Forum
Deicide sert müzikde gerçek bi referans noktasidir ![]()
Deicide 2000 yılında çıkardıkları insineratehymn albümlerine kadar güzeldi bence.Zamanla eski odun ruhu kaybettiler.Scars albümünde zaten bi gerileme vardı ama o albümü beyenirim.Ondan sonra gelen the stench of redemption albümüyle iyice bitti grup.Deicide = Deicide(1990),Legion(1992),Once Upon The Cross(1995) ve Serpents Of The Light(1997).Jack Owen'da bana kalırsa Cannibal Corpse'tan sonra Deicide'a pek yakışmadı ki zaten son albümdeki sololar diğer albümlere göre ruh açısından farklı.Ama o grupta Glen Benton gibi bir dev olduğu sürece bu grup devam eder.Şu sıralar Doomsday In L.A DVD'si çıktı grubun.Audio olarak bulmakta mümkün,ses kalitesi gayet klas..Edinilmeli,ne kadar mutasyona uğrasalarda grubun adı Deicide...
çarpılıcaksn... btn eleştirileri kabul ederim ama son albümüne keisnlikle kötü diyemezsin hatta belki de en ii albümlleri... death metal trhnn en ii soloları atılmış albümde...
Vokal (slaves of god)
bu kadar iddialı bi söylem nie acaba?? bende yakıstıramadıgımı soledim halada söylerim muhalefetlik değil niyetim ama deicide farklı bir deicide oldu,kabullenen kabullenir gerisi etmez..zaten santolla ayrıldı gruptan bakalım şimdi nolucak..
dm.wasp.gen.tr
kısa ve öz, bu adamlara kim laf edebilir ki ?
çatır çatır yapıyolar oturun dinleyin işte öküz gibi de köklü grup.
ağustos ayında ukraynada SUFFOCATION ve VADER ile beraber headliner olarak sahne alıcaklar gitmek isterdim ama mümkünatı yok nyse gidenlere afiyet olsun ![]()
RISING TOMORROW / Gitar - Vokal
www.myspace.com/risingtomorrowband
www.risingtomorrow.org
ayrıca 2006 albümleri the stench of redemption sağlam bir albümdür kayıt ve besteler çok iyi.. en başarılı deicide albümlerinden diyebilirim..
RISING TOMORROW / Gitar - Vokal
www.myspace.com/risingtomorrowband
www.risingtomorrow.org
Şeytan-sever Deicide vokalisti Glen Benton, bağışlayıcı bir ruh halinde bulabilceğiniz son insanlardan biri. İşte bu sebeple de Benton’ın yakın bir geçmişte gruptan ayrılan gitaristler Eric ve Brian Hoffman’a olan kızgınlığının hatıralardaki en yakıcı ayrılıklardan birine dönüşeceği beklenirken, alevlerin arasından grubun 10 yıldan fazla süredir çıkardığı en iyi, en enerjik albüm yükseldi: “The Stench of Redemption”. Anti-christ’ın kendisi ve davulcu Steve Asheim’la yeniden doğuşlarının sebeplerini ve Deicide’a göre death metalin bugünkü konumunu konuştuk.
“Daha ne kadar uzakta bu lanet olası yer?” Glen Benton sıkılmaya başlıyor. Kapak çekimleri için Londra’nın en gözalıcı mezarlıklarından birine doğru yol alıyoruz ve vokalistin sabrı tükenmek üzere. Arkasında oturan plak şirketi basın sorumlusu eğilerek şöyle diyor: “Çocukların sana daha ne kadar gideceğinizi sorduklarında ne cevap veriyorsun onlara?” “Arkamda oturduğundan onlara ne cevap verdiğimi söyleyebilirim; ‘çeneni kapa ve otur!’” diyerek gülümsüyor Benton.
