Forum
Melih Aşık
Özür ve kabahat
Araştırmacı Gürbüz Evren, “Son Celse” adlı kitabında Ermeni
diyasporasının yeni stratejilerini şöyle özetliyor:
1. Türkiye’de soykırım savunucuları yaratmak...
2. Soykırımı kabul etmesi için Türkiye’ye yardımcı olmak...
Biz bir grup “aydın”ın açtığı özür kampanyasını, kimileri imzalarını safça
atmış olsalar da, diyasporanın stratejisine büyük katkı olarak
değerlendiriyoruz... Türkiye’ye soykırımı
kabul ettirme çabasına büyük bir katkı...
1915 olayları elbet bir trajedidir. O acıyı paylaşabiliriz. Ancak olaylar hem
tek yanlı değildir hem ‘özür dilemek’ farklı bir konudur. Bugünkü nesil,
sorumlu olmadığı olaylardan dolayı neden özür dilesin. Ayrıca tarafsız
yazılmış bir tarih var mı elinizde?
Ali Sirmen dün Cumhuriyet’teki yazısında diyordu ki:
“Hiçbir ulus, başkalarının yanlış biçimde yazdığı bir tarihin sorumluluğunu
zorla sırtına almaz.
Unutmayalım ki, İngilizler, 1921’de İstanbul işgal altındayken, yani bütün
Osmanlı arşivleri ellerindeyken, kendi belgelerine ek olarak ABD
Dışişleri’nin kendi arşivlerini de Londra’nın kullanımına açtıkları halde,
Ermeni soykırımı sorumlusu olarak tutuklayıp, Malta’ya götürdükleri
dönemin kimi Osmanlı yöneticilerini ‘elde soykırım ile suçlayacak yeterli
delil olmadığı’ gerekçesiyle serbest bırakmak zorunda kaldıklarına göre, o
günden bu yana ne gibi deliller elde edildiğini sormadan özür dilemeye
kalkmak, sanırım gülünç olur...”
Soru: Ermenilerden özür dileme kampanyası başlatan liberaller kabahatin
bizde olduğunu kimden öğrendi?
Yanıt: Orhan Pamuk’tan...
Haldun Ertem
Üniversitede katıldığım bi sözde ermeni soykırımı konferansında o kadar hayretler içinde kalmıştımki. Elimizde her şeyi ispat edeceğimiz belgeler varmış meğer. Bildiğin belge. Sözde değil, lafta değil savunmamız, belgelerle. Hala nasıl kendimizi savunamıyoruz ve hala nasıl böyle şeyler oluyor işte bu çok şaşırtıcı...
bizim tabiki de belgelerimiz var Türk Tarih Kurumu gelin arşivlerimizi açalım diye bas bas bağırıyor her seferinde ama Ermenistan bu işe yanaşmıyor
<a href="http://about.me/cagrisarap">Kimdir? Nedir?</a>
<a href="http://sarapdunyasi.wordpress.com">Şarap mı dedin?</a>
Aydın? Ulan Rus yardakçılığından başka birşey değil bu. Eğer Türkiye'nin Aydın kesimi bu topluluktan özür diliyorsa soysuzdur. Hala HALA insanların şah damarına basıyorlar. Tiraj içinmidir, Makalelerinin okur sayısı adınamıdır nedir lan
Sözün bittiği yer desek anlamlı olur!
Ey!.. Ademoğlu..
Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam.
Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz.
Ben de sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim.
Sizin dininiz size, benim dinim banadır...
tarih boyunca gerçekleşmiş tek kanlı olay buymuş gibi hortlatılması gündeme getirilmesi komik ve bi o kadarda düşündürücü... bırakın allah aşkına salak salak planlara prim vermeyn bunun burda tartışılması bile midemi bulandırıyor. afganistanda yapılanlar, ırak a yapılanlar, yüzyıllardır ingilizlerin hollandalıların fransalıların yaptığı sömürgeler. bu kadar konu warken hep gündemde bu olay war. türk-kürt yetmezmi gibi türk-ermeni yide başımıza çıkarmaya çalışıyorlar bi sonraki aşama ne türk - çerkez mi? onada bi kılıf bulurlar elbet... arap ülkelerini yıllardır şii-sunni leri birbirlerine düşürüyorlar elbet bizimde elimize bulaşır kardeş kanı bu kafayla
www.psyradio.fm
Keşke aydıncıklar biraz zahmet edip , araştırsalardı.Bizim orada önüne konan herşeyi yiyene aydın denmez , başka birşey denir.
daha ne denirki
http://www.huunhuurtu.com/
İnsanlar nasıl bu kadar çabuk vatanlarından vazgeçebiliyorlar anlamıyorum.Belkide bir çıkarları vardır.Bir koslolossun eşide vardı diye biliyorum ama.Elimizde belgeler hep vardı ama baştakiler nedense her şeyde deve kuşu mantığı yaparlarsa artık insaın hiç bir şey yapası gelmez bu ülkede.Vatan dediğinde adamlar birilerinin oyunlar oynadığı yer anlıyor ve bunun içinde elinden geleni tamamen duygusal düşünerek yapıyorsa yani maddi olarak o insandan kendine zaten hayır gelmez....
bu iş tarihçilerin işidir ne yöneticilerin ne de vatandaşların bunu tartışmak bile saçmalık bence..........boşuna
Yaratmak güç istencinin en kudretli belirtisidir.
