Forum
muthıs bır vokal gercekten esı benzerı bulunmyayn ender seslerden bırı!!!
abigail şeydanın hastası olduğu insna king diamond,manowarla yaşadıkları yüzünden fazla tutmuyorum ama her zaman ayrı bş yeri var,the puppet master albümü var.o albümden en sevdiğim şarkı da blue eyes...
taklit edilemiyecek..bir eşi daha olmayan..mükemmel ses..
kelimelere sığmayan, anlatılması mümkün olmayan...
önceki sayfalardada söylemiştim ben çok sevdiğim bir grup şu sıralar cok ihmal ettim grinde sardırdım
eve gidiyim king dinliyim
http://www.huunhuurtu.com/
spiders lullabye süper ötesi.
kelimelere sığdıramadığım ve canlı performansını kaçırdğım için kafamı duvardan duvara vurduğum kişi ![]()
abigail
the puppet master
them
yeni albümleri yakında çıkıyor kısmetse ![]()
"I can barely see You anymore"
You must remember the Butterfly, it did not die
"I Love You" ... I Love you Too
"I cant see You anymore"
Goodbye My Love...
Kim Bendix Petersen, 14 Haziran 1956’da Kopenhag/Danimarka’da doğdu. 1973 yılında müzik kariyerine başlamaya karar veren Petersen, ilk tecrübesini bir cover grubu olan Brainstorm’da kazandı. 1976 yılında yine Brainstorm’la ilk konserine çıkan Petersen, 2 sene sonra yerel bir grup olan Black Rose’a, bu sefer vokalist olarak, katıldı.. Black Rose, King Diamond’un karakterinin şekillenmeye başladığı grup olacaktı. Üstelik sahne şovu da kafasında canlanmaya başlamıştı, 1975’te Alice Cooper’ı canlı izledikten sonra makyaj kullanmaya karar verdi.. King, 1980 yılında gruptan ayrılıp, Hank Shermann, Michael dener ve Timi Hansen’den oluşan bir punk-metal grubu olan Brats’e katıldı.. Birkaç performanstan sonra Brats dağıldı; King ve Hank yeni grup kurmak üzere çalışırken, Michael ve Timi Danger Zone’a katıldı.. Gerçi bu ayrılık uzun sürmedi zira Danger Zone ilk demo çalışması için King ve Hank’ten yardım isteyince dörtlü tekrar bir araya geldi. Baterist Kim Ruzz’ın da gruba katılmasıyla Mercyful Fate doğmuş oldu.. Grup arka arkaya iki demo kaydederken ilk demo; “Walkin To Black Hell”, “Running Free”,”Black Masses” ve “Hardrocker”; ikinci demo ise “Curse Of The Pharaohs”, “Return Of The Vampire”, “A Corpse Without Soul” ve “Burning The Cross” şarkılarından oluşuyordu.. Her iki demo da underground kaset piyasasında büyük beğeni topladı..1982 yılında İngiliz firma Ebony Recordsi gruba iki şarkılık bir teklif getirdi. “Black Funeral”, bir toplama albüm olan “Metallic Storm”da yer alırken “Walking Back To Hell” 1984 yılında A Dangerous Meeting adı altında yayınlandı.. Bu iki şarkı gruba ilk albüm anlaşmasının kapılarını açtı ve Rave-On Records gruba ilk kaset teklifini yaptı..
Mercyful Fate, aynı senenin Eylül ayında Hollanda’daki Stone Sound Studios’a girerek ilk EP’nin kaydını ve miksajını 3 gün içinde tamamladı.. Toplam 4 şarkılık “Nuns Have No Fun” aynı yılın sonlarına doğru piyasaya çıktı. 1983 yılının yaz aylarında Roadrunner Records ile anlaşma imzalayan Mercyful Fate, ilk albümü “Melisa”yı Kasım ayında piyasaya çıkardı.. (Mellisa adını daha sonra konserlerinde kullandıkları bir kurukafaya verdiler.. lakin o kuru kafa da Amsterdam’da çalındı..). Kısa sürede hit olan albümü Aralık ayında piyasaya çıkan Black Funeral adlı single takip etti. Ağustos 1984’e geldiğimizde ise grup başka bir klasik olan “Don’t Break The Oath”ı piyasaya çıkardı. Ne yazık ki grup dağılmadan önce çıkan son albümdü..