Çekimlerin ardından otel odasına döndüğümüzde Glen biraz daha rahatlamış görünüyor. Ancak yine de hafiften diken üstünde gibi – hem de davulcu Steve ile paylaştıkları koca bir torba dolusu ota rağmen! Steve ise tam tersine ortama daha rahat bir enerji yaymakta. Aslında death metalin ‘Voice of Satan’ının basın çalışanları etrafındayken tamamiyle rahat olmaması, son 20 yıldır onlarla olan inişli çıkışlı ilişki göz önüne alınınca hiç de şaşırtıcı değil. Şarkı sözlerinin getirdiği hayvan hakları tartışmaları, gerçekleştirilmemiş intihar planları, alnındaki ters haç izi ve daha sayamadığımız diğer manşet haberleriyle karşımızda basın tarafından hem göklere çıkarılmış hem de yerin dibine batırılmış bir adam durmakta. Ama şu anda reklamı yapılması gereken yeni bir Deicide albümü var Glen’in bunu yapmaktan mutluluk duyduğu açık.
“Çok güzel oldu” diyerek gülümsüyor ve arkasına kendinden gayet emin bir şekilde yaslanıp ekliyor vokalist: “Bugüne kadar yaptığımız en iyi albüm bu.” Steve katılıyor konuşmaya: “Bugüne kadar yaptığım en iyi besteler arasında yerlerini aldı bu albümdeki tüm parçalar. Albümü şimdiye kadar kim duyarsa duysun –hatta son zamanlarda artan Deicide sevmeyenler bile- daha önceki albümlerimizden çok daha iyi ve farklı buluyorlar.”
Tabi ki böyle konuşacaklar; yeni albümlerini tanıtan tüm grupların yaptığı gibi. Gerçek şu ki, belki de metal dünyası yeni bir Deicide albümü konusunda eskisi kadar heyecanlanmıyor. Elbette, Earache Records’daki ilk albümleri ‘Scars of the Crucifix’ formlarına dönüşleri gibi birşeydi, ancak Roadrunner günleri sona ererken çıkardıkları son iki hayalkırıklığı yaratan albümleri malesef hala hatıralarda ve dahası grup şimdi en ünlü iki üyesini, efsanevi Hoffman kardeşleri de kaybetmiş bulunuyor. Ama sürpriz de burada: Yeni albümleri kesinlikle en güçlü ve en önemli Deicide albümlerinden birisi! (Laf olsun diye söylemiyorum, gerçekten de öyle!) ‘The Stench of Redemption’, grubun ilk zamanlarından beri görülmeyen öfkeli bir hız, enerji ve tutku içermekte. İlginçtir ki, Hoffman’ları özlemek yerine, grup kardeşlerin gidişiyle pozitif bir enerji kazanmış gibi ve bu hem bestelerin kalitesinde, hem de performanslarınn güçlülüğünde rahatlıkla görülüyor.
“Artık hiçbirşeyi içimde saklamayacağım.” diyor Benton. “Yaratıcılığımı bastırdılar, beni boğdular. İçimizdeki yaşama sevincini kuruttular. Bunca yıl onlarla ve çocukça hareketleriyle uğraştıktan sonra, onlarla aynı ortamda olmaya bile katlanamaz duruma gelmiştim; bu yüzden de stüdyoya girdiğimizde işimi elimden geldiğince hızlı görüp çıkıyordum o ortamdan. En iyi Deicide şarkılarını Steve ve ben yaptık. Şimdi sadece bizim parçalarımızla dolu, içinde Hoffman etkileri olmayan tüm bir albüm var elimizde ve bu beni çok mutlu ediyor.”
Steve açıksözlülükle devam ediyor: “Herşey tazelendi; müzik, atmosfer, konserler, kısacası herşey. Şimdi yanımızda lead’ler için fikirlerimi alan adamlar var ve tonlarla gitar soundları tok, zengin ve sert. Gitarlar inanılmaz oldu gerçekten de. Geçenlerde birisi yeni albümde, tüm diğer albümlerimizdekinin toplamından çok lead gitar olduğunu söyledi. Bu albümde kanıtlayacağımız çok şey vardı. Kendimizi kurtarmalı, sözlerimizi yerine getirmeliydik.