Karanlık da ona yataklık eder !
http://www.felsefehayat.net/
Bizim aydınlardan biri, Cihangir’de yürürken yerde bir lamba görmüş..
Lambayı eline alınca içinden bir cin çıkmış... Bizim aydının korkulu
bakışları arasında cin konuşmuş:
- Dile benden ne dilersen...
Cihangirli aydın hiç düşünmeden cevap vermiş:
- Özür dilerim...
Cihangir aydınları özür dilemeyi seviyor. Ermenilerden özür dileme
kampanyasında diyorlar ki:
“1915’te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı ‘Büyük Felaket’e duyarsız
kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu
adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve
acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”
Şimdilik “Soykırım” demeyi erken bulmuşlar, “Büyük felaket” diyerek
idare ediyorlar. Yakında bu utangaçlığı da üzerlerinden atarlar.
İnternet mesajlarında bu özür kampanyasına büyük tepki
gözleniyor... “Özür dilemiyorum” şeklinde karşı kampanyalar açılıyor...
Bir okurumuz:
- Aslında bizim de milletçe imzacı aydınlardan özür dilememiz gerekir, diyor...
- Neden?
- Onları yeterince besleyemedik, Ermeni diyasporasının, Soros’un falan eline düşürdük...
Özür kampanyasının bir iyi tarafı oldu... Gerçek aydınların 1915 olaylarına ilgisi arttı... Konu şimdi daha çok okunuyor, daha çok tartışılıyor. Aynen Mustafa filminin, Atatürkçüleri daha çok okuma ve öğrenmeye sevk etmesi gibi... Bu kampanyayı başlatanların bir amacı da Türkiye - Ermenistan yakınlaştırmasını hızlandırmak mıydı? Ama tersi oldu. Türk kamuoyu gözünü açtı... Tepeden akıllıların bir de bu faydası oldu...
Melih AŞIK www.milliyet.com.tr den alıntıdır.
www.ozurbekliyorum.com
Papucumun aydınları gözlerimi yaşarttı yalnız...
Yavuz bingöl, aylin aslım....
bu iş tarihçilerin işidir ne yöneticilerin ne de vatandaşların bunu tartışmak bile saçmalık bence..........boşuna
kesinlikle katılıyorum bu soykırımı türk ve ermeni milliyetçileri zamanında çok kullandı halada kullanmaya devam ediyorlar ermeni ve türk halkları karşı karşıya getirilmeye çalışıyor biz de bunu yiyoruz . 'özür dileyenlerin' amacını merak edenler için söylüyorum bu karşılaşmaya son vermek bencede gereksiz ama hakaret etmeden taraf olmadan bir düşünelim isterseniz
ıssız
Türkiye Gençlik Birliği sözde Ermeni Soykırımı yalanını onursuzca halka kabul ettirmeye çalışan sözde aydınlara karşı "www.ozurdileme.com" adresinden destek imzası atarak yanıt veriyor.... Siz de katılın, tepkinizi gösterin...
Bu maili mümkün olduğunca tüm tanıdıklarımıza, mail adreslerine, haber sitelerine, sevdiğiniz yazarlara, forumlara atalım, Sözde Ermeni Soykırımı savunucusu aydınlara tokat gibi yanıtımızı verelim.
Soykırım yapmadık, vatan savunduk.. özür dilemiyoruz...
çağrımıza siz de katılın! Katılmak için tıklayın.
Kendilerini "aydın" olarak niteleyen ancak kesinlikle Türk bayrağının dalgalandığı bütün yurt topraklarında yaşayan hiçbir insanımızı temsil etmeyen bu şahısların "Özür Diliyoruz" adı altında başlattığı kampanyayı nefretle kınıyoruz.
Tarihsel belgeler ortadadır;
Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu topraklarını paylaşım savaşıdır.
Bu savaşta, yüzlerce yıl Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkesler ile kardeşçe yaşayan Ermeni halkı, 1830'lu yıllardan itibaren topraklarımıza giriş yapan Amerikan misyonerleri tarafından kışkırtılmıştır.
Bazı Ermeniler, Çarlık Rusyası, Fransa ve diğer emperyalist güçlerle birlikte hareket etmiş, çeteler oluşturmuş ve Anadolu'da yıllarca kardeşçe yaşadıkları Türkleri kırıma uğratmıştır.
