Forum
Çerkes Sürgünü: 21 Mayıs 1864
Kafkasya, kuzeyiyle ve güneyiyle tarih boyunca stratejik önemi olan bir coğrafyadır. Bu nedenle de sürekli saldırılara ve işgallere sahne olmuştur. Esas itibariyle dağlık bir ülke olan Kafkasya’da yerleşim yerleri genellikle yüksek yaylalar ve derin vadilere yayılmıştır. Yüksekliği fazla olan bu dağ silsilesi, bölgedeki insanların tarihlerini, kültür ve karakterlerini başkalarından farklı kılmıştır.
Askeri açıdan büyük ölçüde savunma imkanı sağlayan dağlar, kültür ve etnik bakımından bölünmüş bir coğrafyanın doğmasına sebep olduğu gibi Kafkasyalıların birleşmesini de önleyen bir faktör olmuştur.
Esas konumuza geçmeden önce üç kavramın anlamını bir daha hatırlayalım.
GÖÇ: İşgal ya da başkaca bir zorlayıcı nedenlerle topraklarında eskisi gibi rahat yaşama olanağı kalmayan bir halkın veya halkların başka yörelere veya ülkelere kendi kararlarıyla gitmeleridir.
SÜRGÜN: İşgal edilen ülkedeki insanların tümüyle ve zorla topraklarından çıkartılması ve başka yerlere gönderilmesi ve yerlerine başka halkların ikamesidir.
SOYKIRIM (Jenosit): İşgal edilen topraklardaki halkları planlı bir şekilde ve bir daha toparlanamayacak şekilde toptan yok etmek, imha etmek ve yerlerine işgalcileri veya yandaşlarını yerleştirmektir.
İlk çağlardan başlamak üzere medeni alemin ağırlık merkezlerinden biri olan Akdeniz havzasının siyasi ve ekonomik hayatında Kırım ile Kafkasya’nın müstesna bir yeri bulunmaktaydı. İpek yolu, doğuya uzanan transit ticaret güzergahının kritik geçitleri ve kavşağı olan Kırım ve Kafkasya, aynı zamanda tarım, hayvancılık ve yer altı kaynaklarıyla ihmali mümkün olmayan bir konumdaydı.
Rusların güneye inmesine set görevi yapan ve aynı zamanda Kırım ve Kafkasya’yı doğrudan yöneten Altınordu Devleti ile Ruslara karşı sağlıklı bir Devlet Politikası oluşturup uygulayamayan Kırım’ın, Slavları birleştirip önemli bir güç haline gelen Ruslar tarafından yıkılmasıyla beraber tehlike çanları Çerkesler için çalmaya başlamıştır. 1556’da tahta geçen Çar 4. İvan’dan başlayan ve I.Petro’yla giderek güçlenen ve batıdan aldığı silahlarla ordusunu geliştiren Rusya’nın Karadeniz sahiline sıcak sulara inme emelinin gerçekleşebilmesi için ortadan kaldırılması gereken en önemli engel Kuzey Kafkasya’dır ve neye mal olursa olsun be mesele halledilmek zorundadır.
İşte bu nedenle Kafkas-Rus Çarlığı arasındaki savaşlar ta 1556’larda başlamıştır. Çar 4.İvan (Korkunç İVAN) önce Kabardey topraklarına saldırır. Prens TEMİROKA, kızı MARİA’yı Çar İVAN’a eş olarak verir. Bu vesileyle bir süre barış dönemi yaşanır. Ancak 4.İvan öldükten sonra savaşlar yeniden başlar ve zaman zaman ara verilerek tam 306 yıl sürer. 1556-1762=206 yıl hazırlık dönemi, 1763-1845 =82 yıl sürekli savaşlar ve 1846-1864=18 yıl sonuç savaşları olarak cereyan eder.
