Forum
Poff!!İşte uçtu hayallerim bu sesle beraber...
Sen bir bulmaca gibisin aslında biraz da...Her harfle sana daha fazla yaklaşıyorum farkında mısın?Kelimeleri bu kadar iyi kullanabildiğimi bilmezdim aslında.Küçük bir taşı işledim ve olabildiğince çok kullanıyorum onu.Her yüzüyle yazıyorum bitene kadar.Hani top olana kadar o taş.Ve hayallerim taşlaşana kadar.Sen taşlaşana kadar...
Demiştim ya her harfle daha çok yaklaşıyorum diye...Simgesel bir dünya yaptım kendime bunlarla beraber.Hatta elimin üzerinde geçmeyen bir tırnak izi var.Ölmüş oradaki dokularım.Sıkar dokusu olmuş ve seni oraya sabitlemiş...
Aslında bazen de yazamıyorum...Kilitleniyor beynim, elim ve ayaklarım.Nefret ediyorum işte o zaman her şeyden.Duvarları yumrukluyorum elimin kemikleri kırılıp kum olana kadar...Camlara avucumu açıp içinde gezdiriyorum tüm damarlarım parçalansın diye.Ve sakinleşemiyorum...Nefretim vücudumu ele geçiriyor...Yardım et...
Yardım et kurtulamıyorum bu kapandan...Ağlıyorum belki bir faydası olur diye.Belki bir rahibimdir diye gözyaşlarımı atıyorum etrafı beni kurtarması dileğiyle.Ama faydası yok...
Artık acıdan ağlıyorum.Kurtar beni lütfen.İstediğini yapacağım bunun karşılığında.Gerekirse dönüp gideceğim...
Ölümüm gözbebeklerinde olsun aşkım...
Ölümüm kum kum kemiklerime yazılsın karıncalar tarafından...
Ve senle aynı mezara girelim soy adlarımız aynı bir şekilde...
Ağlıyorsun?
Bende...
umut düşmedikçe nüfustan da kayıt düşmezmiş...
nüfustan kaydın düştüğü an .. ki o an ölümün ismi artık resmileşirmiş...
umudun yitirilmemecesine hitaben...
her gün bir umut doğuverir...
Ölmek...Ne kadar da söylemesi basit değil mi?Ne kadar istemesi kolay bir durum.Her şeyden kaçmak ve ortalıktan tamamen kaybolmak.Arkandan sadece 3-5 kelime ile anılmak belirli bir süre sonra.Korkarca, amaçsızca!Çalışmayan bir beynin seçebileceği en kolay yol bu!
Neden gülmeyi tercih etmez bu beyin?Neden sağlam durabilmeyi seçmez?Neden,neden,neden...Bu kayıtsızlığa o kadar dair "neden" ile başlayan o kadar çok soru buluyorum ki kendime bile inanamıyorum...
Karamsarlığın başyapıtları nedendir bilmem ama bana hep ölümü çağrıştırıyor.Bir şeye çok sinirlensem ve buna karşı çözüm bulamazsam direk ölüp gitmeyi diliyorum.Ve bunu sadece ben yapmıyorum.Bunu yapmayan insanlar bir elin parmakları kadar az değil mi?Sizler kendinize bir sorun bakalım hiç ölmeyi istemediniz mi?Hiç kaçmayı seçmediniz mi sizde benim gibi?Evet sorularla boğuyorum etrafı farkındayım ama artık bende bazı şeyleri kusma gereksinimi duyuyorum!
Etrafıma baktığımda esas mutluların ölmeyi en az insanlar olduğunu görüyorum.Sanki onların hiçbir sorunu olmuyor mu?Elbette oluyor.Ever içinizden şunu biyenler var "onlarınki de dert mi biz neler çekiyoruz şu dünyada".Ağrı eşiklerine göre düşünürsek gayet de ölmeyi istetecek dertler onlarınki de.Peki ya neden onlar istemiyor ölmeyi de bizler istiyoruz?Neden kaçmayı bu kadar çok seviyoruz?
