Forum
Top bende öyle mi? Mmmmm ilerleyen vakitlerde gelicem.. Öz sana da sevgiler cicim (=
MAKE A CHANGE... KILL YOURSELF!
hiii ona benden başkası cicim diyemez hüleyn ikinizi de yakarım he çok kıskancım he bu aralar ona göre korkun gazabımdan
[color=violet]sevdalamasına bölünmüş ayrılıklar özledin mi sen hiç... it gibi titredin mi yarı kırık sokak lambasının altında yada denize bakıp beni düşünürken ürperdin mi? hayır mı? sen beni anlayamassın işte tam da bu yüzden [/color:bffa2c2aa
Hadi sakla kırıklıklarımı, düşsüz düşüşlerimi..
Hadi silk üstünü başını, dök artık şu kış tortularını üzerimden.. Elleri ceplerinde gökten gelen damlalar ile
muhabbet ede ede akşamı etmek,
rüzgarı buluta şikayet edip,
denize dalgın bakışlar fırlatan gizemli bir ceset olucam..
Önce;
günün göğe açılmış hali olup, rüzgarla esicem.
Eriticem karı sözcüklerimle, ayırıcam yağmuru buluttan.
Hissedicem hayatın nefesini tenimde, en büyük savaş hilesini yapıcam son günümde..
Sonra ağırlık çökücek üzerime, nefesim çıkarken hayat borusundan gözlerimle elveda dicem, nasıl mı?
-"olmayacak bir şey yok yeterki sen iste..."
MAKE A CHANGE... KILL YOURSELF!
rüzgarı buluta şikayet etmek... ahenkli bir anlatım
hırslandırmak için beni dimi....
[color=violet]sevdalamasına bölünmüş ayrılıklar özledin mi sen hiç... it gibi titredin mi yarı kırık sokak lambasının altında yada denize bakıp beni düşünürken ürperdin mi? hayır mı? sen beni anlayamassın işte tam da bu yüzden [/color:bffa2c2aa
zarpandit
ay ışığı gecede
silik ama mutlak
gizleri yutan açıklıkta
ininde börtü böcek
düşersem hatırla
kurtar, kurtar beni
acılarımın arsız kamçısı
papatya güzeli zarpandit
sil sil artık yaşımı
zarpandit, karanlığın esrar perdesi
yankılar var içimde senden
pişmanlıklardan kırıntılar
içimdeki ayin'e kulak ver
ve merhamet
al artık laneti
özgür kıl ruhumu
bitiremedim bende böyle bıraktım 
sevmek özgür bırakmaktır çünkü
die de bitebilir mesela özgürcüm ...
soğuk bitkinlikle birlikte okşamakta perdeyi
konumun içerisinde tanımlamak isterim her nanosaniyeyi
perçemine bulut saplanmış silsen diyorum
ölümün üzerine doluşmuş sıtma sineklerini
yersen diyorum
ekoseli düzeni ayarlamış üstüne dünya
çizgilerini daha bir eğri çiz inadına
bir çizgi üzerinde ilerleyen yada
ilerlemeye beyni yetmeyenlern inadına
aykırı bi korku fırtınası sarmış etrafımı
gözlerimi açsam kumdan öte korku saplanacak yüreğime
korktuklarınızı gördükten sonra birileri burkacak içimi
hep birşeyler hep birileri için mi
bu kıyametin içerisinden geçilir mi
çocukların kaldırımlardaki al kanı içilir mi ?
nasıl yürek dayansın bu acıya söyle
nasıl kazmasın kara toprakları kürek söyle
kabus misali bu sıyrılsam yine böyle
kurtar beni karabasanından kaosun
[color=violet]sevdalamasına bölünmüş ayrılıklar özledin mi sen hiç... it gibi titredin mi yarı kırık sokak lambasının altında yada denize bakıp beni düşünürken ürperdin mi? hayır mı? sen beni anlayamassın işte tam da bu yüzden [/color:bffa2c2aa
Akheron
Kan bulutlarının meraklısı
korku baloncukları
öylesine süzülür arasında barut kokusunun
çıplak ayaklı bir çocuk bakıyor yitirilmişliklerine
Bir ıslık fırtınası yaratıyor dudakları
gecenin gelişini beklemiştir önceleri
şimdi bekler karanlığın gidişini
Kaldırım taşlarında nefesi bulutların
Sonu hep böyle mi olur masumların
Sarmaşık misaliydi ölüm, biraz sinsi
Kimse bilmez kimdi, kimin ellerindendi
Ruhsal düzlemde boş sokaklar
Tek şahidiydi fani cinayetlerin
duyardı kaldırımlar düşüşleri
son cümleleri
Ve görür gibi olup gerçekleri
bir öksürük an, gürültü şenliği
Yaratılmamışlığın içerisinden yaratır taşlar, duvarlar
gri bulaşmış kundağına çocuk
Bebek gözlerin nemle tanışmış
Suskunluğun ağlayışlarına karışmış
kime ne
Akheron’a karışmış karabasan gibi iç görünüşler
Ağıt boşunaymış çocuk, yakarış boşuna
film şeridini geri saramazmış zira hiçbir ağıt
hiç bir yakınma, feryat, durduramazmış bu bitmek bilmeyen kan selini.