Ruslar, çok arzuladıkları Hazar Denizi, Karadeniz sahili ve Kafkasya’yı ele geçirebilmek için 306 yıl, bıkmadan usanmadan ve 1.500.000 asker kaybına rağmen saldırdılar. Her yıl Kafkasya’nın etrafındaki çemberi biraz daha daralttılar. Modern cihazlarla donatılmış ve devre dışı kalan her askerin yerine daha fazlasının konulabildiği böylesi bir güce karşı koyan Çerkeslerin artık bu topraklarda tutunması söz konusu değildi. Daha önceleri Kazan ve Kırım’da en acımasız şekliyle uyguladıkları ve artık klasik bir yöntem haline gelen, “kaçırmak veya göçürmek istiyorsan, evleri, tarlaları yak-yık,kaçmaktan ya da aç kalıp ölmekten başka bir seçenek bırakma...” metodu 1857’den itibaren Kafkasya’da en acımasız şekliyle sahnelenecektir. Çok sayıda Rus, İngiliz, Amerikalı, İtalyan, Polonyalı ve Türk kökenli yazar, araştırmacı, Komutan, tarihçi ve diplomatın ağzından Çerkeslerin sürgünü ve sürgün sırasında yaşananlarla ilgili bazı söylemleri birer cümle veya paragraf halinde sunduğumuzda sorunu daha iyi kavramak mümkün olacaktır.
ÇAR I.PETRO-1722 : “Rusya’nın çıkarları için mümkün olabildiği kadar İstanbul’a ve Hindistan’a yaklaşmak lazımdır. Buraları elinde tutan Dünya’ya hükmeder. Bunun için de ne gerekiyorsa onu yapmalıyız...”
PRENS BARYATİNSKİ (Çar Naibi): “Karadenizin kıyılarını bir Rus denizi ve toprağı haline getirmek için dağlıları kıyıdan temizlemek zorundaydık. Dağlı Çerkeslere ulaşabilmemize engel olan Kuban ötesi halkların da tümüyle yerlerinden kaldırılması gerekiyordu.”
GRAND DÜK MİCHAEL: “ Dağlılar teslim olmuyor diye biz görevimizi yarıda bırakamazdık. Yarısının temizlenebilmesi için öbür yarısının yok edilmesi gerekiyordu.”
KAFKASYA ORDULARI KURMAY BAŞKANI MİLYUTİN: “..Dağlıları, zorla ve bizim istediğimiz yerlere göndermeliyiz. Gerekiyorsa Don yöresine sürmeliyiz. Bizim esas gayemiz Kafkas dağlarının eteklerindeki bölgelere Rusları yerleştirmektir. Ancak bunu şimdiden dağlılara hissettirmeyelim...”
M.İ. BENYUKOV: (Dağlılara karşı savaşan ve anısını yazan): “Batı Kafkasya’nın iskanı ile ilgili resmi projenin uygulanmasından sorumlu Kont Yevdokümov, Kuban bölgesiyle pek ilgilenmiyordu. Çok pahalıya mal olan savaşı bitirebilmek için bütün dağlıların denizin karşı tarafına kovulması O’nun hedefiydi. Kuban ötesinde kalanların da tehlikeli olma ihtimaline karşın, sayılarının azaltılması ve yaşam şartlarından yoksun kılınmaları için her çareye başvurmaktı.”
KONT YERDOKÜMOV’un Savaş Bakanlığı’na 1863 Kasım ayında gönderdiği yazıda “Batı Kafkasların fethi ile ilgili plan açısından şimdi de kıyı şeridini temizlemeliyiz...” (Devlet Tarih Arşivinden)
Rus Tarihçi SULUJİYEN: “Dağlılar teslim olmuyor diye biz davamızdan vazgeçemezdik. Silahlarını alabilmek için yarısının kırılması gerekti. Kanlı savaşta bir çok kabile tümüyle yok oldu. Ayrıca,çoğu anneler bize vermemek için kendi çocuklarını öldürüyorlardı...”
Rus Tarihçi ZAHARYAN: “Çerkesler bizi sevmezler. Biz onları, özgür çayırlarından çıkardık. Avullarını yıktık. Bir çok kabile tümüyle yok edildi...”
Rus Tarihçi Y.D. FELİSİN: “Bu, gerçek ve acımasız bir savaştı. Yüzlerce Çerkes köyü ateşe verildi. Ekin ve bahçelerini imha için atlara çiğnettik, sonuçta bir harabeye dönüştü."
KONT LEV TOLSTOY: “Köylere gece karanlığında dalıvermek adet haline gelmişti. Gece karanlığının örtüsü altında Rus askerlerinin,ikişer üçer evlere girmesini izleyen dehşet sahneleri öylesineydi ki, bunları hiçbir rapor görevlisi aktarmaya cesaret edemezdi...”