Takip eden aylarda, grup “Don’t Break The Oath”ın turnesi için ilk defa Amerika’ya giderken King ve Hank yeniden beraberlerdi.. Grubun gelecekteki müziği Amerika’da belli olacaktı.. Hank, Motley Crue, Twisted Sister gibi daha ticari bir tarza geçmek isterken King, ilk başladıkları gibi devam etmek istiyordu. Tartışmalar sonucu bir yere varamadılar ve Aralık 1984’te tekrar ayrıldılar. Hank, Fate adını verdiği yeni projesine başlarken; King, Timi ve Michael’i de yanına alarak solo kariyerine başlamış oldu.. Bu sırada grubun bateristi Kim Ruzz ise müziği bıraktığını açıklıyordu. Birkaç yıl daha postacı olarak Amerika’da kalan King, daha sonra Danimarka’ya geri dönüyordu..
1985’in başlarında King, grubunu tamamlamak için iki eleman daha arıyordu.. Ufak bir arayıştan sonra Geisha grubunun iki eski üyesi; baterist Mikkey Dee ve gitarist Floyd Konstantin gruba katıldı.. Gel gelelim Floyd daha ilk gün gruptan atıldı zira King’in standartlarının çok altındaydı. EF Band’ın eski gitaristi Anders Allhage (daha sonra dını Andy La Rocque olarak değiştirdi) gruba katıldı. Grubun ilk eseri ise Aralık ayında piyasaya çıkan “No Presents For Christmas” adlı single olurken ilk King Diamond albümü “Fatal Portrait” ise Nisan 1986’da piyasaya çıktı. King albüme The Candle, The Jonah, The Portrait’ten oluşan bir üçlemeyle başlıyor ve konsept bir albüm olmamasına rağmen gelecek albümlerin ilk sinyallerini veriyordu.
5 ay sonra Halloween adlı single sınırlı sayıda piyasaya çıkarken, 1987 yılında King, konsept albüm kavramını “Abigail” ile bir adım öteye g*türme kararı aldı. Konsept albümlerle dolu bir kariyerin ilk basamağıydı ve bundan sonra çıkan bütün King Diamond albümleri bu şekilde olacaktı. Derken The Family Ghost’a çekilen ilk promo video gündeme geldi. Aynı yılın Haziran ayında ise yine aynı şarkıdan oluşan bir de single piyasaya çıkıyordu. Single’nin b yüzünde Shrine adlı bir şarkı mevcuttu ki bu şarkı, albümün genel şarkı sözü yapısına uymadığı gerekçesiyle çıkarıldı.
King Diamond’un yükselen başarısı, Mercyful Fate’in piyasaya çıkardığı ilk EP’nin tekrar yayınlanmasına neden oldu. 1987 Ekim’inde Roadrunner Records “The Beginning” adını verdiği, ilk EP ve BBC’de kaydedilen 3 şarkının üzerine 4 şarkı daha ekleyerek bu toplama albümü piyasaya çıkardı.
Kısa bir süre sonra Mercyful Fate’den kalan iki eleman da gruptan ayrılmaya karar verdi. Michael Dener ailesiyle daha fazla zaman geçirmek istediğini söyleyerek gruptan ayrılırken, Abigail turu için yerine Michael Moon dahil oluyordu. Tur bittikten sonra ise Peter Blakk gruba dahil oldu. Timi Hansen de benzer bir sebep ileri sürerek gruptan ayrılırken yerine Hal Patino geliyordu. Haziran 1988’de “Them” albümü piyasaya çıktı.. Son derece başarılı olan bu albüm en fazla satan King Diamond albümü oldu.