[color=violet]sevdalamasına bölünmüş ayrılıklar özledin mi sen hiç... it gibi titredin mi yarı kırık sokak lambasının altında yada denize bakıp beni düşünürken ürperdin mi? hayır mı? sen beni anlayamassın işte tam da bu yüzden [/color:bffa2c2aa
... duyardı kaldırımlar düşüşleri
son cümleleri
Ve görür gibi olup gerçekleri
bir öksürük an, gürültü şenliği ...
Harika olmuşlar, yetişemiyorum sana ne kadar debelensem sen hep ayrı kalıcaksın (=
MAKE A CHANGE... KILL YOURSELF!
gri bulaşmış kundağına çocuk
Bebek gözlerin nemle tanışmış
Suskunluğun ağlayışlarına karışmış
kime ne ....
ne denir ki daha... şiirkız'ım
Tüm gece izledim duvarı, tüm gece nefesimden çıkan hırıltı sesleriyle kovaladım ölümü..
Bakınırken betona toprağı hissettim tenimde, yağmur kokusu, börtü böcek sevdası.. Hayat çekti kendini benden, söyle bakalım;
Ellerin olmadan nasıl tutunabilirim kendime?
Nasıl tutabilirim aklımı kendimde?
Batan güneşin saçağı sanırken, nasıl olurum gölgensiz?
Yağmur tanelerinde hayat damlası diye dolanırken, nasıl olurum bulutsuz?
Nasıl susturabildin "hayat çığlıkları"mı?
Yarının özlemiyle uyanırken nasıl bugünümü düşünmekle çaldın benden?
Doyamazken insanlara nasıl aç bıraktın geceye?
Üzülmüyorum yolculuk yapacağıma, çektiğim yolculuk sancısı canımı yakan. Yoran şey beni beklemek, günden güne erimek. Sana muhtaçken hayat! Nasıl kum saatimden çaldın kum taneciklerimi?
MAKE A CHANGE... KILL YOURSELF!

Sessizliğin sesinin istediği kadar çıkması durumuna sabitlenmiş, sığ bir kaç yaşam yaklaşır ellerime, önce ürkek, sonra telaşlı tanımaya çalışırım, kimlerin huzursuzlukları bunlar diye... Bilgeç periler kulaklarımda,içtenliğinden şüphe duyduğum fısıltılarıyla...
Ben! Bu ülkenin evladı. Ben yüzü gözü utanç yanığı bitkin ve yorgun, bir insan kıyımları gözleriyle görür de nasıl dayanır... Bir insanın babasının öksürüklerinde gizliyse geçmiş, onu nasıl sorgulamaz... Nasıl içtenliğine küfretmez yaşamın?.. Ben, bu ülkenin tek tipleşen insanlarının farklı olduğum için dışlanmış kişisi...
Bir eli olağan üstülüklerde, bir eli olmuş olanların vahşetinde, gözlerini sımsıkı yummuş, korkmuş, gözyaşları yeni merhem olmuş sızlayan ruhuna...
Ben! İçinde bulunduğu durumda, saygıyla maskesini çıkartıp acizce nemlendiren gözlerini, öylesine kirli, bir o kadar saf...
Ben! İnsan neslinin soyundan... Tanıdın mı küçük dostum? Bakma bana gözleri mahmur, kediliğini bil...kendimden vazgeçerim... lütfen... bakma öyle... oysa bazıları pişmanlıklarımı küçük heybesine koymadan önce...çok önce başladı destan... denizin dalgaya emri gibi sürüyordu yaşam, bütün olağanlığını sergiliyordu yeryüzü için. Sonra bizim atalarımız topraklara adım atar, taptıkları kibele gibi topraklara bereket kokan tarlalara, işin özeti
zamanın orta yerine.