Muhaliflerden N.N. RAYEVSKİ:” Bizim Kafkasya’da yaptıklarımız, İspanyolların Amerika topraklarında yürüttükleri savaşların olumsuzluklarının aynısıydı. Dilerim ki, Yüce Tanrı Rus tarihinde kan izlerini bırakmasın...”
Çar II. ALEXANDRE’nin Kont Yerdokümov’a kutlama mesajında : “Üç yıl içerisinde Batı Kafkasya’ya boyun eğdirilerek uyuşmaz yerli halkları temizleyip çıkardınız. Uzun yıllar süren kanlı savaşın zararlarını kısa sürede bu verimli topraklardan çıkartabiliriz...”
JAN KAROL: “Rusya’nın Kafkasya’yı fethi, çağımızın barbarlık tarihinin en feci tablosunu oluşturur. Kafkas dağlılarının direnişini kırabilmek için 60 yıllık askeri terör ve kıyım gerekti...”
HAKHURAT Ş.Y.- LİÇKOV L.S. “Adegeya isimli kitaplarında: “Çarlık yönetimi, yüz binlerce Çerkesi Kafkasya’dan sürgün etti. Kanlı savaşla dağlı halkları vatanlarından kovarak yok ettiler...”
Rus Çarları tarafından çok önceleri planlanan ve adım adım gerçekleştirilen Çerkeslerin tarihi topraklarından sürülüşü olayı tarihin ender kaydettiği acılar ve ızdıraplarla doludur. Olayı yaşayan komutan, konsolos, gazeteci ve seyyahlara ilaveten konuyu araştıran tarihçilerin sürgün olayıyla ilgili görüşler de özetle şöyledir:
GRAND DÜK MİCHAEL: Savaşın sonlarında Kafkasya’ya geldiğinde, Çerkes beylerinin ziyaret edip, mağlup olduklarını, Rus yönetimini kabul ederek kendi topraklarında yaşamalarına izin verilmesini istediklerinde verdiği cevap: “Size bir ay süre veriyorum. Bir ay içerisinde ya Kuban ötesinde gösterilecek yere gidersiniz ya da Osmanlı topraklarına gidersiniz. Bir ay içerisinde sahile inmeyen köylüleri ve dağlıları savaş esiri sayıp ona göre işlem yapacağız.”
Y. ABRAMOV - Kafkas Dağlıları kitabında: “O zamanlar dağlıların başına gelenleri anlatmaya sözcüklerin gücü yetmez. Binlercesi yollarda, binlercesi açlık ve sefaletten öldüler. Kıyılar ölü ve ölmek üzere olan insan doluydu. Annesinin soğumuş cesedinde süt arayan yavrular, donup öldüğü halde çocuğunu kucağından bırakmayan analar ve sırf ısınmak için sıkışarak yattıkları yerde birlikte donarak ölen gruplar, Karadeniz sahilinde olağan manzaralardı...”
Rus İ. DZAROV : “ Osmanlı’ya göç etmek üzere yola çıkanların yarısı bile oraya ulaşamadı. Bu denli bir perişanlık insanlık tarihinde çok azdır.”
Rus St.PETERSBURG GAZETESİ : “Savunmaları ile ölümsüzleştirdikleri sahillerden kaçış başladı. Çerkesya artık yok. Dağlardaki artıkları da askerlerimiz yakında temizleyecek ve savaş kısa zamanda sona erecek...”
Fransız Gazeteci A. FONVİLL: “Gemicilerin gözü doymuyordu. 50-60 kişilik gemiye 200-300 kişi alıyorlardı. Biraz su ve ekmekle yola çıkmışlardı. 5-6 günü aşınca bunlar tükeniyor ve açlıktan salgın hastalıklara yakalanıyorlar, yolda ölüyorlar ve onlar da denize atılıyorlardı. 600 kişiyle çıkan gemiden ancak 370 kişi sağ çıkabilmişti.”