Ermeni Taşnak Partisi lideri ve bağımsız Ermenistan'ın (1918-19) ilk başbakanı Ovanes Kaçaznuni bile 1923 Parti Kongresi'ne sunduğu ve daha sonra kitap halinde yayımlanan raporunda geçmişin şu özeleştirisini yaparak 1914-1923 yılları arasındaki süreci savaş hali diye tanımlar ve şu tespitleri yapar: "Türklere karşı milis birlikleri oluşturulması ve Rusya'ya koşulsuz bağlılık gösterilmesi hatadır... Osmanlı yönetimi zorunlu göç kararını savunma güdüsüyle almıştır..."
Arşivlerde, Çarlık Rusya'sı destekli Ermeni çetelerinin 525 bin Türk'ü katlettiği belgelenmiştir.
Hal böyleyken, İttihat ve Terakki yönetimi, 1915'te vatan savunması için, cephe gerisini garantiye almak için Ermenilerin tehciri yönünde bir karar almıştır. Bu süreçte karşılıklı kırımlar olmuştur. Ancak bu asla ve asla bir soykırım değildir.
Bu tartışma tarihi değil, siyasidir. Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi'nde ve daha birçok emperyalist ülkenin parlamentolarındaki tasarılarda "1915-1923" tarihleri arasında "sözde Ermeni soykırımı yapıldığı" iddia edilmiştir. Bu tarihler bile bu kararın siyasi olduğunu kanıtlamaktadır.
Kurtuluş Savaşımızı "Soykırım", Türkiye Cumhuriyeti'ni "Soykırım üzerine kurulmuş bir devlet", başta Atatürk olmak üzere Kurtuluş Savaşımızın önder kadrolarını da "soykırımcı" ilan edeceklerdir.
Atalarımız (ne Osmanlı yönetimindeki İttihat ve Terakki yöneticileri ne de başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere liderlerimiz) soykırımcı değil, vatan savunması yapan bağımsızlık savaşçılarıydı. Bu oyuna gelmeyeceğiz. Bu oyunu bozacağız.
Biz, Türk Milleti olarak ÖZÜR DİLEMİYORUZ. Yüzlerce yıldır bulunduğumuz coğrafyada kardeş halkları birbirine düşüren emperyalistlere, başta Mehmetçiklerimizin kanları olmak üzere, dökülmesinde payları bulundukları her damla kan için özür diletmeye Türk Milleti ve gençliği olarak YEMİN EDİYORUZ.
bana mail gelmiş , paylaşmak istedim
1960`lı yılların ikinci yarısından itibaren, çeşitli ülkelerde
yerleşik olan Ermeni grupların, Türkiye aleyhine başlattıkları
karalama kampanyaları ile varlığını hissettiren “Sözde Ermeni
Sorunu”, 1973`den sonra “Kanlı Ermeni Terörizmi” ne dönüşmüştür.
Bu tarihten itibaren Türkiye`ye yönelik Ermeni faaliyetleri,
"Dört T" planı çerçevesinde uygulamaya konulmuştur. Bu plan,
“Sözde Ermeni Sorunu” nun tüm dünyada tanıtılması (terörizm ile),
tanınması (soykırımın kabulü aşaması), tazminat alınması (Türkiye`den)
ve toprak elde edilmesi (Türkiye`den) aşamalarını içermektedir.
Bugün, maksatlı olarak gündemde tutulmaya çalışılan “Sözde Ermeni
sorunu”nun ne derece mesnetsiz olduğunu ve ne tür çıkar kaygıları
ile ortaya atıldığını daha iyi anlayabilmek için tarihsel geli#355;iminin
incelenmesinde fayda görülmektedir.
ERMENİ KİMLİĞİ VE ERMENİLERİN KÖKENİ
Tarihte, "Ermenistan neresidir? Nerede başlar? Ve nerede biter?"
sorularına cevap vermek çok güçtür. Ansiklopedik kaynaklarda; Erivan,
Gökçegöl, Nahcıvan, Rumiye Gölü kuzeyi ve Mako bölgesine, yukarı memleket
anlamına gelen Armenia, bu yörelerde yaşayan halka ise Ermeni denildiği yer almaktadır.
Ermeni tarihçilerin bir kısmı, M.Ö. altıncı yüzyılda kuzey Suriye ve Kilikya
bölgesinde yaşayan Hititlerden olduklarını , bir diğer kısmı ise Nuh`un oğullarından
Hayk`a dayandıklarını iddia etmektedir. (1) Bunun yanında, Ermenistan denilen coğrafyada
yerleşen ve bugün Ermeni diye adlandırılan toplumun, bölgenin kesin olarak neresinde
yaşadıkları, sayıları ve aynı yörede ikamet eden diğer unsurlara kıyasla nüfus oranları
bilinmemektedir.
Görülüyor ki, Ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir birliği içinde değildir.
O halde tarih boyunca millet ve bağımsız bir devlet olma vasfını yakalayamayan bu toplumun,
herhangi bir bölgeye "vatanımızdır" demeleri mümkün görülmemektedir. "Büyük Ermenistan" hayalinin de,
tamamen yayılmacı bir düşüncenin ürünü olduğu değerlendirilmektedir.