Glen: “Şimdiye kadar o ikisinin çıkarı için pek çok şeyden vazgeçildi ve artık iyileşme zamanı gelmişti. Bundan önceki tüm albümlerimizde bu albüm gibi olabilirdi. Roadrunner’dan çıkardığımız son albümler çok kötü. İçlerinde çok fazla Hoffman şarkısı var çünkü ve çok aceleyle tamamlandılar. Bu bize çok zarar verdi. Bu zarardan ‘Scars of the...’ albümüyle kurtulmaya çalıştık ama zaten Hoffmanların gruptan ayrılacağını biliyorduk. Bu albüm bize yeni bir başlangıç oldu o nedenle.”
‘Taze’ ‘The Stench of Redemption’ın soundunu anlatmak için çok doğru bir sıfat. Her ne kadar eski Cannibal Corpse üyesi Jack Owen gruba alınması sürpriz olmayan bir seçim olduysa da, eski Iced Earth üyesi Ralph Santolla’nın da katılması pek de beklenen birşey değildi. Bu, Santolla’nın etkisi mi bilinmez ama, yeni albümün eskilere nazaran daha melodik olduğu ve tonlarca gitar lead’i içerdiği yadsınamaz bir gerçek.
Glen: “Steve hala besteleri yapmakta ve ben de hala sözleri yazmaktayım. Artık ne yaptığını bilen, gruba his ve içtenlik katan iki gitaristimiz var. Kalpten gelir bu tür şeyler (besteler), mekanik değildir. Eric ise hiçbir zaman lead’leri bestelememişti; Ralph ona ne çalacağını gösterirdi ve O da kopyalardı.”
Bir dakika! Eric’in lead’lerini başkaları mı yazıyordu? Bu kaç yıl böyle sürdü?
Şok edici yanıt geliyor: “94’ten beri! Eric kötü bir gitarist ve lead yazamıyor!”
Steve alıyor sözü: “Ralph’a beste yapması için bir iyilik yapardı ya da 100 dolar falan öderdi. Eric ona şarkının kaydını çalar ‘Buraya ne eklerdin?’ diye sorardı.”
Glen ve Steve’le konuşup da Hoffmanlar konusunu atlamak çok zor; çünkü varlıklarının da gidişlerinin de grubun gelişiminde büyük rol oynadığı bir gerçek. Şu herkesin beklediği soruyu sorup kurtulalım. Hoffmanlar gruptan atıldıklarını iddia ediyorlar. Herşey nasıl bu noktaya geldi?
Glen: “Albüm yayınıyla ilgili kararı açıkladık onlara; kim ne kadar beste yaptıysa o kadar ödenecek diye ve böyle olursa ayrılırız dediler, biz de ayrılın dedik.”
Steve: “Zaten o noktada grup için o kadar masraflı olmaya başlamışlardı ki artık onları grupta tutmanın bir anlamı yoktu. Hem cebimden binlerce dolar alacaklar, hem de albüm parasını paylaşmayı bekleyecekler öyle mi? Aklınızı yitirmiş olmalısınız, çünkü bu olacak birşey değil. Bu onların hoşuna gitmedi tabi. Eric bizi sadece para düşünmekle suçlardı hep ama bu tamamiyle bir yalan, çünkü onun ruhunu para bozdu. Turnelere çıkıp bileğinin hakkıyla kazanmak zorunda olduğu para umrunda değilken, posta kutusundan yapmadığı bir beste için alacağı para önemliydi onun için! Hatta bu uğurda gruptan ayrılacak kadar önemliydi!”
Peki Hoffmanların sonsuza dek gittiklerini ve iki gitaristinizi birden kaybettiğinizi anladığınızda neler hissettiniz?
“New Orleans’daki Mardi Gras Festivali’ni gördünüz mü hiç?” diye gülüyor Glen. “Aynen öyleydi. Bom! Kocaman şemsiyeli insanlar, ejderhalar, havai fişekler tam bir geçit töreni! Evet!”