Polonyalı Albay TEOFİL LAPİNSKİ: “Göçmenlerin sorunu felakete dönüşüyor. Açlık ve hastalık had safhada. Trabzon’ gelen 100.000 kişi 70.000 kişiye indi. Samsun’a 70.000 kişi indi. Günlük ölü sayısı 500 kişidir. Trabzon’da bu sayı 400 kişidir. Gerede Kampı’nda 300 kişi, Akçakale ve Sarıdere’de günlük ölüm 120-150 kişi arasındadır. İtalyan Dr. BARAZZİ’nin raporlarında şu ibareler dikkat çekicidir (İnsanlar,uzun süre bitkiler,bitki kökleri ve ekmek kırıntılarıyla hayatta kalmaya çalışıyorlar.”
Rus Araştırmacı A.P.BERGE: “ Novorovski koyunda 17.000 kadar dağlının toplandığı kıyıda gördüklerimi unutamam. Onların bu durumunu görenler Hıristiyan da olsa, Müslüman da olsa, Ateist de olsa dayanamaz, çökerdi. Kışın soğuğunda, karda evsiz, yiyeceksiz ve doğru dürüst giyeceksiz bu insanlar tifo, tifüs ve çiçek hastalığının pençesindeydiler. Anasız kalmış çocuklar ölmüş annelerinin göğsünde süt arıyorlardı... Rus tarihinin yüz karası olan bu acılı sayfa Adige tarihi açısından büyük zararlara yol açtı. Sürgün, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelerinin tarihini ve politik bir birlik olma sürecini uzun yıllar kesintiye uğrattı.”
Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar GAZETELERİ: “Ruslar, Kafkasya’nın tamamını yerle bir ettiler. Köyleri ateşe verdiler. Savaştan sonra da yerli halkları vatanlarından sürüyorlar, onlar da terkediyorlar...”
İng.Elçi LORD NAPİYER: “Çerkeslerden boşaltılan yerlere derhal Slavlar veya başka Hıristiyanlar yerleştiriliyorlar.”
İng. Konsolos GİFFORD PALGRAVE: “17 Nisan 1867 günü tüm Abhazya’yı dolaştım. Rus olmamaktan başka bir suçu olmayan Abhaz halkının böylesine yok edildiğine ve ülkenin tahrip edildiğine tanık olmak çok acı verici...”
İng. Konsolos R.H.LANG: “Samsun’dan çıkan 2718 yolcu Kıbrıs’a geldiğinde 853 kişi ölmüş ve diğerleri de ölüden farksızdı. Günlük ölüm sayısı 30-50 arasındadır” İngiliz Parlamenter M. ANSTEY’in Parlamentoda ki konuşması : “İngiltere’yle ticari ilişkiye girmeye inandırılmış,İngiliz yandaşı yapılmış olan Çerkesya’ya ihanetle suçluyorum sayın Lord Palmerston’u. Hindistan’daki çıkarlarımızla beraber Bağımsız Kuzey Kafkasya’yı bilerek ve iterek Ruslara teslim ettiğiniz için aynı zamanda İngiltere’ye de ihanet ettiniz...”
Lord PALMERSTON 8 yıl sonra aynı parlamentoda konuşurken şunları der: ”Sayın Lordlarım, Çerkesleri kendi başlarına büyük felaketlerle baş başa bıraktığımız doğrudur. Oysa, biz onlardan yardım istedik ve onları büyük fedakarlık ölçüsünde de kullandık...”
Çerkes sürgünü olayını, nedenlerini, Osmanlı İmparatorluğu’nun politikalarını iskan şekillerini ve sayısını inceleyen araştırmacıların görüşleri de özetle şöyledir :
PINSON: “Karadeniz sahilinde Çerkeslerin ölüm oranı % 50’ye yakındır. Sırf Trabzon’da 53.000 kişi öldü. Savaş artığı “yüzen mezarlar” olan gemilerden kaç tanesinin battığı bilinmiyor. Kafkasya’dan Balkanlara sürülen aile sayısı 70.000 ailedir. Edirne: 6.000, Silistre-Vidin: 13.000, Niş-Sofya: 12.000, Dobruca-Kosova-Priştina-Svista: 42.000 ailedir. Yaklaşık 350.000 kişi. Ölüm oranı daha az ve % 15-20 dolaylarındadır...”
Prof. Kemal KARPAT: “Ruslar, Çerkesleri tamamen imha ederek dağların iç kesimlerine, Çerkes mevzilerine doğru adım adım ilerlediler. Teslim olanlara 3 seçenek sundular: a)Kuban vadisine gitmek, b) Çar ordusuna katılmak, c) Hıristiyan olmak. Kabul etmeyenler Osmanlı ile Ruslar arasındaki bir anlaşma uyarınca göç ettiler. 1862-1870 arasında gelenlerin sayısı 1.200.000-2.000.000 arasındadır.
