İçeriğe geç

Forum

Bildirimler
Tümünü temizle

Maharaj

1 Gönderiler
1 Üyeler
0 Reactions
1,298 Görüntüleme
aren
 aren
(@aren)
Gönderiler: 767
Prominent Member
Konu başlatıcı
 
[#21621]

Maharaj: Hayatta hiçbir şey engelleri aşmadan elde edilemez. Bir insanın gerçek varlığını berrak bir biçimde idrak etmesini engelleyen şeyler haz arzusu ve ıstırap korkusudur. Yolunuzu tıkayan şey haz-acı motivasyonudur. Bütün dürtülerden arınmış, hiçbir arzunun ortaya çıkmadığı hal doğal haldir.

Soran: Arzulardan böylesine vazgeçiş zaman gerektirmez mi?

M: Eğer onu zamana bırakırsanız, milyonlarca yıl gerekecektir. Arzu ardından arzu terk etmek sonu asla görünmeyen, çok uzun bir süreçtir. Arzularınızı ve korkularınızı kendi hallerine bırakın ve tüm dikkatinizi özneye verin, arzu ve korku deneyiminin ardında bulunan varlığa. Sorun; kim arzuluyor? Bırakın her bir arzu sizi kendinize getirsin.

S: Bütün arzuların ve korkuların kökeni aynıdır -mutluluk özlemi.

M: Sizin düşünebildiğiniz ve özlemini çektiğiniz mutluluk sadece fiziksel ve zihinsel doyumdur. Böyle duyusal ve zihinsel haz gerçek, mutlak mutluluk değildir."

S: Duyusal ve zihinsel zevklerin olsun, fiziksel ve zihinsel sağlıktan kaynaklanan genel iyilik ve rahatlık duygusunun olsun, kökleri yine sizin anlattığınız gerçekte bulunmalı.

M: Onların kökleri hayal gücündedir. Kendisine bir taş verilen ve onun paha biçilmez bir elmas olduğuna inandırılan bir insan yanıldığını fark edinceye kadar büyük mutluluk duyabilir; aynı şekilde, öz varlık bilindiğinde zevkler lezzetlerini, acılar dikenlerini yitireceklerdir. Her ikisi de oldukları gibi görünecekler -anılara ya da önyargılara dayanan şartlı davranışlar, sadece tepkiler, basit çekimler, itilişler olarak. Genellikle zevk ve acı, beklendiklerinde hissedilirler. Bu tamamen kazanılmış alışkanlıklar ve edinilmiş kanılar sorunudur.

S: Peki, zevk hayal ürünü olabilir. Ama acı gerçektir.

M: Acı ve haz daima beraberdirler. Birinden kurtulmak her ikisinden de kurtulmak demektir. Eğer hazza önem vermiyorsanız, acıdan da korkmazsınız. Fakat ne biri ne diğeri olan o mutluluk vardır ki tamamen öte olandır. Sizin bildiğiniz mutluluk tarif edilebilir ve ölçülebilir. O sözün gelişi, nesneldir. Fakat nesnel olan sizin olamaz. Kendinizi dışsal bir şeyle özdeşleştirmek vahim bir hata olur. Gerçek öznel ve nesnel olanın ötesidir, o bütün düzeylerin, her ayrımın, farkın ve tarifin ötesindedir, kesinlikle o onların kaynağı, kökeni değildir. Bunlar gerçek hakkındaki cehaletten kaynaklanırlar, gerçeğin kendisinden değil; o gerçek ki tanımlanamaz, anlatılamaz, varolmanın ve varolmamanın ötesindedir."

Soran: Doğa milyonlarca varlığın ölümüne yol açıyor ama bu beni korkutmuyor. Bunda trajedi ya da gizem bulunabilir ama gaddarlık yok. Beni dehşete düşüren ise insanın yol açtığı ıstırap, yıkım ve perişanlıktır. Doğa yapımlarında ve yıkımlarında görkemlidir. Fakat insanın eylemlerinde bayağılık ve cinnet var.

