılmaz gıdıklanıcaksınızdır.
Çekirgelerin bir evin çatısına kadar zıpladığını gördünüzmü hiç ?. Ya karıncaların çitlediğiniz çekirdeklerin yerini her ama her defasında bulduğunu biliyormuydunuz ?.
Ya ateş böceklerinin kanatlarının arkasını hafifçe tükürüpleyip anlınıza yapıştırdığınızda geceleri meleke dönüştüğünüzü ?. Onlar ne kadim dostlardı. Ne zaman gecenin karanlığında otların çalıların arasına dikkatlice bakıp gözlerinizi yumarsanız açtığınızda orada olacaklardır
. Peki şeyi bilirmisiniz ?
Bir kuş yuvasının altında elinizde bir ekmek parçasıyla uzun süre hareketsiz beklerseniz anne kuşun gelip elinizden yemek yediğini ?. Çocukluğumdan bana sabır bir sürü hayvan ve böcek dostum kaldı
.
Sonra küçücuk koltukları olan dönme dolaplı amca gelirdi sokağımıza. genelde ben hep tek binerdim.. dedimya arkadaşım yoktu pek. Dönme dolapçı amcada ben tek başıma dengeli olamıyormuşum diye karşımda kalan koltuğa hep dedemin verdiği kütüğü koyardı.
Tavşanlarımızda vardı bizim sayısını hiç aklımda tutamadığım. Ara sıra babam birisini alır giderdi ve hep o akşam yemeğinde annemin çok ama çok güzel yaptığı yahniyi yerdik. Yine içinde bahçemizdeki defne yapraklarının kokusu olurdu. Ufak ama kendi çapında büyük olan rengaren horozumuzda vardı. Bazen ona benimde ekip büyütmekte yardımcı olduğum mısırları ayıklayıp verirdim. Çok severdi teşekkür etmek için başını öne arkaya hızla hareket ettirip anlayamadığım sesler çıkarırdı. Patraşı bir kere çok fena kovalamıştı. O yüzden Patraş ona hiç sokulmaz bizi uzaktan dikkatli dikkatli izlerdi.
Bazen çok sıcak havalarda Dedemle birlikte su tabancası savaşı yapardık. güneşinde yardımıyla suyun yarattığı gökkuşağının altından çok geçtim. Sanırım o yüzden bu kadar şanslıydım. Annem hep derdi gökkuşağının altından geçersen dileklerin gerçek olur. Bütün dileklerim gerçek olurdu. Mesela bir gün çok istemiştim o bisikleti dedemle hemen su tabancası savaşı yaptık yarındası odamda kıpkırmızı lastikleri yaldızlı hatta üstünde rüzgar gülü bile olan bir bisikletim olmuştu.
Babam sert adamdı benim bir keresinde dişimi bir kapı ve bir ip yardımıyla nasıl çekiceğimi göstermişti. Arkasındanda ekmeğin içiyle nasıl tedavi ediceğimi. Annemde çok yumuşak sayılmazdı. Ne zaman elimi bir arı ısırsa hemen arkamdan bir diş sarımsakla koşardı. Isırılan yere bastırdığında önceleri canım yansada sonra sonra acısı dinerdi. Hem ben koskocaman 9 yaşında bir çocuktum. Biraz acıya katlanamıycaksam nasıl babam kadar sert dedem kadar güçlü olucaktımki ?. Ya Böcekbahçemi nasıl yapıcaktımki ?.
Çay bardaklarının icine koyduğum çekirgeler, koca kafalı karıncalar, sarıca arıları, bal arıları, tespih böcekleri. Böcek bahçesini yaparken bazı şeyleri göze almalıydı insan. Bir arı iğnesi beni durdurmamalıydı. Hem Böcekbahcesini ne zaman gezdirsem babam dedem yada annem mutlaka gezi ücreti verirler çok beyendiklerini birdaha tekrar geliceklerini söylerlerdi. Gezi esnasında kendi ellerimle yaptığım serin limonatayıda beyenirlerse onun içinde ücret öderlerdi. Paramı biriktirince dedemle yaptığım su savaşını kazanmak için ya daha gelişmiş bir tabanca alırdım yada çıtalı uçutmam için tutkal ip ve kağıt. Sonra sonra maketler alır oldum. Gemiler, ucaklar, hatta otomobiller yapmıştım anneminde yardımlarıyla. Çok şey merak ederdim. Radyonun içini açıp en ufak parçasına kadar sökmem, yıldız şeklinde olan duvar saatinin tiktaklarının sesinin nerden geldiğini araştırırmam ama asla parcaladığım şeyi bir araya getirememin verdiği üzüntüyü hala hissederim.
Çok ama çok güzel geçmişti çocukluğum. Yanlızmı ? hayır. en kalabalık aile benimdi ve en yakın dostlar. Sadece Şule ablayı hala merak ederim çocuklarının yanaklarınıda benimkiler gibi kızarana açıyana kadar ısırıyormudur acaba.
Yürüyorum üstünde ölülerin. Ayaklarım tilki ayakları .