Aynı yılın Ekim ayında King, “The Dark Sides” adlı bir mini albüm çıkardı. Albüm’de No Present For Christmas, Shrine, The Lake ve Phone Call gibi şarkılar bulunuyordu. Bu mini albümle beraber Kiss bas gitaristi Gene Simmons, Albüm kapağındaki fotoğrafın, kendisinin 70’lerdeki makyajının taklidi olduğunu iddia ederek King’e dava açıyordu. Karşılıklı anlaşma sonucu King makyajını değiştirdi ve bu konu kapanmış oldu. The Dark Sides’ın piyasaya çıkışının ardından, sıra dışı paralar isteyen Mikkey gruptan ayrılıyor ve yerine Chris Whitemeier dahil oluyordu.. Oldukça yetenekli bir baterist olan Chris de King’in standartlarının altındaydı ve haliyle gruptan kovuldu. King, yeni albümü için baterist arayışındayken provalar için Mikkey’i tekrar işe alıyordu. “Conspiracy” albümü Ağustos 1989’da piyasaya çıktı. Albümün promosyonu için “Sleepless Nights” şarkısına bir de video çekilirken, King’in kanlı makyajı yüzünden video ve albüm kapağı birkaç ülkede yasaklanıyordu.
Yeni çıkılacak tur için sabit bir baterist lazımdı ve 1989 yılının sonunda Snowy Shaw gruba dahil oldu. Ekim 1990’da “The Eye” albümü piyasaya çıkarken, ne yazık ki Roadrunner Records King Diamond’a olan ilgisini kaybediyordu ve albümün promosyonunu yapmak istemediler. Haliyle albümün tanıtım turnesi olmadı.. Albüm genel olarak King ve Andy’nin ortaklığıyla meydana çıkmıştı. Ayrıca albümde drum machine kullanılmıştı.. “The Eye”nin piyasaya çıkışının ardından Pete ve Hal müziğe olan ilgilerinin azalması ve uyuşturucu problemleri nedeniyle gruptan atıldı. Hal’ın yerine Sharlee D’Angelo dahil olurken Pete’nin yerine ise Mike Wead gruba katılıyordu. Mike ve King 3 yıl önce Abigail turnesinde tanışmışlardı. Ertesi sene “Concert 1987 – Abigail” albümü piyasaya çıktı. Albüm, King Diamond’un ilk konser albümüydü ve o yıl sadece Roadrunner kontratının dolması için piyasaya çıkarılmıştı.. 1992 yılında iki de toplama albüm çıktı; birinci albüm “A Dangerous Meeting” toplam 16 şarkılık King Diamond ve Mercyful Fate klasiklerinden oluşurken ikinci albüm “Return Of The Vampire” ise 1981-1982’de kaydedilen 9 demodan oluşuyordu..
Roadrunner Records’la olan bağını tamamen koparan King, Metal Blade Records ile anlaştı. Aynı zaman zarfı içerisinde King’in kulağına, Hank Shermann ve Michael Denner’in beraber çalıştığı dedikoduları geliyordu.. Daha sonra bu yeni şarkılardan birini dinleyen King’in aklına tekrar Mercyful Fate düşmüştü ki Hank, grubun tekrar toplanması için King’e teklif g*türdü. Grup ilk dağıldığında müziği bırakan Kim Ruzz dışında Mercyful Fate tekrar bir aradaydı.