Tarihsel olarak bakıldığında, Ermenilerin sırasıyla, Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part,
Sasani, Bizans, Arap ve Türkler`in hakimiyeti altında yaşadıkları görülür. Ermeni derebeyliklerinin bir
çoğu, bölgeye hakim olan ve/veya Ermenileri kendi saflarına çekerek kullanmak isteyen devletler tarafından kurdurulmuştur.(2)
1071`de Türk hakimiyetine giren Ermenileri, Bizans`ın zulüm idaresinden kurtaran
ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri olmuştur.
(1) E. Uras , Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi , İstanbul , 1987 , s.100.
(2) Daha geni#355; bilgi için Bkz. A. Süslü , Türk Tarihinde Ermeniler (Temel Kitap), Ankara, 1995.
SELÇUKLULAR’DAN OSMANLILAR’A ERMENİLER
Anadolu, 10ncu Yüzyıl’ın sonlarına kadar Abbasilerin elinde kalmıştır. 10ncu Yüzyıl’ın
sonlarında Anadolu`nun tamamına Bizans hakim olmuştur.Ermeniler Selçuklulardan önce Bizans’ın
hakimiyetinde kalmışlardır.
Bizans İmparatoru Vasil II, hayatının son yıllarında Kafkaslar`da faaliyet göstermiştir.
Ermeni Bağratuni hanedanından Gagik I (990-1020)`in ölümünden sonra bu bölgede karışıklıklar
çıkmıştır. Bu durum Bizans İmparatoru`na başarılı bir müdahale fırsatı vermiştir. Gürcistan`
ın bir kısmı gibi Van bölgesi de Bizans İmparatorluğu`na dahil olunmuş, Ermeni Ani Hanedanlığı
ise hayatı boyunca Gagik`in oğlu ve halefi olan İonnas Simbat`a kalmış, onun ölümünden sonra ise
aynı şekilde Bizans İmparatorluğu`na ilhak edilmiştir. (3)
Bizans İmparatorluğu, Ermenilerin yaşadıkları yerleri kendine ilhak etmekle kalmamış,
aynı zamanda Urfalı Mateos`un da belirttiği gibi "Ermeni milletinin kumandanlarını kendi
ev ve eyaletlerinden çıkarıp götürmüşler"dir. Gerçekten de ortam, Selçukluların Anadolu`ya
girmeleri için çok elverişlidir. Bölgedeki Hıristiyan savunmaları çok zayıflamış, Bizans ordusu
da iç siyasal tartışmalarla ve askeri isyanlarla güçsüzle#355;mi#355;tir.
1047-1048 yılında Selçuklu Veliahdı Hasan, Van Gölü bölgesine akınlara başlamıştır. Azerbaycan
Genel Valiliği`ne atanan İbrahim Yınal, Tuğrul Bey`den aldığı buyruk üzerine, Kutalmış ile birlikte
harekete geçerek Eylül 1048`de Pasin Ovası`nda Liparit, Aaron ve Katakalon kumandasındaki Bizans Ordusu`nu bozguna uğratmıştır.
Ölen Bizans İmparatoru Konstantin Dukas`ın (Mayıs 1067) yerine geçen karısı ile evlenerek iktidarı
ele geçiren Romanos VI. Diogenes, Selçuklulara karşı savaşı derhal ele almış, fakat
ordusunun aşırı güçsüzleşmesi nedeniyle büyük bir güçlükle de olsa çoğunluğu yabancı asıllı
ücretlilerden (Peçenek, Oğuz, Norman, Frank, Ermeni, Slav, Bulgar, Alman, Hazar, Gürcü) oluşan bir ordu toplamıştır.
Anadolu`da bir çok devlet hüküm sürmüştür: Çift kartal işaretli Kimmerler, İskitler(Sakalar),
Hititler, İranlılar, Büyük İskender, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Memluklar ve en son olarak
Selçuklular ve Osmanlılar. Bunlar Doğu Anadolu`da Ermenilerin yaşadığı tarihi bölge üzerinde idareye
hakim olmuşlardır. Bu bölgenin ismi kendilerini "Haik" olarak adlandırılmış ve muhtemelen Balkanlar`dan
gelmiş olan Ermenilerin iddiaları ile uzaktan yakından hiçbir şekilde alakalı değildir. Haikler sözkonusu bölgede asla çoğunluk olmamıştır.
Bizans İmparatoru`nun seferber ettiği bu ordu, İslam ve Hristiyan kaynaklarına göre
200.000 kişi ile 600.000 kişi arasında bir yekûn tutuyordu. Bizans İmparatoru Malazgirt`e
doğru yola çıkmadan önce Ermenilerin Türklerden daha fazla kötülük yaptığı yolundaki haberler
kulağına gelince, bu habere inanmış ve yapacağı harpten dönünce Ermeni mezhebini ortadan kaldıracağına
yemin etmiştir. Bizans ordusunun karargâhında bulunan bazı komutanlar, Sultan Alparslan`a mektup
göndermişlerdir. Bu mektuplarında "Kaçma, çünkü ordunun büyük kısmı seninle beraberdir" diyorlardı.