Sahilde ölenlerin sayısı 500.000 den az değildir. Ayrıca Balkanlara giden Çerkes sayısı da 400.000 civarındadır. Halifelik yükümlülüğü, nüfus kazanma ve iyi asker sağlama gibi hesapların olduğu biliniyor...”
NEDİM İPEK: 1829’da başlayan savaş 1863’e kadar sürdü. 1864’te Çarlık hükümeti Batı Kafkasya’daki halkları bir ay zarfında Kafkasya’yı terke zorladı, Rumeli’ye 175.000 Çerkes, Anadolu’ya 600.000 kişi göçürüldü. 1867’den sonra gelenler de Tatarlar dahil 500.000 kişi kadardır.
Gelenler stratejik yerlere yerleştirildi. Çanakkale ve Marmara’da Müslüman erkek azalmıştı. Oraya yerleştirildi. İstanbul’da yakın yerlerde, Suriye ve Filistin’de reisleri şehir merkezine alınıp diğerleri dağınık yerleştirildi. Geleneksel şeflerin otoriteleri kırıldı. Zamanla yerli ahaliye karışıp gittiler.
ABDULLAH SAYDAM: Osmanlı’ya göçlerde çekici etkenlerden çok itici etmenler ön plandadır. Rusların ele geçirdikleri yerlerdeki Tehcir politikası, hiç değişmeden devam edip gitmiştir. Yapılan baskı ve zorlamalar beraberinde tepki olarak göçü getirmiştir. Dolayısıyla göçler Rusya’nın zulmünden kurtuluş olarak görülmüştür. Osmanlıda sırf insani açıdan kapılarını açmıştır. 1.000.000-1.200.000 Kırım ve Kafkaslı geldi.
SÜLEYMAN ERKAN: Rusya, Çerkeslere tümüyle sürgün gözüyle baktığından insanları bir ay içerisinde terke zorladı. Ve dramatik sahneler limanlarda ve deniz yolunda yaşandı. Mallarını yok fiyatına elden çıkartıp günlerce vapur beklediler. Fazla yolcu ve azgın dalgalarda perişan oldular. Binlercesi yolda öldüler. Açık denizdeki deniz kazaları bilinmiyor.
Rusya’nın sürgün politikası 1863’den sonra adeta SOYKIRIM’a döndü. 40-50.000 göçte mutabık iken sadece 1864 baharında 400.000 kişi geldi.
Ermeniler aynı ülke içerisinde bir yerden bir başka yere tehcir edildi. Ruslar ise Çerkesleri bir daha dönmemecesine başka ülkelere sürdü. Batılıların ilgisizliği çifte standarttır.
Ermeni, Pontus soykırımlarını parlamentolarına taşırken bilimsel olarak apaçık olan ÇERKES SÜRGÜNÜ’nün aynı ilgiyi görmemesi üzücüdür.
Her ulusun kendi toprağında kendi kültürünü yaşayarak yaşaması esastır. Bu konuda Çerkesler herkesten çok hak sahibidirler. Ama dağınıklık herkesten çok hak sahibidirler. Ama dağınıklık aksiyon birliğini zorlaştırır. Şimdilik Çifte VATANDAŞLIK çıkar yol gibi görünüyor.
1856-1876 arası göç-sürgün rakamları farklıdır. 1.000000-1.200.000 arası gibi 1878-1914 arasında da 500.000 Çerkes geldi. Krasnodar-Lapinsk yöresine yerleştirilenlerden 1889 7a 24.000 kişinin sürülmesi PAN-SLAVİST politikaların etkisiyledir. Kuban’da 106.795 iken sayı 61.231’e düşmüştür.
FAHİR ARMAOĞLU: II. Aleksandre sadece Kafkasya’daki özgürlük hareketini söndürmekle kalmadı. Çerkesleri kendi topraklarından sürmesinin nedeni onların yenilmesi olduğu kadar Rus olmayanları planlı bir şekilde Ruslaştırmadır. Nikolay İLMİNSKİ’nin fikir babası olduğu PAN-SLAVİZM’in devreye konduğu tarihlerle Çerkeslerin sürülüşü aynı tarihtir. Bu politika üç aşamalıdır.