1993 yılının başlarında 9 sene sonra ilk albümün kaydı için stüdyoya giren grubun bateristi hala yoktu ve albümün kaydında geçici olarak Morten Nielsen çaldı.. Return Of The Vampire şarkısını tekrar kaydeden grup, hayranlarına bir sürpriz yaptı ve bu şarkıda Metallica bateristi Lars Ulrich misafir olarak yer aldı.. Kısa bir süre sonra King Diamond bateristi Snowy Shaw, Mercyful Fate’nin yeni bateristi oluyordu. Derken “In The Shadows” piyasaya çıktı. Egypt ve The Bell Witch şarkılarına çekilen iki video ile albümün promosyonu desteklenirken, turneye çıkan grup Mayıs 1993’te Kopenhag’da sahneyi Metallica ile paylaşıyordu.. Takip eden turne bittikten sonra Timi, 6 yıl önceki sebebini, ailesiyle daha fazla vakit geçirmek istediğini söyleyerek yine gruptan ayrıldı. Yerine King Diamond bas gitaristi Sharlee D’Angelo gruba dahil oldu.
Bir önceki turnede kaydedilen EP “The Bell Witch” 1994’te sınırlı sayıda piyasaya çıktı. Aynı yılın sonunda Mercyful Fate, tekrar birleşmeden sonra ikinci stüdyo albümü “Time”yi piyasaya çıkardı. Albümün promosyonu için Nightmare Be Thy Name ve Witches’ Dance şarkılarına iki de video çekildi. “Time” turnesinin ortalarında Snowy gruptan ayrılırken yerine daha önce Hank’le çalışmış olan Bob Lance dahil oldu. Gruba girdikten kısa bir süre sonra Bob, adını değiştirerek gerçek adı olan Bjarne T. Holm’u seçti.
Her ne kadar grup tekrar bir araya gelmiş olsa da King solo kariyerine devam etmek istiyordu. Lakin son albüm “The Eye”den bu yana gruptan üç isim ayrılmıştı. Baterist Darrin Anthony, gitarist Herb Simonsen ve bas gitarist Chris Estes yeni King Diamond kadrosunda yerlerini alıyorlardı. Gerçi albüm 5 yıl önce yazılmıştı ama imkanlar dahilinde ancak 1995’te piyasaya çıkabildi.
1996 yılında yeni albüm kaydedilirken, Judas Priest saygı albümünde çalması istenen Mercyful Fate hiç düşünmeden teklifi kabul etti. Grup, “The Ripper”ı tekrar yorumlarken, şarkı Legends Of Metal: A Tribute To Judas Priest albümünde yer aldı. Aynı sene içerisinde iki albüm birden piyasaya çıktı.. İki albümün de aynı anda piyasaya çıkması planlanmıştı fakat Metal Blade, bunun ticari açıdan doğru olmayacağını düşünerek, albümleri birer ay arayla piyasaya çıkardı.
İlk piyasaya çıkan albüm Mercyful Fate’nin oldu.. “Into The Unknown” daha önce grubun hiçbir albümünde görülmediği kadar progresifti. Ayrıca albümün Japonya baskısında Judas Priest coverı “The Ripper” da bulunuyordu. The Uninvited Guest şarkısına video çeken grup kısa bir süre sonra turneye çıkarken, Michael Denner’in ikinci çocuğu dünyaya geliyor ve Denner gruptan ayrılıyordu. Michael, gruptan ayrılırken yerine Mike Wead’i tavsiye etmişti. Mike, iyi müzisyen olmasının yanı sıra Michael’a yakın bir tarzda çalıyordu. Derken yeni King Diamond albümü “The Graveyard” da piyasaya çıktı. Bütün King Diamond albümleri insan doğası, akıl gibi konuları işlerken bu sefer daha farklı bir konuya değiniyordu; ensest.. Bu albüm King’in ufaktan kafayı kırmaya başladığı albüm olarak yorumlanmaya başlandı. Misal, “I Am” şarkısının sonunda King’in 3 kere “Die” diye bağırması gerekirken, kayıtlarda kendinden geçiyor ve delirmiş gibi arka arkaya “Die” diye bağırıyordu. Kimse konuşmadı çünkü herkes bu duygunun albümde yansıtılması gerektiğini çok iyi biliyordu.