Steve: “Hiç birşey kaybetmedik. Turnede ortadan kaybolarak bizi mahfetmeye çalıştılar ve biz yine de turneye çıktık. Yerlerine başkaları geldi. Daha çok beste yaptık, tekrar turneye çıktık ve öldürücü bir albüm yaptık. Herşeyin bu kadar kısa bir sürede daha iyiye gitmesi inanılmaz birşey!”
Keşke daha önceden yollarımızı ayırsaydık diyor musunuz yani?
Glen: Kesinlikle! (çevirenin notu: ingilizcesi “Hell yeah!” idi!) Steve’e yıllardır söylüyorum bunu”
Steve “97’den hatta 96’dan beri problemler vardı.” diye itirafta bulunuyor.
Glen söze devam ediyor: “Benim açımdan problemler daha da önce başlamıştı. O tür insanlara saygım yok. Ben bir babayım. Çocuklarıma bakmakla yükümlüyüm. Eric’e ise herşeyden önce çocuklarını evlatlık verdiği ve nerede olduklarını bile bilmediği için saygım yok. Sorumluluklarınızı yerine getirmediğiniz sürece benim gözümde adam değilsinizdir. Eric’e etrafındakilere davranış biçiminden dolayı da saygı duymuyorum. Sürekli kafası dumanlıymış gibi davranırdı. Bu beni çileden çıkarırdı. Brian biraz daha akıllıydı ama kardeşinden pek de geri kalır yanı yoktu; çim biçme makinasının nasıl kullanıldığını bile öğretmek zorunda kalmıştım ona! Ama herşey Eric’in steroid kullanmaya başlamasıyla yokuş aşağı gitmeye başladı.”
Steve: “Şu ilk albümdeki resmine bakın, bir de ‘Legion’daki haline. 60 pound kadar kilo aldı.”
Glen: “Steroid bağımlısı biriyle uğraşıyorsunuz. Bir eroin bağımlısından farkı yok pek bunun. Bu adamın bağımlılığıyla 89’dan beri uğraşıyoruz, düşünün. Sürekli kızgındı. Herkes ve herşey boktandı onun için. Bir bakıyorduk bebekler gibi ağlıyordu, bir bakıyorduk deliler gibi etrafa saldırıyordu. Evindeki her odanın kapısı kırık. Hala Steve’in evinin önünden geçerken ‘Kıçına tekmeyi atacağım!’ diye bağırıyor, sonra arayıp ağlayarak özür diliyor, daha sonra tekrar arayıp kıçını tekmeleyeceğinden bahsediyor yine. Adam bitmiş durumda.”
Steve iç çekiyor: “Adamlar gruptan ayrıldılar. Hem de bunu yazılı da açıkladılar. Şimdi ortaya çıkmış bizim onları gruptan attığımızı söylüyor, bize dava açmaya çalışıyorlar.”
Glen: “Eğer böyle olmasını istiyorlarsa olsun. Ama herşey çok çirkinleşebilir. Ben de onlara iftira, hakaret, para kayıpları, konserler, uçak biletleri ve bunun gibi şeyler için dava açarım. Ellerini kollarını sallayarak gruptan ayrıldılar ve yasal olarak hiçbir yerde hiçbirşey söylemeden, pat diye işini bırakamazsın.”
Steve: “En azından Brian bırakacağım dedi ve bıraktı. Eric ise turneye gelirim deyip turnede ortadan kayboldu.”
Albüme geri dönersek, özellikle açılış parçalarında sanki biraz fazla black metal riffleri var gibi. Bu bilinçli yapılmış birşey mi?
Glen: “Sadece öyle oldu. Tek bir black metal albümüne sahip değilim.”
Steve: “Belki de hızdan ve melodilerden öyle düşünüyorsunuzdur. Ben de pek black metal dinlemiyorum, sevmediğimden değil ama, o da bir metal türü. Marduk, Immortal ve Emperor gibi gruplarla sahne paylaştık geçmişte.