Maharaj: Doğru. Demek oluyor ki sizin sorununuz ıstırap ve ölüm değil, fakat onların kökenindeki bayağılık ve deliliktir. Bayağılık da bir delilik şekli değil midir ve delilik zihnin kötü kullanılması değil midir? İnsanlığın sorunu yalnızca zihnin bu kötü kullanımında yatar. Aklını doğru şekilde kullanan insana doğanın ve ruhun bütün hazineleri açıktır.

S: Aklın doğru kullanılması nedir?

M: Korku ve açgözlülük aklın kötü kullanılmasına neden olur. Aklın doğru kullanılması ise sevgi, hayat, gerçek ve güzellik yolunda hizmettir.

S: Söylenmesi yapılmasından kolay. Gerçek sevgisi, insan sevgisi, iyi niyet -ne lüks! Bunlara bol bol ihtiyacımız var, fakat kim sağlayacak?

M: Siz gerçek ve sevgi, zeka ve iyi niyet için insanlara ve Tanrı'ya sonsuza dek yalvarıp yakarabilirsiniz -ama hepsi boşuna. Siz işe kendinizden ve kendinizle başlamak zorundasınız -bu değişmez yasadır. Siz çehreyi değiştirmedikçe görüntüyü değiştiremezsiniz. Önce, dünyanızın sadece sizin kendi yansımanız olduğunu idrak edin ve bu yansımaya kusur bulmaktan vazgeçin. Kendinizle ilgilenin, kendinizi düzeltin -zihinsel ve duygusal bakımdan. Fiziksel düzelme otomatik olarak gerçekleşecektir. Hep reformlardan söz ediyorsunuz; ekonomik, sosyal, politik reformlardan. Reformları bırakın ve reformcuyu düşünün. Budala, açgözlü ve kalpsiz bir insan ne tür bir dünya yaratabilir?

S: Biz kalbin değişmesini bekleyeceksek süresiz bekleyeceğiz demektir. Sizin öğüdünüz bir mükemmellik öğüdü ama aynı zamanda bir çaresizlik ve umutsuzluk öğüdü. Herkes mükemmel olduğunda, dünya da mükemmel olacak. Zaten bilinenin ne kadar gereksiz bir ilanı!

M: Ben bunu söylemedim. Ben sadece dedim ki: Siz kendinizi değiştirmedikçe dünyayı değiştiremezsiniz. Ben "herkesi değiştirmedikçe" demedim. Başkalarını değiştirmek ne gerekli, ne de mümkündür. Ama eğer siz kendinizi değiştirebilirseniz, bir başka değişikliğin gerekmediğini göreceksiniz. Görüntüyü değiştirmek istiyorsanız, filmi değiştirirsiniz, sinema perdesine saldırmazsınız!

S: Kendinizden nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? Söylediğinizin doğru olduğunu nasıl biliyorsunuz?

M: Ben kendimden değil, sizden eminim. Yapmanız gereken tek şey ancak içte bulunabilecek olanı dışta aramaktan vazgeçmektir. Harekete geçmeden önce, bakışınızı değiştirin. Siz vahim bir anlayış bozukluğu içindesiniz. Zihninizi berraklaştırın, gönlünüzü arındırın, hayatınızı kutsayın -dünyanızı değiştirmenin en hızlı yolu budur."

"Soran: Ben arzularla doluyum ve onları gerçekleştirmek istiyorum. Bu isteğimi nasıl elde ederim?

Maharaj: Arzuladığınız şeyi hak ediyor musunuz? Arzularınızın gerçekleşmeleri için şu ya da bu biçimde çalışmanız gerekir. Enerjinizi koruyun ve sonucu bekleyin.

S: Enerjiyi nereden alacağım*

M: Arzunun kendisi enerjidir.

S: O zaman neden her arzu yerine gelmez?

M: Belki yeterince güçlü ve sürekli değildir.

S: Evet, benim sorunum bu. Ben bir şeyler istiyorum ama iş eyleme gelince tembelim.

M: Arzunuz açık-seçik ve güçlü olmadığı zaman o şekillenemez. Üstelik, eğer arzularınız kişiselseler, kendi heves ve zevkiniz içinseler, onlara verebileceğiniz enerji ister istemez sınırlıdır; sizin sahip olduğunuzdan fazla değildir.