1997 yılında Michael Denner, artık gruba geri dönmeyeceğini ve ailesiyle kalmak istediğini bildirince, Mike Wead grubun daimi üyesi oldu. O sene başka bir çalışma olmadı zira King, Roadrunner’dan çıkardığı albümlerin tekrar masteringini yapıyordu. Bu yeni versiyonlar bir sürü yeni resim içeriyordu, kapak çalışmaları yenilenmişti. Yine aynı yıl, baterist Darrin Anthony bir trafik kazasında hayatını kaybediyordu. Yerine John Luke Hebert King Diamond’a dahil oldu.
Yeni King Diamond albümü “Voodoo” Şubat 1998’de piyasaya çıktı. Aslında albümün adı “The Plague” olacaktı fakat daha sonra hikaye geliştikçe, “The Eye” albümüne çok benzediği fark edildi ve King yeni bir hikaye arayışına girdi. O sırada King Diamond’dan ders alan bas gitarist Chris Estes, King’e voodoo’dan bahsetti ve kütüphaneden kitaplar getirdi. Okuduklarından oldukça etkilenen King, hikayeyi tekrar yazdı ve albümün adını “Voodoo” olarak belirledi. Albümün açılış şarkısının solosunu çalan isim ise Pantera gitaristi Dimebag Darrell oldu. Albümün piyasaya çıkmasından kısa bir süre sonra Herb gruptan ayrıldı ve yerine Kanadalı gitarist Glen Drover gruba katıldı. Bir çok kişiye göre “Voodoo” King Diamond’un en iyi albümlerinden birisiydi.
Yaklaşık dört ay sonra sıra yeni Mercyful Fate albümü “Dead Again”e gelmişti. Grubun şu ana kadar yaptığı en uzun şarkı Dead Again olurken “The Night” adlı şarkıya bir de video çekiliyordu.. Haziran 1999’da yeni Mercyful Fate albümü “9” piyasaya çıktı. Grup, bu albümle beraber ilk defa logosunu değiştiriyordu. Albüm, aynı “Don’t Break The Oath”ta olduğu gibi ağır bir tarza sahipti. Grup, o aralar bir de video çekmek istedi fakat bu mümkün olmadı.
“9” turnesinin ardından 3 Ocak 2000’de King Diamond, yeni albümü için tekrar stüdyodaydı. Chris kişisel nedenlerle gruptan ayrılırken yerine David Harbour 19 Şubat’ta gruba dahil oldu. Bu albümün kaydının yanı sıra King, Chicago’lu death metal grubu Usurper için bir şarkıda vokal yapıyordu. Yeni King Diamond albümü “House Of God” Haziran 2000’de piyasaya çıkarken tam bir ay sonra Amerika turnesi başlıyordu. Gruba katılmasından 7 ay sonra David, sahnedeki tavırları ve seyirciyle olan ilişkileri nedeniyle gruptan atılıyordu. King ve müzisyenleri kötü davranışların arkasında yer alamazdı. Yerine dahil olacak eleman ise yaklaşık 10 sene önce grupta çalmış olan Hal Patino olurken gruptaki eleman trafiği bir türlü bitmiyordu. John Luke Hebert’in ailevi nedenlerle gruptan ayrılmasının hemen ardından Glen Drover da kendisine ve diğer grubu Eidolon’a ayıracak zamanı kalmadığını açıklayarak gruptan ayrılıyordu.. Noel tatilinin ardından, King ve Mike gruba dahil olacak yeni gitarist hakkında konuşurlarken, Mike kimse bulunamadığı takdirde turnede çalabileceğini söyledi.
Ocak 2001’de baterist Matt Thompson gruba dahil olurken, King 19 Şubat’ta eski grubu Black Rose’nin 1980’de kaydettiği konser albümünü piyasaya çıkıyordu. “King Diamond & Black Rose: 20 Years Ago - A Night Of Rehearsal” adıyla piyasaya çıkan albüm 12 şarkıdan oluşuyordu. King dur durak bilmiyor, bu sefer de Dave Grohl (Nirvana, Foo Fighters) ile bir araya gelerek Probot adlı projede “Sweet Dreams”i seslendiriyordu. Albüm 2002’nin sonbaharında piyasaya çıktı.