“Biz daha çok power metal sounduna benzetiyoruz yeni parçalarımızı.” diyerek gülüyor Glen. “Bazı riffler öyle melodik ki. Ama o da kesinlikle dinlediğimiz bir tür değil.”
Belki de albümde hakkında bir-iki şey söylenmesi gereken ilk şarkı, bu albümdeki en cesur şarkı olan ‘The Lord’s Sedition’.
Steve: “Bu tür bir şarkı denemek istediğimiz birşeydi; artık yeni bir grupla yepyeni bir başlangıçtı çünkü bu bizim için. Eski üyelerle bu şarkıyı yapamazdık sanırım. Introsundan dolayı biz bile başlarda albüme alıp almamakta kararsızdık. İnsanlar duyduklarında çok iyi tepki verdiler ama ve parça da böylece albümde yerini aldı.”
Steve’e yeni üyelerin bestelere katkılarının boyutunu soruyorum. Albümde eskilere oranla gitara çok daha fazla yer verildiğini düşünüyorum çünkü.
Steve: “Kesinlikle her parçaya damgalarını vurdular diyebilirim. Stüdyoda çocuklar ‘Bir fikrimiz varsa ortaya atabilir miyiz?’ dediler bize, biz de ‘İstediğinizi yapın; yeni birşey denemek istiyorsanız deneyin, beğenmezsek size söyleriz zaten’ dedik. Beğenmediğimiz ve çıkardığımız bir-iki şey oldu da, ama çoğunu tuttuk.”
Glen ekliyor: “Tavrımızı biliyorlar. Nasıl olması gegrektiğini. Yaptığımızın cici birşey olmadığını. İkisi de kendilerini ifade edebilen insanlar.”
Yeni grup üyelerinin müzikal açıdan kendilerini kanıtlamış insanlar olduğuna dair bir şüphe yok zaten. Ralph’ın müzik dışındaki güvenilirliği konusunda ise şüpheli bir durum görenler yok değil. Bunun sebebi de geçtiğimiz günlerde Asya’da bir yerlerde posterlerindeki alnında bir kurşun deliğiyle görülen İsa’nın ardından çıkan problemler üzerine Ralph’ın ‘hem bir katolik hem de bir Satanizm karşıtı’ olduğunu açıklaması! E tabi gelmiş geçmiş en ünlü Satanist gruplardan birine katılır katılmaz böyle birşey söylerseniz doğal olarak garip karşılanır bu.
Glen: “Ralph’ın olayı şu: Adam Hristiyan olduğunu sanıyor ama yeni albümdeki favori parçası ‘Death to Jesus’. Ben ona part-time’cı diyorum. Sanırım böyle davranmak onu hem korkutuyor, hem de hoşuna gidiyor.”
Steve “Onun bu hallerini izlemek komik.” diyerek gülüyor. “Sahnede olmaya bayılıyor, gücü hissediyor, şiddeti hissediyor ve parayı da seviyor. Ama death metal çalmak ruhunun derinliklerinde bir yerde korkutuyor da onu. Ruhu konusunda endişeli. Gruba ilk katıldığında dinden falan bahsediyorduk ve tanrıya inanmadığını söylüyordu. Ama şarkılarımızı çalmaya başlayınca (Glen burada söze girip “‘Kill the Christian’ gibi şarkılarımızı” diyerek gülüyor) tanrıya küfür (ing: blasphemy) adamı korkutmaya başladı. Konserlerde takmak için bir haç kolye bile aldı kendine. Vital Remains grubuna bir konserde yardım ettiğinde iki haç birden kullandı hatta; sanki kendisini hem Deicide’den hem de Vital Remains’den korumak istercesine! Ama ilginç, iyi bir insan. Onu öyle izlemek de komik. Eğer şu sözde Hristiyan inançlarından vazgeçirip güçle doldurabilirsek onu....” (Burada daha fazla dayanamayıp kahkahalar atmaya başlıyor!)