Malazgirt yakınında, Van Gölü`ne yakın bir yerde sayıca üstün fakat karışık asıllı ve disiplinsiz
ücretli ordusu ile Bizans İmparatoru 26 Ağustos 1071 tarihinde Sultan Alparslan`ın ordusuna taarruz
etmiş, fakat Alparslan`ın ordusu tarafından imha olunurcasına bozguna uğratılmıştır. Bizzat Bizans
İmparatoru esir düşmüş, Alparslan, İmparator Diogenes ile barış imzalamış ve tahta
dönmesi için büyük bir törenle İstanbul`a uğurlamıştır.
Uzun yıllar Bizans hakimiyeti altında yaşayan Ermenilere Bizanslılar nasıl davranıyorlardı?
Bu konuyu o dönemleri yaşayanlardan dinlemiş ve yazmış olan Urfalı Mateos şu şekilde aktarmıştır:
"... Onlar (Romalılar) Katolikosu (Haçik`i), mezhebi için türlü işkencelere maruz
bırakmışlardır. Duyduğumuza göre onlar, onu ateşle tazip etmişler, fakat o, alevlerin içinden sağ ve sağlim çıkıyordu .."
"İki yıl sonra (993-994) büyük Roma dükü, büyük bir ordu ile beraber Ermenilere karşı
yürüdü, Hristiyanların üzerine atılıp onları kılıçtan geçirdi ve esaret altına aldı. O,
zehirli bir yılan gibi her yere ölüm götürdü ve böylelikle, dinsiz milletlerin yerini tutmuş oldu"
Bizanslılarla birlikte Türklere karşı savaşan Ermenilere, Türkler, nasıl davranmışlardır?
Bizanslıların yaptıkları gibi onları hakir mi görmüşler, zulüm mü yapmışlar, yoksa kilise
ve manastırlarını mı yakmışlar? Ermeniler başta olmak üzere, Selçuklu tebasında yaşayan
bütün Gayrimüslim azınlığa gösterilen hoşgörüyü Urfalı Mateos şu şekilde kaydetmiştir:
"539 (27 Şubat 1090-26 Şubat 1091) tarihinde Ermeni Katolikosu Barseg, Cihangir Sultan
Melikşah`ın yanına gitti. Katolikos bazı yerlerde Hıristiyanların tazyik edildiğini,
Allah`ın kiliseleri ile ruhanilerden vergi istenildiğini ve manastırlarda piskoposların
vergi için tazyik edildiğini görüp, İranlıların ve bütün HIristiyanların âlicenap ve
tatlı sultanının huzuruna gidip, bütün bunları ona arzetmeye karar verdi. Sultan,
senyor Barseg`i huzura kabul edip, ona büyük iltifat gösterdi ve onun arzularını yerine
getirdi. Sultan, bütün kilise ve manastırları ve ruhanileri vergiden muaf tuttu ve
Ermeni Katolikosu’na fermanlar verip onu iltifatla uğurladı."
Yukarıdaki ifadelerden de açıkça anlaşıldığı gibi Selçuklu Türkleri,
Ermenilere ve diğer Gayrimüslim tebaya Bizanslıların göstermediği hoşgörüyü
göstermiş ve onların dinlerini ve sosyal yaşantılarını korumalarını sağlamıştır.
Bu anlayış, Anadolu Selçukluları döneminde de devam etmiştir.(4) Gösterilen tüm bu
hoşgörülere rağmen, bazen Ermenilerin, Bizanslıların ve Haçlı Seferleri sırasında Haçlıların yanlarında yer aldıkları da bilinmektedir.(5)
(3) A. Süslü , Türk Tarihinde Ermeniler, Ankara, 1995.
(4) A. Süslü , Türk Tarihinde Ermeniler, Ankara, 1995, s.80.
(5) A. Süslü , Türk Tarihinde Ermeniler, Ankara, 1995, s.81.
Milletler tarihi; bir mücadeleler tarihi olmakla birlikte, aynı zamanda
bilinmeyen karanlık noktalar veya görülmek istenmeyen gerçekler yığınıdır.
Bu açıdan bakıldığında tarihin bir bölümü ya görülmek istenmez ya da
gizlenilmek istenir veya tek yönlü araştırmalardan yola çıkılarak gerçekler reddedilir.