11 Mart’ta Mike Wead’in, Glen Drover’dan boşalan yere geldiği ve sadece House Of God turnesinde değil bundan sonra grubun daimi üyesi olduğu açıklanıyordu. 11 Mart’ta Rusya’dan başlayan turne 30 Nisan’da Hollanda’da sona ererken Mayıs ayının ortasına doğru yeni King Diamond albümü “Abigail II: The Revenge”nin kayıtları başlıyordu. Albümün kayıtları Kasım ayında sona ererken, albüm Ocak 2002’de piyasaya çıkıyordu. Albüm satışları gayet iyi gidiyordu fakat ortada, turne olmayacağı yönünde söylentiler vardı. Albümün çıkışından aylar sonra Haziran ayında, King albümün turnesinin olmayacağını açıkladı. Aslında sebebi gayet basitti; Internet yüzünden büyük düşüş yaşayan satışların ardından, bütçeler turneleri karşılamakta zorlanıyordu.
Bu geçen zaman içerisinde King yine boş durmadı ve yeni albümü için yeni bir hikaye yazdı. “The Puppet Master” King’in hastalıklı beyninden çıkan en korkunç hikayeye sahipti. Budapeşte’de gayet romantik başlayan hikaye gittikçe gizemli bir hale dönüşüyor ve büyük bir trajediyle sona eriyor. Bu arada albümde bir de herkesin gözlerinin dolmasını sağlayacak “So Sad” adlı bir şarkı bulunuyordu. 21 Ekim’de piyasaya çıkan yeni albüm “The Puppet Master”, King’in makyajıyla albümde geçen hikayeyi anlattığı bir de DVD içeriyordu.. 2004 yılında “Deadly Lullabyes” adlı konser albümünü piyasaya çıkaran King yeni projeler üzerinde çalışmaya devam ediyor..
Bu arada, King Diamond’un kardeşinin Danimarka’da yaşadığını.. babasının 1986 veya 87’de öldüğünü.. annesinin hala hayatta olduğunu.. bir kız arkadaşı olduğunu ve Magic adında siyah bir kediye sahip olduğunu.. en son tatilini 1993’te Jamaika’da yaptığını.. en sevdiği yemeğin Danimarka noel yemeği olduğunu.. en sevdiği içeceğin kahve olduğunu..en nefret ettiği şeyin saygısızlık olduğunu.. tur otobüslerinde uyuyamadığını.. bir uçak kazasında neredeyse öleceğini.. müzikten sonraki en büyük tutkusunun otomobil yarışları olduğunu.. ilk aldığı iki albümün Deep Purple – Fireball ve Black Sabbath – Master Of Reality olduğunu.. en sevdiği albümün Uriah Heep’in “Look At Your Self”i olduğunu.. en sevdiği filmlerin The Shining ve The Hunger olduğunu.. en sevdiği yazarın İngiliz korku romanı yazarı James Herbert ve Stephen King olduğunu.. biliyor muydunuz?
DISCHOGRAPY1985-NO PRESENT FOR CHRISTMAS
1986-FATAL PORTRAIT
1987-ABIGAIL
1987-IN CONCERT ABIGAIL(LIVE)
1987-JOKER UP MY SLEAVE BOOTLEG(LIVE)
1988-THE DARK SIDES E.P
1988-THEM
1989-CONSPIRACY
1990-THE EYE
1992-A DANGEROUS MEETING
1995-THE SPIDERS LULLABYE
1996-THE GRAVEYARD
1998-VOODOO
2000-HOUSE OF GOD
2000-VARIOUS ARTISTS KING DIAMOND
2001-KING DIAMOND AND BLACKROSE&20 YEARS AGO A NIGHT OF REHEARSAL
2001-NIGHTMARES IN NINETIES
2002-ABIGAIL II THE REVENGE
2003-THE PUPPET MASTER
2004- A DEADLY LULLABYES (LIVE)
[url=http://www.guvenceylan.net]
[url=http://www.kapakmagazin.com]
bu arada başka başlık açmışım kendi çevirimle
bir biyografi düzenledim yeni dinleyenler bilgi edinebilirler![]()
"I can barely see You anymore"
You must remember the Butterfly, it did not die
"I Love You" ... I Love you Too
"I cant see You anymore"
Goodbye My Love...