Ama bu konu Glen’i rahatsız etmiyor mu? Bu, insanların grubu ciddiye almalarını zorlaştırmıyor mu?
Glen “Dalga mı geçiyorsunuz, 31 çekiyorum bunlara ben!” diye patlıyor. “O açıklamasından sonra ne dediğine dikkat etmesi ve insanların söylediklerini yanlış anlayacağı konusunda onu uyarmak zorunda kaldım. Tehditler falan da aldı zaten.”
Steve: “İsteseydik onu ters bir haç takıp rol yapması konusunda zorlayabilirdik de ama....”
“Doğru” diye söze devam ediyor Glen. “Bana bu tür konularla gelmesin yeter. Ralph’ı steroid kullanıp at plasentası yiyen ve ülke sınırlarında tutuklanan birine tercih ederim sonuçta.”
Anlaşıldı. Ama yine de Hristiyan olduğunu iddia eden birisinin adının anlamı ‘tanrıyı öldürmek’ olan bir gruba katılması gülünç değil mi? 20 yıl önceki Glen Benton bu konuda bu kadar rahat olamazdı sanki diye düşünüyorum, yanılıyor muyum?
“Bakın neye inandığınız beni ilgilendirmez. Beni ilgilendiren tek şey yaptığımız işe kendinizi adayıp adamamanızdır. Konserden kaçmayıp, orada olup işinizi yapar ve insanları mutlu ederseniz bu benim için yeterli.” Glen sandalyesinde dikleşiyor ve gözlerinde hafif rahatsız olmuş bir ifadeyle devam ediyor:
“Grubun vokalisti benim; Steve, Jack ya da Ralph değil. Bu nedenle din konusundan bahsederken onları karıştırmayın, çünkü benim fikirlerim onların da fikirleri olmak zorunda değil. Şarkı sözlerini ben yazıyorum ve sözlerle ilgili muhattap alınması gereken de benim.”
Konu şarkı sözlerine kayıyor burada. Grubun müzikleri her ne kadar gelişti, değişim geçirdiyse de, sözleri şiddetle anti-Hristiyan kaldı hep. Glen Hristiyanlığa karşı Deicide kurulduğunda duyduğu öfkeyi hala duyuyor mu?
“Kesinlikle. Ben hala aynı insanım, değişmedim. Herşeye hala aynı gözle bakıyorum. Kendimi yazdığım sözlerle ifade ediyorum. Herşey orada. Bu sözlerden başka türlü birşey yazamam. Benim inancım şu: Hristiyanlık bir sahtekarlıktan başka birşey değil ve ben hep bu konuda şarkılar söyleyeceğim, çünkü ben buyum. Ama keçileri düzmeye, bebekleri öldürmeye ve bunun gibi Hollywood saçmalıklarına inanıyor muyum? Hayır!”
Glen kendisini bir Satanist olarak görüyor mu peki?
“Şeytana inanıyor muyum? Tanrıya inanan tüm insanların birer kıç deliği olduklarına inanıyorum. Demek ki tanrı da bir kıç deliği olmalı! Ben ve arkadaşlarım bir avuç kıç deliğinin olduğu yerlerde olmak istemiyoruz, gidecek bir yer bulmalıyız yani. Ve bu yeri işleten de şeytansa o zaman evet, oraya gitmek istiyorum. Elime zorla broşür tutuşturan, klisedeki Pazar okulunda öğretmenlik yapan ve pedofililerle bir arada aynı ortamda olmak istemiyorum. Umarım şeytanın bir tırmığı ve ucunda ok olan bir kuyruğu vardır. Bu bayağı hoşuma giderdi. Eğer gerçekten öyleyse ona hizmet ettiğimi düşünüyorum. Bunun için onurlandırılacağımı da. Umarım cool biridir, bardaklara sürekli bira döken ve bana ‘Bir bira da sen alsana Glen’ diyen. Tanrının sandaletlerinde oturmaktansa bunu tercih ederim.”