S: Ama çoğu zaman sıradan insanlar arzu ettikleri şeylere ulaşıyorlar.

M: Onu uzun bir süre ve çok fazla istedikten sonra. O zaman bile başarıları sınırlıdır.

S: Bencil olmayan arzular için ne diyeceğiz?

M: Siz ortak iyiliği (bütünün hayrını) arzu ettiğinizde tüm dünya sizinle birlikte arzu eder. İnsanlığın arzusunu kendi arzunuz edinin ve onun için çalışın. O zaman asla başarısızlığa uğramazsınız."

Soran: Hayatın kaynağı ile hayatın ifadesi (ki o bedendir) arasında zihin ve onun durmadan değişen halleri var. Zihinsel hallerin akımı sonsuz, anlamsız ve acı verici. Istırap değişmez, daimi bir faktördür. Bizim zevk (haz) dediğimiz yalnızca bir aralık, iki ıstırap verici durum arasındaki bir aralık. Arzu ve korku hayatın dokumasının enine ve boyuna olan iplikleri gibi. Her ikisi de ıstırabın eseridir. Sorum şu: Mutlu bir zihin olabilir mi?

Maharaj: Arzu hazzın, zevkin anısıdır, korku da acının, ıstırabın anısı. Her ikisi de zihni huzursuz eder. Zevk anları, ıstırap akışı içinde yalnızca bir kesinti, bir aralıktır. Zihin nasıl mutlu olabilir ki?

S: Zevki arzuladığınız ve acıyı beklediğinizde bu doğrudur. Ama beklenmedik ve umulmadık sevinç anları vardır. Bu arzuya bulaşmamış -aranılmamış, hak edilmemiş, Tanrı vergisi olan- bir saf sevinçtir.

M: Yine de, sevinç ancak ıstırap zemini üzerinde sevinçtir.

S: Istırap kozmik bir olgu mudur, yoksa sadece zihinsel midir?

M: Evren bütündür ve bütünlüğün olduğu, hiçbir eksikliğin bulunmadığı yerde acı veren ne olabilir?

S: Evren bir bütün olarak tamamdır ama ayrıntılarında eksiklidir.

M: Bütünün parçası, bütünle ilişkili olarak görüldüğünde tamamdır. Bütünden yalıtılmış olarak görüldüğünde ise eksik ve dolayısıyla acı verici hale gelir. Yalıtıma neden olan nedir?

S: Zihnin sınırlamaları elbette. Zihin parçalara baktığından bütünü göremez.

M: Pekala Zihin kendi doğası gereği ayırır ve karşı koyar: Birleştiren ve uyumlu kılan, parçada bütünü gören, parçayı bütünle bir eden bir başka zihin mevcut olabilir mi?

S: Başka bir zihin mi -onu nerede aramalı?

M: Sınırlandıran, bölen, ayıran, karşı koyan zihnin ötesine geçerek. Bildiğimiz şekliyle zihinsel süreci sona erdirerek. O sona erdiğinde, bu zihin doğmuş olur.

S: O zihinde artık sevinç ve keder sorunu yok mudur?

M: Onları bildiğiniz tarzda değil, yani arzu edilen ya da nefret edilen halleriyle değil. O daha çok, kendini ifade etmeye ve engelleri göğüslemeye çalışan bir sevgi meselesi haline gelir. Birleştirici (kapsayıcı) zihin -koşullara karşı savaşan, başlangıçta düş kırıklığına uğrayan ama sonuçta zafere ulaşan- eylem halindeki sevgidir.

S: Ruh ile beden arasındaki köprüyü sağlayan sevgi midir?

M: Başka ne olabilir ki? Zihin karanlık, dipsiz uçurumu yaratır, kalp (gönül) onu aşıp geçer."