Yoksa hiçbirimiz kaçacağımız yerde bizi acizliğimizin,ezikliğimizin ve aptallığımızın karşılayacağını bilmiyor muyuz?
umut düşmedikçe nüfustan da kayıt düşmezmiş...
nüfustan kaydın düştüğü an .. ki o an ölümün ismi artık resmileşirmiş...
umudun yitirilmemecesine hitaben...
her gün bir umut doğuverir...
Kendi suçlarımı kendi yüzüme vurdum galiba...Çarpan duvar değildi demek...
umut düşmedikçe nüfustan da kayıt düşmezmiş...
nüfustan kaydın düştüğü an .. ki o an ölümün ismi artık resmileşirmiş...
umudun yitirilmemecesine hitaben...
her gün bir umut doğuverir...
gerçekler senin hayalinin yanında nedir ki ? Sen artık bu hayalimdeki kadar uysal, düşlerimdeki kadar seven olabilir misin ki. Sen artık hayalimdeki sen değilsin ki. sen artık gerçek de değilsin öyle değil mi ?
bin schon zu alt und zähl sie doch
kein Engel kommt um euch zu rächen
Heimlich werd ich auferstehen
Gott weiß ich will kein Engel sein
Gülmek neydi sence? Ağzımı kulaklarıma doğru açmak mı? Gülemiyorum bu kara kışta ve üşüyorum. Geceleri battaniyeler yetmiyor beni ısıtmaya. Bumbuz hayallere dalıyorum sessiz odamda. Ardı sıra can çekişen camlarım kırılacak gibi. Rüzgar tersinden esiyor yine karanlığın içinden sızarak. Sarhoş bu şehir... Gece, elim ellerinden ayrıyken biçareyim yine.
Bırakma köle olabilirim kara sevdaya.
Sen her gece bu kapıyı çal yeter ki...
Sen her gece bu kapıda ol yeter ki...
Sen her gece sıcaklığınla yak yalnızlığın kaphe olduğu odamı.
Ey!.. Ademoğlu..
Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam.
Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz.
Ben de sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim.
Sizin dininiz size, benim dinim banadır...
"Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor.Lütfen daha sonra tek..." ve kapandı telefon...
İçimi ısıtan bir soğukluk vardı sokaklarda.Ortalama üç buçuk - dört saattir yürüyorum.Ev veya herhangi duvarlarla kaplı bir yerde ısınmak istemiyorum.Şu an Isınmak eylemini gerçekleştirebileceğim en uygun yer herhalde iki adet kolun içi.Sırayla tüm sevdiklerimi arıyorum cep telefonumdan.Anneme zaten bir gün önce karşıyakada dua etmiştim, babam konuşmuyor benle ve evet abim! Offf lanet olsun o da yurt dışında ve o kadar çok kontörüm yok.Cebimdeki son parayla gidip kontör alıyorum.Tüm heveslerimi cebimden çıkartıp yüreğime ekledikten sonra arıyorum telefonunu..."Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor.Lütfen daha sonra tek..." ve kapatıyorum telefonu.O cebimden çıkarttığım son heveslerim, son hayat sevinçlerimde yüreğimden damla damla akıp gidiyor...Bu arada sırtım kaşınıyor ve elimi sırtıma attığımda sevdiğimden arta kalan tek şeye takılıyor elim...Küçücük ama zehirli bir hançer...
Ankara içimi ısıtmaya yetmiyor artık...Diyorum ya dört saatten fazla oldu yürümeye başlayalı.Kızılay, bahçeli ve Tunalı derken tüm sevdiğim yerleri birer birer es geçmeye başladım.Kar taneleri bir bir suratıma düşüyor ve bu sırada etraftan sesler yükselmeye başlıyor...Beş, dört, üç, iki, bir ve sıfır!Yeni yıl geldi ve bana destek olan tek şey kafama düşen kar taneleri...Yalnızlık diz boyu ve Ankara’dan ilk defa nefret ediyorum.Bir yandan da kulağımda çınlayan sarhoş naralarını dinliyorum.Galiba birkaç sene içinde bunları duyamaz hale geleceğim.Ama o zamana kadar bu naraların bile tadını çıkartmam gerekiyor anlaşılan bu is kokan Ankara'da...Yapabileceğim tek şey yeni sarmış olduğum sigaralarımdan birini daha yakmak ve keyifle gülümsemek.Hoşgeldin 2009...