Ama şeytana ibadet ettiğinizi de söylemiyorsunuz?
“Nasıl yani, ayakta ilahiler söyleyerek falan mı? Onları da yaptım geçmişte. Hepsini denedim, elime birşey geçti mi? Hayır. Hristiyanlarla eğlenmeyi elimde siyah bir mum tutmaya tercih ediyorum.”
Röportajı, 20 yıl içinde bulunduktan sonra bugünkü death metal ortamını nasıl gördüklerini sorarak bitirmek istiyorum.
Steve: “Death metal diğerleri gibi ‘gerçek metal’ olan türlerden biri. Bir kaç yıl sonra sönecek belki ama şu anda yükselişte ve biz de yükselişteyiz, yani death metal için güzel bir zaman. Bence ‘heavy müzik’ power, thrash ve speed metalin ardından death metalle doruğa ulaştı. Sonra black metalle herşey daha da heavy’leştirilmeye çalışıldı; ancak teknik ve müzikal açılardan daha heavy değildi bu tür. Sadece imaj bakımından daha karanlıktı.”
Glen, insanların Deicide’ı Satanist görünümünden dolayı bir black metal grubu olarak görmelerini tuhaf buluyor mu peki?
“Evet, neden olmasın ki? Sözlerim tanrıyı öldürmek gibi şeylerle ilgili, neden buna death metal demek istiyorsunuz ki? Death metal deyince aklıma Obituary geliyor. Yaptığımı death metal diye tasvir etmenin eksik olduğunu düşünüyorum. Evil (kötü) birşey bu niye death deniyor ki?” Gülümsüyor. “Bu sadece metal. Evil metal!”
Kaynak: Terrorizer UK (bira.gen.tr den alıntıdır)
glen benton öle büyük bi adamdır ki .... C.C son albümünde goerge''a dikkat edin kimi taklit ediyor acaba ?
LEPROSY Metalcore/Death Metal
www.myspace.com/leprosytr[b]
ralph santolla ayrılmış gruptan çok üzücü bi haber bu ben deicide'da son albümle beraber acayip bi saund kattığını düşünüyorum.
is life over? this life's over! or has it only just begun?
işte fan budur ruh sahibi adam budur grupda böle takip edilir .. çok iyi bi gözlem yapmışsın ..glen benton öle büyük bi adamdır ki .... C.C son albümünde goerge''a dikkat edin kimi taklit ediyor acaba ?
At War With Grindcore !
Gagana/Shıt: Hyper Sıck Vıolent Gore/Noıse Project By:Kurtlubeyın
http://www.strasbourgcurieux.com/fourrure/
Forever fuckıng underground!
Antı-Homoseksual sound ..
In the Eyes of God'ı sevemedim ama hadi hayırlısı..
Fetish for horror, brought them to me.
Frenzied and impaled,
All the blood is sickening.
Hands soaked with vomit. Torture is my need.
Deicide dinlemeye 2006'nın Ağustos ayında "The Stench Of Redemption" albümü çıktığında başladım..Albüm'ün track listesindeki 10 şarkıdan 10uda hoşuma gidince gruba büyük sempati duymaya başladım..
Ayrıca
ralph santolla ayrılmış gruptan çok üzücü bi haber bu ben deicide'da son albümle beraber acayip bi saund kattığını düşünüyorum.
Ralph halen gruptadır nerden duydun bunu bilmiyorum ama bir yanlışlık var..
http://www.myspace.com/thestenchofredemption
GUEST GUITAR yazıyo orda dikkatini çekti mi bilmem..son albümde ralph çalıcak sadece o kadar gruptan ayrıldı yoksa.