Bunlara verilecek en çarpıcı örneklerden biri hiç şüphesiz Türk-Ermeni
ilişkileridir. Yaklaşık bin yıllık bu sürecin başlarında; Romalılar,
Persler, Bizanslılar tarafından Anadolu`nun bir yerinden diğer yerine
sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez, üçüncü sınıf bir vatandaş muamelesi
gören Ermeniler, Türklerin Anadolu`ya girişlerini takiben; bir yandan Türklüğün
adil, insani töresinden, diğer yandan da İslamiyet`in hoşgörülü, birleştirici
siyasetinden yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı
olan 19ncu Yüzyıl’ın sonlarına kadar süren devir ise, Ermenilerin altın çağı
olmuştur. Osmanlı Devleti’nin çalışan, liyakatli, dürüst ve becerili her tebasına
sağladığı imkanlardan Gayrimüslimler içinde en çok faydalananlar Ermeniler olmuştur.
Askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulurken, ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve
idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişler ve devlete bağlı, milletle kaynaşmış ve
anlaşmış olduklarından dolayı haklı olarak "milleti sadıkâ”, "tebaı sadıkâ” olarak kabul
edilmişlerdir. Her çevrede Türkçe konuşan, ayinlerini bile Türkçe yapan bu topluluktan
devlet kademelerinde önemli görevlere yükselenler, hatta Bayındırlık, Bahriye, Hariciye,
Maliye, Hazine, Posta-Telgraf, Darphane Bakanlıkları, Müsteşarlıkları yapanlar,
(1.nci Meşrutiyette 9, 2nci Meşrutiyette 11, 1914 Meclisinde 12 Milletvekili ve
20 bin civarında devlet memuru vardır.) Osmanlı Devleti`nin meseleleri üzerinde
Türkçe ve yabancı dillerde eserler yazanlar da olmuştur.(6) Bir taraftan bütün
tebaanın faydalandığı haklar, diğer taraftan da hemen her padişah zamanında
eskilerinin üzerine yenileri eklenmek suretiyle elde ettikleri imtiyazlar sayesinde
Ermeniler, hem yazılı hem de fiili hukukta, Müslümanlar ve hatta Müslüman olmayan
uluslara karşı bile ayrıcalıklı bir cemaat haline gelmişlerdir.
Fatih döneminde , Ermenilere din ve vicdan hürriyeti verilmiş, Ermeni cemaati için
dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni Patrikliği kurulmuştur.
Ermeni Patriği, kendi yetkisiyle ruhani reisleri azlediyor, dini ayinleri yasaklıyor,
kendi adamlarından haraç toplayabiliyor, nikah işlerini yürütebiliyor ve hapis cezaları verebiliyordu.
Ermeniler, 19ncu Yüzyıl’ın sonlarına kadar Osmanlı idaresinde, Türk insanının
hoşgörüsünden de yararlanarak, adeta altın çağlarını yaşamışlardır. Askerlikten
muaf tutulan ve kısmen vergi muafiyeti tanınan Ermeniler, ticaret, zanaat ve tarım
ile idari mekanizmalarda önemli görevlere yükselme fırsatını elde etmişlerdir. Rum
isyanından sonra boşalan Osmanlı hariciyesine yerleştirilen Ermenilere Osmanlı Devleti`ne
hizmetlerinden dolayı "milleti sadıka" adı verilmiştir.
Bu nedenle 19 ncu yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlılar`ın bir Ermeni sorunu olmadığı gibi,
Ermeni Tebaa`nın da Türk yöneticileriyle halledemedikleri bir mesele mevcut değildir.
Ancak, Osmanlı Devleti`nin zayıflamaya başladığı dönemde, hemen her konuda Avrupâ`nın
müdahalesi baş gösterince Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma, kötüleşme devri
başlamıştır. Batılıların, özellikle misyoner din adamı kisvesinde Osmanlı içine kadar
soktuğu misyonerlerin faaliyetleri ile, Ermenileri dini, kültürel, ticari, sosyal
ve siyasi açılardan Türk toplumundan uzaklaştırma çabaları; diğer taraftan da ülke
içinde ve dışında kurulan, teşkilâtlanan, teçhizatlanan ve silahlanan Ermeni
komitecilerin ve Patrikhane ile kiliselerin menfi uğraşları sonucunda, Ermeni
cemaati yavaş yavaş Türk toplumundan koparılmaya çalışılmıştır. Böylece çoğu defa
Türklerin zararlı çıktığı kanlı olaylar başlamıştır. Doğu Anadolu’da başlatılan ve
İstanbul`a kadar yayılan isyan hareketlerinde binlerce Türk ve Ermeni hayatlarını kaybetmiştir.
Birinci Dünya Savaşı sırasında ise, Osmanlı askeri olarak düşmana karşı savaşan
veya geri hizmetlerde çalışan Ermeniler de bulunmasına rağmen, bunların büyük bir
kısmı cephede düşmanla birlikle Türklere karşı savaşmış, cephe gerisinde de kadın,
çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın katliama girişmişler, yüz binlerce Müslüman`ın
hayatına kastederek Anadolu`yu bir harabe haline çevirmişlerdir.