Hepinizin yeni yılını şimdiden kutlarım...
umut düşmedikçe nüfustan da kayıt düşmezmiş...
nüfustan kaydın düştüğü an .. ki o an ölümün ismi artık resmileşirmiş...
umudun yitirilmemecesine hitaben...
her gün bir umut doğuverir...
Sen Ankara'nın sokaklarında bomboş acılara dadanırken seni bekleyen bendim sıcacık hayallerle. Sen is kokan sokaklarda üşürken ben sobayı yakmıştım. Sen ise makineleşmiş aletlerin acısında kıvranıp durdun seni bulduğum Ankara sokaklarında. Sen küfür ederken Ankara'ya ben dua ediyordum tanrıya seni bana getirdiği için. Kollarıma olan özlemini her hissedişimde sokaklar sessizleşirdi. Sarhoşlara para verip gülüp geçerdik seninle. Aşk sarhoş ediyordu kimilerini, kimilerini ise karanlığa sokuyordu. Yürüdüğün o yolda adımlarını saydım tek tek. Gözlerinin içinde hayallerini koparandı kaos. Şimdi ne işin var çık gel o zifiri karanlıktan!
Çok yordun beni ve bu şehri... Gidiyorum sonsuza senin ruhunu çalarak. Ankara hayallerimin mevsimiydi, senin güneşinle hayat bulan. Gelene kadar bekleyeceğim seni Kızılay'daki ağacın gölgesinin altında...
Ey!.. Ademoğlu..
Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam.
Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz.
Ben de sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim.
Sizin dininiz size, benim dinim banadır...
Seni millerce öteden görüyorum...Bakışlarım binaları paramparça ediyor tek seferde.Gözlerimden çıkan alevler beni bile kör etmeye çalışıyor.Ağzımdaki sigaram tek nefesimde bitiyor ve gökyüzüne üflüyorum dumanını.Beraberinde dağıtıyorum kara bulutları tek hamlede!Gücüme ben bile inanamıyorum...Uzun yılların patlamasını yaşıyorum farkında mısın?Ellerinin arasında ruhum var görmüyor musun?Aşk kokutmuşsun Kızılayı farkında değil misin?Tunalı beni atmaya çalışıyor üzerinden sana doğru...Ama henüz değil...
Önce bitmiş sigaramı mazgallara bakışlarımla yapıştırıyorum...Yılbaşını bir kenara atıyorum.Onca sayı sayma falan uçup gidiyor zihnimden.Sarhoşlar tenimin sıcaklığını hissedip kaçtıkları için kovmaya gerek bile duymuyorum...Zihin gücüm tavan yapıyor ve farkındamısın bilmiyorum ayaklarımın altında sadece gökyüzü var...
Artık hazırım karşına çıkmaya...Kızılay şahit oluyor benim bu halime.Tanrım meleklerini bana gönderiyor...Ve artık görmelisin sorgular bakışlarımı konuşmadan önce...Neredeydin bunca zaman anlat bana!Ben Ankara'yı ruhumla boğarken neredeydin?Özlemedim mi zannediyorsun seni?
umut düşmedikçe nüfustan da kayıt düşmezmiş...
nüfustan kaydın düştüğü an .. ki o an ölümün ismi artık resmileşirmiş...
umudun yitirilmemecesine hitaben...
her gün bir umut doğuverir...
Dibe vuruyor hayallerim düşlerim gel-git seyrinde...