Rusya’ya karşı savaşan ve destekleyenleri savaş suçlusu sayıp sürmek,
Kovulanların topraklarını Ruslara ve Rus Kazaklarına vermek,
Rus olmayanları da Ruslaştırma politikası izlemek. (20.yy. Siyasi Tarihi-Süleyman)
OSMANLI GÖÇ POLİTİKASI: Halife Abdülhamit annesi de Çerkes olduğu için tüm gelen Çerkesleri kabul etti. Oysa anlaşma 40-50.000 içindi.
Stratejik yerlerde denge sağlama (Marmara ve İstanbul’da azalan Türk nüfusu için yerleştirmeler)
Savaşlarda Müslüman erkekler yer alıyordu. Bu nedenle Müslüman erkek azalmıştı. Denge sağladı. Nüfusunu tamamladı.
Balkanlarda, Suriye-Filistin’de-TAMPON- olarak kullanıldı.
Güçlü asker ve özellikle gerilla eksiğini gidermede çok sayıda kullandı.
Tarım alanlarını ıslah edip ekonomisini düzeltme kullandı. Zira Çerkesler hayvancılık ve tarıma yatkındı.
Politik bir örgütlenmeye meydan bırakmamak için Çerkesleri bilinçli olarak dağıtarak yerleştirdi. Geleneksel olarak şeflerine bağlı ve silahlı oldukları bilindiğinden şefleri kent merkezlerine alınırken diğerleri gruplara bölünerek yerleştirildi. Başkalarına Orduda rütbe verdi. Potansiyel tehlike olmalarını baştan önledi. Böylelikle asimile edilmeleri biraz daha kolaylaştı.
Kaynak: Nart Dergisi Mayıs - Haziran 2001
Lütfen buna bir millet değil insanlık meselesi olarak bakalım...
Acayip boktan işler.
acı verici şeyler gerçekten...
önce kendi içimizdeki ermeni sürgününü ve dersim katliamını tanıyalım, sonra bunlara sıra gelir ![]()
Kamyonculuk felsefesini her zaman takdir etmişimdir.
burdan ermeni tartışması çıkarsa şaşırmam..
<a href="http://about.me/cagrisarap">Kimdir? Nedir?</a>
<a href="http://sarapdunyasi.wordpress.com">Şarap mı dedin?</a>
önce kendi içimizdeki ermeni sürgününü ve dersim katliamını tanıyalım, sonra bunlara sıra gelir
Başkalarını affet, ama kendini asla.
Ermeni soykırımı yoktur. Türk soykırımı vardır.
Zira isyan Ermeniler tarafından başlatılmıştır.Sayısız Türk soykırım kurbanıdır. Onların arasında benim Büyük dedemin kardeşide vardır.Soykırımın kime yapıldığını iyi sorgulayınız. Ölen Ermeniler Hastalıktan.Türkler Kurşun yaraları ve kesiklerden yaralarından dolayı ölmüştür...
Dersim katliamı yoktur. İsyanı vardır.Sadece isyan kanlı şekilde bastırıldı. Siviller öldürülmedi.Öldürülenler sadece isyanı destekliyenlerdir...
Kırım Türkleri,Çerkes ve Diğer Kafkas halklarına yapılan muamele soykırımdır.
Darkness Always Kill The Light!
Blessed with Blood!
resmi ideoloji salyalarınızı burada akıtmayınız, http://www.atsizcilar.com hadi bakalım ![]()
Kamyonculuk felsefesini her zaman takdir etmişimdir.
önce kendi içimizdeki ermeni sürgününü ve dersim katliamını tanıyalım, sonra bunlara sıra gelir
hem böyle deyip sen kendin ortamı ateşlendiriyorsun sonrada salyalarınızı burada akıtmayın deyip başka hedefler gösteriyorsun bu ne perhiz bu ne lahana turşusu..
ermeni sorunu ve dersim isyanı ile ilgili benim de bilgim iyidir,gerçeği, o olaylarının altında ne olduğunu gayet iyi bilirim ama bişey yazmanın boşuna tartışmanın manası yok bu tip başlıklar hassas ve başlık kapatılmak zorunda kalıyor(trt şeş başlığında olduğu gibi) çünkü iyi bi başlık açmış arkadaş ama sen illa başka yöne çektin?? şimdi gelir arkası! arkadaşlar mecbur kapatır ki öyle yapmak zorundalar site zor durumda kalabilir bu konular kötü yöne çekilince
resmi ideoloji salyalarınızı burada akıtmayınız, http://www.atsizcilar.com hadi bakalım
İhtiyar,çocuk,kadın,erkek farketmeden öldüren gözü dönmü$ Ermenilerden farkın yok. Bu laflarınla $ehitlerimizin kanlarını içmektesin!