Hani demiş ya Nişapur'lu Ömer: "Zamanın iki yüzü vardır; birini güneşin hareketleri, diğerini tutkular belirler." diye... tutkularının esiri, güdülerinin parıltısının peşinden koşan yaratıklar olmuşuz, uzun süre sonra zamanı durdurmak için çalışmışız. Çünkü tutkularımız küçük dostlarımıza zarar vermiş (senin gibi), kibeleyi doğurganlığından alıp, fakir hizmetçi kılığına sokmuş, ayaklar altına atmış... Tutkularımız birbirimize hançerlerle,
birbirimize hiçliğin o dayanılmaz soğuk cazibesiyle yaklaşmamıza neden olmuş... Tutkularımız birimlerimize karışmış,hırslamış toprağı, katliama esir etmiş doğayı, bir de böbürlenmişiz; "İnsan düşünebilen tek varlık!" düşünmese miydik,
daha mı iyi olurdu dersin? Kiminle konuşuyorum! Anca miyavlarsın öyle... Al mamanı da aç kalma.. zira dünya aç, dünya susuz, dünya kirli şu an, bir de sen benzeme ona.
Hırsız gönlümün yeni günden çaldığı bebek ağlaması kadar masum olsun geleceğin ufaklık... zira benim soyum tükenecek
yakında çocuklarına anlatırsın kendi dilinde; herşeyi görerek yiten biri vardı diye... belki de... dilim varmıyor söylemeye... Pişmanlığım elimi kolumu bağlıyor durduruyor, susturuyor beni... olamaz, yok olamaz bizim yüzümüzden... anlıyorsun değil mi beni? Türdeşlerimden daha çok anladığın kesin... Suyumu paylaşmak isterdim ufaklık ama sorumsuzluk işte, unutmuşum... beklemek gerekecek bi kaç gün...
[color=violet]sevdalamasına bölünmüş ayrılıklar özledin mi sen hiç... it gibi titredin mi yarı kırık sokak lambasının altında yada denize bakıp beni düşünürken ürperdin mi? hayır mı? sen beni anlayamassın işte tam da bu yüzden [/color:bffa2c2aa
Tutkularımız birimlerimize karışmış,hırslamış toprağı, katliama esir etmiş doğayı, bir de böbürlenmişiz; "İnsan düşünebilen tek varlık!" düşünmese miydik, daha mı iyi olurdu dersin?
Ne denilebilir ki... Muhteşemsin...
Ben de insanım lan!
çok sevindirici hoşunuza gitmesi teşekkürler=)
[color=violet]sevdalamasına bölünmüş ayrılıklar özledin mi sen hiç... it gibi titredin mi yarı kırık sokak lambasının altında yada denize bakıp beni düşünürken ürperdin mi? hayır mı? sen beni anlayamassın işte tam da bu yüzden [/color:bffa2c2aa

"ve yırtılmış bir tül gibi savrulup duruyor zaman”
Kayıpları çekmecelere kaldırmış, geçmişe teslim olmuş, sonrakileri acı gerçeklerden kışkışlamış…
Ağaçların yapraklarının ucundan ağladığını görüyorum, histeri krizleri içerisinde yüzen dünyaya bakmaktalar. Bileylenmiş hiçliğini yırtıyor son sözcükler, son haykırışlar duyar yoksunu olmayan… yapraklar şarkı söylemekten ziyade geleceğe ilişkin düşüncelerini söylüyor artık, susturulmuş bir coğrafyanın ağaçlarını susturamadılar bir türlü … nedense basit; bitmeyen çıkar ilişkileri… kuruyup düşerken her yeşil ağaç parçası son kez çığlık atıyor…
Bir avuç kumla oynuyor derisi bahtının rengi çocuk, başka oyuncağı olmadığından. Dünden kalma cinayetlerin katil zanlıları kovalamakta bu ufaklığı… ninniler mırıldanarak yaklaşmakta sulu boyayla siyaha boyanmış sarmaşıkları korkunç sonların… yavaşça ele geçiriyor… kaosun arasından görür gibi oluyorum, gözlerim acıyor
Saatin tik tak larına soruyorum sonsuzluğa ulaşmanın yolunu… tek ve net bir cevap aldığım “sonsuzluğun parçasısın sen ve senin parçaların” sonsuz çarpı sonsuz diye kavga edesim geliyor huysuz, hala çocuk olan tavrımla… ve tekrar sanrılar... küller… yakılmışlığın genizimde sızıldamaları… döngü deviniyor…
[color=violet]sevdalamasına bölünmüş ayrılıklar özledin mi sen hiç... it gibi titredin mi yarı kırık sokak lambasının altında yada denize bakıp beni düşünürken ürperdin mi? hayır mı? sen beni anlayamassın işte tam da bu yüzden [/color:bffa2c2aa