dm.wasp.gen.tr

Biyografi
Death Metal grubu Deicide 1987 yılında Amerika nın Florida eyaletinde kuruldu. İlk olarak Amon ismiyle kurulan grup bu isimle 1987 ve 1989 yıllarında 2 demo kaydetti. 1990 yılında Amerikanın dev metal müzik firmalarından Roadrunner Records ile bir anlaşma imzaladılar ve kendi adlarını taşıyan ilk albümleri Deicide aynı yıl Morrisound stüdyolarında kaydedildi ve piyasaya sürüldü. Albüm İngiltere de metal müzik otoriteleri tarafından en iyi 100 metal albümü arasında gösterildi. Bunun yanında Glen Bentonun (Vokal/Bas) anti-hristiyan taraftarı ve hayvanlarla ilgili korkutucu, vahşi lirikleri grubun hayvan hakları kuruluşlarından ve diğer çeşitli dini kuruluşlardan tepki görmesine neden oluyordu. Grup çeşitli tehditler de alıyordu. Ama Glen Benton bu tehditlere aldırmadan grubun simgesini ters haç olarak belirlemişti ve bunu grup için bir marka haline getirdi.
Deicide kısa sürede dünyanın en iyi ve en çok dinlenen Death Metal grupları arasına girmeyi başardı. 1992 yılında İsveçin Stockholm kentinde verecekleri konser alanda bulunan bomba nedeniyle iptal edildi. Grup sahne şovlarında da abartıya kaçmaları nedeniyle çeşitli sahne yasaklarıyla karşılaştı. Ancak grup 1992 senesinde yaptıkları 2. stüdyo albümleri Legion ve 1993 te yaptıkları 3. albümleri Amon - Feasting The Beast ile yakaladıkları başarıdan sonra birçok hayran kazanmaya başlamıştı. 1995 yılındaki 4. albümleri Once Upon The Cross kapak resmi nedeniyle sansürlenmişti. Çünkü kapakta işkence görmüş bir hristiyan resmi vardı. 1997 yılında Serpents Of The Light isimli 5. albüm ve onu takiben 1998 de When Satan Lives adlı konser albümü piyasaya sunulur. 1990lı yılların her döneminde Deicide zaten sert olan müzikal yapısını iyice ilerletmişti ve grubun müziği brutalizmin yeni düzeylerine ulaşmıştı. Vokalist Benton yıllarca yorulmadan yaptığı önderlikle grubun başarısında önemli pay sahibiydi. 2000 yılında yaptıkları 6. stüdyo albümü Insineratehymn oldukça sert ve hızlı bir albümdü. Albüm Cryptopsy, Cannibal Corpse, In Flames vb birçok grubun etkilerini içeriyordu. Bir sene sonrasında 7.albüm In Torment In Hell kaydedildi. Albümden sonra grup Roadrunner Records firmasıyla yolllarını ayırıp 2002 yılında Earache Records firmasıyla anlaştı. 2004 yılında da 9 şarkıdan oluşan Scars Of The Crucifix albümü piyasada yerini aldı. Aynı sene grubun kurulduğundan beri kadrosunda yer alan Eric ve Brian Hoffmann kardeşler grup ile yollarını ayırdı. Yerlerine Cannibal Corpsedan bildiğimiz Jack Owen ve Iced Earth grubundan bilinen Ralph Santolla geçti.
Diskografi
1990 - Deicide
1992 - Deny The Cross (Live At Noorderligt)
1992 - Legion
1993 - Amon (Feasting The Beast)
1995 - Once Upon The Cross
1997 - Serpents Of The Light
1998 - When Satan Lives
2000 - Insineratehymn
2001 - In Torment In Hell
2003 - Best Of
2004 - Scars Of The Crucifix
2006 - The Stench Of Redemption
2006 - The Stench of […]
Band




Link
http://www.myspace.com/thestenchofredemption/a >
In the Eyes of God fena değil. Nasıl bir albüm acaba beklemedeyiz..
Droomz.
Anlatamıyomuyum Santolla ayrıldı gruptan sadece bu cıkaracakları albümde çalıyo kayıttalar şuanda da..Guest guitar yazıyo da demiştim..Şuan Deicide sadece Jack Owen gitarist ama arıyolar
edit : eyvalla tamamdır ![]()
dm.wasp.gen.tr