Devletin bunları yatıştırmak ve durdurmak için aldığı tedbirler istismar edilmiş
ve İtilaf Devletleri`nin de tahrik ve vaatleriyle Ermeniler, bin yıl refah içinde yaşadıkları ülkeyi parçalamaya başlamışlardır.
Anadolu dışında kurulan Hınçak (1887), Taşnaksudvun (1890) Ramgavar, Hınçak
İhtilal Komitesi, Silahlılar Cemiyeti (1880), Ermenistan`a Doğru Cemiyeti,
Genç Ermenistan Cemiyeti, İttihat ve Halas Cemiyeti (1872) ve Karahaç Cemiyeti
(1882) gibi halkı silahlı ayaklanmaya sevk eden örgütlenmeler meydana getirilmiştir.
Bu örgütlerin önemli rol oynadığı ve Ermenilerce gerçekleştirilen başlıca olaylar şunlardır
7)
* Zeytun Olayları
* Kayseri Olayları
* Bitlis Olayları
* Van Olayları
* Muş Olayları
* Diyarbakır Olayları
* Mamuratül`aziz (Elazığ) Olayları
* Erzurum Olayları
* Sivas Olayları
* Trabzon Olayları
* Ankara Olayları
* Adana Olayları
* Urfa Olayları
* İzmit Olayları
* Adapazarı Olayları
* Bursa Olayları
* Musadağı Olayları
* İzmir Olayları
* İstanbul Olayları
* Maraş Olayları
* Antep Olayları
* Halep Olayları
Yukarıdaki olaylar günümüz toplumsal olayları ile mukayese edilmeden değerlendirilmelidir.
Olayların ciddiyeti bugün dahi, insanları ürpertecek özellik arz ettiği gibi, yıllarca yan
yana yaşayan iki halktan Ermeni olanın bu eylemlerine nasıl girişebildiği ayrı bir psiko-sosyal
analiz çalışmasına malzeme teşkil edecek özelliktedir.Şu telgraf metni tarihin en utanç verici
manzaralarından birini gözler önüne sermektedir: "Şimdiye kadar Erzurum`da (merkezde) 2.127 İslam
cesedi defnedilmiştir. Bunların tamamı erkektir. Cesetler üzerinde balta, süngü, mermi yarası vardır.
Bu cesetlerin ciğerleri çıkarılmış, gözlerine sivri kazıklar sokulmuştur..."(![]()
Savaş halinde olmasına rağmen. 9-10 ay daha aldığı mahalli tedbirlerle çözüme ulaşmaya çalışan,
ancak olayların yatışmayacağını gören Osmanlı Hükümeti, son çareye başvurmuş ve bir çok vatandaşı
gibi Ermenileri de savaş bölgesinden alıp, ülkenin emniyetli bölgelerine "sevk ve iskan"a veya başka bir ifadeyle "tehcir"e tabi tutulmuştur.
Başlangıçta Ruslar`la beraber "gönüllü alayları" adı altında yürütülen bu düşmanlık, Milli
Mücadele yıllarında İngiliz ve Fransızlarla birlikte "lejyonlar"la sürdürülmüş ve Ermeniler
vahşet olaylarında bu devletleri bile hayrete düşürecek kadar ileri gitmişlerdir.
Bilanço ise, hem Türkler hem de Ermeniler açısından bir felaket olmuştur. 2 milyon 500 bin Türk
savaşlarda ve Ermenilerce yapılan katliamlarda. 200 bin civarında Ermeni de savaşlarda, isyanlarda
ve tehcir sırasında hayatını kaybetmiş: Anadolu, en ufak yerleşim yerlerine kadar yakılmış, yıkılmış,
harap olmuş; bir çok vaatlerle cepheye sürülen Ermeniler, Batılılar tarafından kendi kaderlerine terk
edilmiş ve onlarla birlikte ülke dışına gitmişlerdir. (9)
Osmanlı Devleti`nin ilk kuruluş yıllarında Ermeniler, genellikle Çukurova`da
ve Doğu Anadolu ile Kafkasya bölgelerinde küçük prenslikler ve beylikler halinde veya
dağınık bir vaziyette, İran ve Bizans, Gürcü, Selçuklu Devletleri ve diğer küçük devlet
ve beyliklerle karışık bir durumda ve bunlara tâbi bir halde bulunuyorlardı.
Ermenilerin Osmanlılarla ilk ilişkileri, çok azınlıkta bulundukları Anadolu`nun batı
bölgesinde başlamıştır. Osman Gazi 1324 yılında Bursa`yı devlete merkez yaptıktan sonra,
Kütahya`daki Ermenilerin çoğunluğu ve Ermeni ruhani reisliği Bursa`ya nakledilmiştir.
Fatih Sultan Mehmet 1453`de İstanbul`u aldıktan sonra sırf kendi teşebbüsü ile Ermenilerin
Bursa`daki ruhani reisi Hovakim`i İstanbul`a getirerek, Rum Patrikliği`nin yanında, bir de
Ermeni Patrikliği`ni 1461`de kurdurmuş ve Ermenileri de bu Patrik ile idare ettirmiştir.