Bense batıp batıp çıkıyorum bu ruh halinden...
bin schon zu alt und zähl sie doch
kein Engel kommt um euch zu rächen
Heimlich werd ich auferstehen
Gott weiß ich will kein Engel sein
Arkasına bile bakmadan derler ya bide.Çok gülerim bu lafa.İnsanoğlu ileri bakabilmiş ki bu zamanda kadar?...Herşeye bir kulp bulunur.Lafla peynir gemisi yürümez mesala.Yok yok bu zamanda oda yürür oldu.Çünkü onca lafa peynir gemiside bıktı.Aslında az biraz çatlak olmalı herşeyden kurtulmak için.Sen dünyadaki en mutlu insan denen bi kavram var sanıyosan başta zaten beşikten yemişsin ki ilk golü...
Diyorum ya insanoğlu işte.Gözü aç diyeceğim ama hani açlıktan gözünü bile kullanamaz.Bide ardından atar tutar kalp gözü diye.Ama elden ne gelir çeneyede zincir vurulmaz...
Dedim ya peynir gemisi de yürüyo artık lafla diye.Bende bu hafta mutlu olacağım...
umut düşmedikçe nüfustan da kayıt düşmezmiş...
nüfustan kaydın düştüğü an .. ki o an ölümün ismi artık resmileşirmiş...
umudun yitirilmemecesine hitaben...
her gün bir umut doğuverir...
anlamazlar neden gözüm yaşsız ağladığımı
uçan can martılara neden hıçın hırçın baktığımı
hırsımdan avuçlarıma batan tırnaklarımın
neden kanattığını canımın yanmadığını
ve hangi yangınlardan -..zede çıktığımı
zararlardayım ey yaşam
insan tarlasında çiftçiydim
ektim
biçemedim
***alıntı.
bin schon zu alt und zähl sie doch
kein Engel kommt um euch zu rächen
Heimlich werd ich auferstehen
Gott weiß ich will kein Engel sein
Hangi kaos alabora etti seni? Dayanıklı değil miydi göğsün? Hani gücün, hani sert duruşun, hani nerede o dağları delen sevdan? Nerede saçlarının asi rüzgârlar arasında? Nerede hıçkırıklarla ödediğin kavgan? Nerede ikilemlere düşmeyen sen? Nerede çıkmaz sokaklarda kendine bir çukur bulan sen? Sana diyorum! Nerede kendin olabildiğin ülke? Neredesin sen? Kendine gelme arifesini yak artık... Nerede olduğunun önemi yok aslında, kendi bu kadar ölümünü arzuluyorken...
Ey!.. Ademoğlu..
Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam.
Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz.
Ben de sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim.
Sizin dininiz size, benim dinim banadır...
Giderken sen apansız gecenin fi saatinde
Gözlerim peşinde, emeğinin ekmeğinde umudum
Bitkin omuzlarının dikilişi gözlerimin önünde,
Şahdamarının dar geldiği kanın hasret güneşe, gezmeye, eğlenceye
Gidişin mecburice, yüzün acemi gülüşlerde
görüyorum hüzün dağlarını içinde.
bin schon zu alt und zähl sie doch
kein Engel kommt um euch zu rächen
Heimlich werd ich auferstehen
Gott weiß ich will kein Engel sein
Sen olmasan da kanatırım ben bu yarayı. Hüznü gözlerinden koparır gömerim çamura. Seni kimsesiz dalgalara vermem. Sahiplenemez seni bilmediğin duygu. Köle yapamaz hiçbir kadın seni elleri pislik içindeyken. Zorla ördüm bu ağı acı çekmemen için. Zorla kurdum ruhunun özgür olduğu bu ülkeyi. Yaptıklarım sana devasa gelmiyorsa sana verdiğim ruhumu geri ver bana. Çünkü ben sen ruh verdim, dilsiz duygular değil... Kan verdim sana kötülüklere müptela kalma diye. Şimdi cevap ver bana fedakarlık nedir?
Ey!.. Ademoğlu..
Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam.
Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz.
Ben de sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim.
Sizin dininiz size, benim dinim banadır...
Fedakarlık "BİZ" im taptıklarımızın yalvarmasıdır; tüm aşkın içine hapsolan güzelliğe...
Yaratmak güç istencinin en kudretli belirtisidir.
Karanlık da ona yataklık eder !
http://www.felsefehayat.net/