Eskişehir gibi büyük ve öğrenci açısından zengin bir şehirde sadece 4 DieHard Mercy/King fanından biri olarak gurur duyuyorum kendimle..! Ama hayatımda dinleyebilceğim tek mükemmel grubu farklı başlıklar altında alakasız ve seviyesiz geyiklerin döndüğü forumların arasında görmek inanılmaz derecede üzdü beni. Yazılanların hepsini okumadım ama gereken değeri veren arkadaşlara teşekkür ediyorum..!
Uyarı: Imzaya resim koymak yasaklanmıştır.
Adı üstünde gerçek bi efsane
bölesi gelmez
Çirkin karı yoktur , az vodka vardır...
http://www.travian.com.tr/?uc=tr3_126798
mercyful fate ve king diamond 2 efsane.mercyful fate'in ilk albümleri melissa,don't break the oath zaten birçok black metal grubunu lirikleriyle etkilemiş albümlerdir hatta bu yüzden mercyful fatee first wave of black metal sıfatını kazandırmıştır.böyle 2 güzel albümden sonra king diamond mercyfuldan ayrılmış king diamondı kurmuş.iyi ki kurmuş bu seferde abigail,them albümlerini bize sunmuştur.bu albümler kapaklarının güzelliği kadar müziğiyle de deli edebilen heavy metal eserleridir.
Hazır biyografi vaken ve de başlık yukarı taşınmışken yazmak farz oldu ![]()
Küçüklüğümden beri korku filmlerine ve hikayelerine bayılırım,korku öğelerinin hepsi ilgimi çeker.. Bu huya ne zaman ve neden kavuştum bilmem ya,onun sayesinde nice metal grubuyla tanışmışımdır.. Heavy metal gruplarının albüm kapakları çok çekicidir.. İşte henüz 9 yahut 10 yaşımdayken, KING DIAMOND ile de bu sayede tanıştım.. Tek başıma metal albümlerini incelerken,gözüme THE EYE albümü çarptı,kanatlı bir iblis,ürkütücü bir göz.. Bunun kendi kendime bir korku hikayesi yaşamamda bana yardımcı olacağını düşünmüş olmalıyım ki,hikayeme “soundtrack” olacak bu albümü hemen satın aldım.. Yolda giderken de,o dönem çok meşhur olan,şu uyduruk iskelet anahtarlıklarından aldım,bir yandan da oynamak için.. Gerçi o iskeletlr 80lerdede 2000lerdede meşhur hala meşhur ![]()
İlk şarkı çalmaya başladığında melodi hemen beni kendine çekti.. Bir yandan g.tü başı ayrı oynayan anahtarlıkla oynarken,bir yandan da müzikle kafamı sallıyordum.. Ancak vokalleri idrak etmeye başlayınca,o gece vakti,beni acaip bir korku kapladı.. Hiç böylesi vokaller duymamıştım.. Elimdeki iskelet bile gözüme korkunç geldi.. Hemen koşarak teybi kapattım ve o albümü birkaç sene hiç dinlemedim sanırım..
Eh biraz daha büyüyüp,korku kalkanlarımız gelişince,albümü tekrar dinledim ve elbet hemen diğer KING DIAMOND albümlerini aramaya koyuldum.. KING hakkında fikir vermesi için,kendi öznel tarihimden yaptığım kısa bir girişin ardından,size bahsetmek istediğim albüm ise,1996 tarihli THE GRAVEYARD ..