(10) Yavuz Sultan Selim`in 1514-1516`da Güney Kafkasya ve Doğu Anadolu`yu fethetmesiyle
buradaki Ermeniler de aynı cemaat bünyesine dahil edilerek İstanbul Patrikliği`ne bağlanmışlardır.
Tarihlerinde hiçbir devletten ve hükümdardan görmedikleri ilgiyi Osmanlı Devleti`nden gören Ermeniler
, Osmanlı Devleti`ne ve Türk milletine samimi olarak bağlanmışlardır. Bu yüzden kısa bir süre içinde
muhtelif yerlerden İstanbul`a göçen büyük bir Ermeni cemaati, dünyanın en müreffeh cemaatlerinden birisi haline gelmiştir.
Fatih Sultan Mehmet`ten, Sultan II.Mahmud`a kadar üçyüzelli senelik süre içinde Hıristiyanların ve bu
arada Ermenilerin de dini ve toplumsal işlerine kesinlikle karışılmamıştır.”Amira” denilen bankerlerden,
tüccarlardan ve devlet memurlarından oluşan Ermenilerin yardımıyla birçok okullar, matbaalar, kütüphaneler
açılmış, aynı zamanda birçok Ermeni genci öğrenim yapmak, sanat öğrenmek için Avrupa üniversitelerine, okullarına
gönderilmişlerdir. Halbuki bu haklardan o dönemde Rusya idaresinde bulunan Ermeniler yararlanamıyordu.
Ermeni Patriği Nerses(11) 1876 yılında Vatandaşlık Meclisi Şurası`na sunduğu mektubunda "Şayet günümüze
kadar Ermeni milleti, millet olarak muhafaza edildiyse ve inancını, kilisesini , dilini, tarihi ve kültürel
değerlerini muhafaza ediyorsa, tüm bunlar Türk Hükümeti`nin Ermeni milletine gösterdiği himaye, yardım ve
hayırseverlik sayesindedir. Kader Ermenileri Türklere bağlamıştır. Bundan dolayı Ermeniler, devletin
savaş ve ağır imtihan günlerinde buna kayıtsızca davranamaz. Aksine her zaman oldukları gibi ona yardım etmeye mecburdur.
Vatanını seven Ermeni, devlete yardım ederek, Ermeni milletinin hizmet ve yardımının en iyisini görecektir" demektedir.
Görüldüğü gibi Ermeni Patriği de Ermenilerin Osmanlı Devleti içerisinde sahip oldukları haklar sayesinde benliklerini muhafaza ettiklerini belirtmektedir.
Osmanlı Devleti, Gülhane Hatt-ı Hümayunu ile yapmayı vaadettiği ıslahatları ilân etmiş, ancak gayrimüslimler
verilen yeni haklardan memnun kalmamışlardır. Tanzimat ile Gayrimüslimlere askerlik mükellefiyeti getirilmiş,
devlet memuriyetleriyle mülki ve askeri mekteplere girmelerine izin verilmiştir. Buna dayanarak Ermeniler 1863`de
yürürlüğe giren 99 maddeden oluşan Ermeni Milleti Nizamnamesi’ni(12) bir fermanla Babıâli`ye tasdik ettirmişlerdir.
Osmanlı Devleti`ndeki diğer Gayrimüslim azınlıklar gibi Ermeniler de her zaman birinci sınıf vatandaş muamelesi görmüşler,
askere gitmedikleri gibi, özellikle ticari hayatta kilit noktaları ellerine geçirmek suretiyle, toplum içinde ön plana geçmişler,
zengin olmuşlardır.
Osmanlı Devleti`ne sadakatleri, Türk adetlerini benimsemeleri, hatta iyi Türkçe konuşmaları, Ermenilerin
devlete ait resmi veya özel işlere atanmalarına sebep olmuştur. Bu bakımdan 16ncı Yüzyıl’da Ermeni asıllı
Mehmet Paşa gibi vezirlik rütbesine kadar yükselen devlet adamları, 17nci Yüzyıl’da Divrikli Düzyan
soyundan saray kuyumcuları ve sonradan darphane nazırları, Sasyan ailesinden saray hekimleri,
19ncu Yüzyıl’da Bezciyan ailesinden darphane nazırları, Dadyan ailesinden baruthane nazırları görülür.
19ncu Yüzyıl’da ve Abdülhamit devrinde ve sonrasında ise Ermeni hariciyeciler, nazırlar bulunmaktadır.
Ayrıca birçok Ermeni de Osmanlı devlet adamlarına danışmanlık etmiştir.
ex-saddam'ın da dediği gibi www.ozurdileme.com a tüm enerjimizle destek olalım.
siteyi açtık ve şu an gelişme aşamasında. asılıyoruz siteye. sitenin admini benim, içinizden biri
, metalci duyarlı politik ![]()