Bence senin bu siteden gitmen lazım!
Darkness Always Kill The Light!
Blessed with Blood!
Anlamının ve Öneminin dışında olduğu sürece ,başka yerlere çekilecektir.
Ayrıca ; HereticSlave rumuzlu arkadaşı kınıyorum.
SMITD HER HAKKI SAKLIDIR
Kirâmen kâtib-în
Fem
Work
Yani ülkeyi savunmak atsızcı olmakla eşdeğer öyle mi?Ne kadar çarpık bir zihniyete sahipsiniz!!
Ermeni Soykırımı diye birşey yoktur.Eğer varsa,neden Ermeniler belgeleri açmak istemiyorlar?Bir düşünelim bakalım.
Ama yok sırf Türk düşmanlığı yapacaksınız ya...Hepsini görmezden gelin.
Türkiye'deki 5 milyon Kafkas kökenli insan(Çoğu Çerkes olmak üzere Azeri,Kumuk,Lezgi,Abhaz v.s.) burada olmalarını bu sürgüne borçlular.Bugün Kafkasya'da Ruslar'ın ve Gürcüler'in asimilasyon politikası devam etmektedir.Örneğin:Adigey Cumhuriyeti'nde nüfusun sadece %24.2'si Adigey kökenlidir.Geri kalan nüfus hep Ruslar'dan,Gürcüler'den,Ermeniler'den ve diğer milletlerden Rusya tarafından getirilenlerden oluşmaktadır.
Bölgedeki Adigeylere ne olduğuna gelince:sürüldüler.Başta Türkiye olmak üzere,Ortadoğu ülkelerine,Orta Asya'ya,Balkanlara ve daha bir çok yere sürüldüler.Hatta köle olarak Karayip Adaları'na bile gönderilenler oldu.Bu sadece Adigey Cumhuriyeti'yle sınırlı bir şey değil.
Kafkasya'da bu tür şeyler sadece Çerkeslerin başına da gelmiyor.1944 Ahıska Sürgünü buna en büyük örnek.
Ama umrunuzda mı?Ah pardon,insanın kendi milletini sevmesi faşizmdi değil mi?Ama bu sadece Türkler için geçerli.Kürtler,Ermeniler,Gürcüler kendi milletlerini sevebilirler ama birisi Türk'üm dedimi faşist oluyor...
Acayip boktan işler.
Yani ülkeyi savunmak atsızcı olmakla eşdeğer öyle mi?Ne kadar çarpık bir zihniyete sahipsiniz!!Ermeni Soykırımı diye birşey yoktur.Eğer varsa,neden Ermeniler belgeleri açmak istemiyorlar?Bir düşünelim bakalım.
Ama yok sırf Türk düşmanlığı yapacaksınız ya...Hepsini görmezden gelin.
Türkiye'deki 5 milyon Kafkas kökenli insan(Çoğu Çerkes olmak üzere Azeri,Kumuk,Lezgi,Abhaz v.s.) burada olmalarını bu sürgüne borçlular.Bugün Kafkasya'da Ruslar'ın ve Gürcüler'in asimilasyon politikası devam etmektedir.Örneğin:Adigey Cumhuriyeti'nde nüfusun sadece %24.2'si Adigey kökenlidir.Geri kalan nüfus hep Ruslar'dan,Gürcüler'den,Ermeniler'den ve diğer milletlerden Rusya tarafından getirilenlerden oluşmaktadır.
Bölgedeki Adigeylere ne olduğuna gelince:sürüldüler.Başta Türkiye olmak üzere,Ortadoğu ülkelerine,Orta Asya'ya,Balkanlara ve daha bir çok yere sürüldüler.Hatta köle olarak Karayip Adaları'na bile gönderilenler oldu.Bu sadece Adigey Cumhuriyeti'yle sınırlı bir şey değil.