Evet KING DIAMOND konsept albüm yapma konusunda belki de bir numaradır.. Albümlerinde genellikle bir korku hikayesi anlatır ve bütün şarkıları dinlerken siz de bu hikayeyi yaşarsınız.. GRAVEYARD albümünde ise belediye başkanının kızını kaçıran bir delinin korkunç hikayesi anlatılmakta.. Hikayeyi anlatmayacağım ama müzikle birleşince oldukça keyifli olduğunu söyleyeyim.. Müziklere gelince...Duyacağınız müzik için her hangi bir tür ismi vermek doğru olmaz,çünkü ortada yine kendine has bir grup,daha doğrusu kendine has bir “adam” var.. MERCYFUL FATE ’de olsun,kendi adını taşıyan KING DIAMOND ’da olsun,kendine özgü bir müzik yapan King Diamond’un,göze çarpan ilk özelliği kuşkusuz vokalleri.. KING DIAMOND albüm kitapçıklarında genellikle “All vocals-King diamond” yazar.. Çünkü albümleri dinlediğiniz zaman,bin bir çeşit ses duyarsınız ve hepsinin ayrı bir sanatçı tarafından seslendirildiğini düşünmeden edemezsiniz ama işte hepsi bu müthiş sese sahip adama aittir.. Hikayeyi tam anlamıyla hissettirmek için,tiyatral yanı ağır basan bir yol izler king diamond şarkıları söylerken.. Gerçekten dinlemesi çok zevkli.. Dinleyenler de onun ne kadar farklı olduğu ve nasıl özgün bir tarz tutturduğu konusunda sanırım aynı fikirdedir..
KING DIAMOND ’un müziğinde ise her öğeyi kolayca bulmak mümkün.. Thrash,death,black,heavy metal.. Ama sonunda ortaya “King Diamond” müziği çıktığını göreceksiniz.. GRAVEYARD albümü de mezarlıkta olduğunun farkına varan kahramanımızın korkunç sesleriyle dolu bir intro ile başlıyor ve hemen ardından da BLACK HILL SANITARIUM adlı nefis parça geliyor.. Albümde bir çok tat ve duygu yakalıyor insan; WAITING ’in nefis sololarla dolu girişi ve kafaları sallatan nakaratıyla coşarken, WHISPERS ’da ürküyorsunuz, HEADS ON THE WALL ise hüzünlü ama korkunç bir slow şarkının adı.. DADDY ise gerçekten çok duygusal bir parça, KING DIAMOND buradaki “oyunculuğuyla” gerçekten döktürmüş,çok çok çok hüzünlü....Albümdeki favori parçalarımın başında ise DIGGING GRAVES geliyor.. Değişken melodileriyle,hızıyla,vokaliyle,sololarıyla,her şeyiyle çok güzel bir parça.. Albümü edinmek için bir nedenimiz daha var ki o da ANDY LA ROCQUE .. Güzel besteleri ve nefis sololarıyla albüme lezzet üstüne lezzet katmış..
Sonuç olarak, KING DIAMOND gibi müthiş üretken bir adamla ve müziğiyle mutlaka tanışın derim, GRAVEYARD bunun için iyi bir başlangıç olur kuşkusuz.. I AM şarkısındaki “Die die die die die die..” çığlıklarını duymalısınız her şeyden önce..Tüyler ürperici ama gerçekten müthiş.. Diğer KING DIAMOND albümleri içinde en iyisi olmasa da,bu albüm sizi onlara götürecek yolda çok hızlandıracak.. Ve o yolda karşınıza çıkan tabelalara iyice bakın,üzerinde ABIGAIL yazan tabelanın işaret ettiği yola mutlaka sapın,daha sonra hayaletli bir evde THEM sizi karşılayacaktır..
Lucy forever... ![]()
MAKE A CHANGE... KILL YOURSELF!
son albumlerindeki (give me your soul please) kayıt cok hosuma gitmesede saglam bir album olmus
Mightiest am I,
but I am not alone in this cosmos of mine