Kafkasya'da bu tür şeyler sadece Çerkeslerin başına da gelmiyor.1944 Ahıska Sürgünü buna en büyük örnek.Ama umrunuzda mı?Ah pardon,insanın kendi milletini sevmesi faşizmdi değil mi?Ama bu sadece Türkler için geçerli.Kürtler,Ermeniler,Gürcüler kendi milletlerini sevebilirler ama birisi Türk'üm dedimi faşist oluyor...
Katılıyorum.
Demokrasi istemiyorum,Mutlakiyet istiyorum! Büyük Önderler gerek bu ülkeye vede uyanık 1 halk gerek.
Çünkü hergün uyandığımda gazetemde 3-5 isimsiz kahramanın şehadetini,hırsızlıkları,yolsuzlukları,fuhuşu,cinayetleri okumak istemiyorum.Kendi haklarımı ona buna savunması için yalvarmak istemiyorum. O boktan Avrupa birliğine giripte 2 kuruşa Vatanı içindeki milletle beraber peşkeş çekmek istemiyorum!
Politikacılarımın hepsi aptal! Elalem ne der zihniyetli veya 2-3 tane şerefsize el açanlar ve onların ibriğini tutan satılıklardır.Halka azap edenleri diri diri fırınlarda yakmak istiyorum.
Millet olarak silkinmeli ve kalkmalıyız. Bu konuya bu kadar kayıtsız kalınabilirmi? Hayır! İsterseniz anlatıyım durumun ehemniyetini. Kafkasya ve Orta Asya binlerce yıldır Türklerindir. Türkler ve akrabalığı bulunan milletler bu verimli topraklardan atılmak isteniyor. Yani Öz Yurt gidiyor!
Darkness Always Kill The Light!
Blessed with Blood!
Bu tur konularda uzunca yorum yapmam , genelde hep tartisma cikar , pm ler gelir ... ugrasamam tek diyecegim; az bile yapmisiz topunu yaksaymisiz, yilani sadece basindan oldurmek degil komple yok etmek onemli. ( simdi barbar demeyin bana , yalan mi soyluyorum ? )
Şehr-i Harabe
Ya olaya Türk olarak bakmasak bile,orada yaşananlar insanlık katliamıdır.Yani bu hangi millete yapılmış olursa olsun kötü bir şeydir.Bugün ben İngilizler'in İrlanda'da yaptığına da karşı çıkarım.Beş yaşındaki çocuğun beynini plastik mermiyle dağıtan bir zihniyete karşı çıkarım.Ya da Amerikalıların Kızılderililere yaptıkları...
Tabi ki hepsinden önce kendi milletime yapılanlara sessiz kalmam.En azından tepkimi dile getiririm.
Ama Ermeni Soykırımı diye bir şey yok!Yani bütün kanıtlar bunu gösteriyor.Adamlarında umrunda değil zaten bütün amaçları tazminat ve toprak.
Asıl Ermeni Soykırımını yapan da Rusya'dır.Onlara niye sesleri çıkmıyor?
Ermeni Soykırımı,Türkiye'den birşeyler koparmak için uydurulmuş bir yalandır.Ama bizde adam yok...Dediğin gibi politikacıların hepsi aptal yada piyon.Bir İngiliz gelip Ermeni Soykırımından söz ettiği zaman:''Sen önce İrlanda'da yaptıklarının hesabını ver!'' diyecek adam yok.
Acayip boktan işler.
Söyleyemezler Çünkü ,Başa gelenleri çoğu (Hepsi diyelim.)
Önce Cepleri düşündüler halada düşünüyorlar.
Geleceği görmekten aciz,Siyasetin ve Politikanın anlamı bile bilmeyen insanları seçiyoruz.
Bunun sebeplerinden biriside ve bence en önemlisi ; Eğitim ,Öğretim...
Kız çocuklarının belli bir yaşa kadar okutulması.Sınıfı geçemeyen Erkek çocuklarının Sanayi Ortamlarında çalıştırılması.
İnsanlarımız Dar kalıplarda düşünüyor yada düşünmüyorlar.
SMITD HER HAKKI SAKLIDIR
Kirâmen kâtib-în
Fem
Work