Maharaj kendisine istirabin kozmik bir olgu mu yoksa zihinsel midir diye
soran ogrencisine evrenin butunlugunu orneklendirir. Butun olan yerde,
eksikligin hic bir yerde olmadigi bir yerde isdirap nasil olabilir diye
surdurur konusmasini

Burda butunden yani tanrisal olandan kopup tekligi benimsedigimiz su halde
acaba izdiraba neden olan ilk duygu butunden koparilmis ve teklige mahkum
edilmis zihnimizin bir urunu mudur
Butunden bir parca ama butunden bir parcanin icinde butunun her ozelligini
ve tamligini alan bir parca oldugumuzu dusundugumuzde teorik olarak zevksel
maddesel bagimliligimiz biraz duser mi
Teorik olarak diyorum cunku ucuncu boyut dusuncesinde ve tek olmanin
hissedildigi bir anlamda sahiplenme butun cipklakligi ile izdirap veren bri
gercek olarak ortaya cikar
Belki bu anlamda butunden bir butun olma olgusunu teorik olarak
isleyebiliriz

Biz yine maharaj ile ogrencisinin konusmalarina donelim;
Ogrenci butunlukten bahseden maharaja; evren bir butun olarak tamamdir ama
ayrintilarda eksiklidir der
Maharaj tam burada ogerncisine soyle cevap verir; butunun parcasi butunle
iliskili olarak goruldugunde tamamdir. Butunden yalitilmis olarak
goruldugunde ise eksik ve dolayisi ile aci verici hale gelir. Yalitima neden
olan nedir?

Ogernci sorusuna zihnin sinirlamalari elbette bu yalitima neden olan diye
cevap verir. Ve devam eder zihin parcalara baktigindan butunu goremez.

Biz maharajin cevabina gecmeden ogrencinin bir onceki sorusunu ve ustanin
verdigi cevabi irdeleyelim biraz;
I
nsan vucudu bir butundur. Bu butun icinde kolu ornekledigimizde kolu
bedenden ayri dusunemeyiz. Kol butunun icindedir. Asla ayrik bir parca
degildir.
Tam bu noktada bedenden kesilmis kolu dusunelim. O zmaan o kesik kol buirden
psikolojik olarak bedenden dolayisi ile butunden ayrik hale gelir.
Simdi bizim kozmik birlikten ayriligimizi bu asamada degerlendirmek sanirim
bize daha genis bir bakis acisi kazandiracaktir
Simdi biz yine maharajin cevabina donelim.

Maharaj ogrencisine; zihin kendi dogasi geregi ayirir ve karsi
koyar:birlestiren ve uyumlu kilan, parcada butunu goren, parcayi butunle bir
eden baska bir zihin mevcut olabilir mi diye sorar
Bu zihni nerde aramali diye soran ogrencisine maharah; sinirlandiran, bolen
ayiran karsi koyan zihnin otesine gecerek. Bildigimiz sekliyle zihinsel
sureci yok erdirerek. O sona erdiginde bu zihin dogmus olur diye cevap
verir.

Simdi burda asil baglantisini yapmak istedigim nokta maharajin baska zihin
mevcut olabilir mi sorusu ile yunus emrenin bir ben vardir benden iceri
sozudur

Yunus emre `bir ben vardir benden iceri ` dedigi zaman kanimca maharajin soz ettigi ve sinirlamalari ve butunden bizi ayri gosteren zihni yok edip tanrisal butunde bizi bulabilen ve maddesel cekimden uzak olan biz olan BEN duygusunun gercek ismini veren zihni kastetmektedir.

Biz donelim yine maharaj ile ogrencisinin sohbetine.
Ogernci maharajin son sorusuna; o zihinde artik sevinc ve keder sorunu yok mudur diye karsi soruyla yaklasir

Maharaj; onlari bildiginiz tarzda degil, yani arzu edilen ya da nefret
edilen halleriyle degil. O daha cok, kendini ifade etmeye ve engelleri
goguslemeye calisan bir sevgi meselesi haline gelir birlestirici zihin

-kosullara karsi savasan baslangicta dus kirikligina ugrayan ama sonucta
zafere ulasan
- eylem halindeki sevgidir

Ogrenci; ruh ile beden arasindaki kopruyu saglayan sevgi midir

Maharaj; baska ne olabilir ki? Zihin karanlik, dipsiz ucurumu yaratir, gonul
( sevgi) onu asip gider..

Simdi yine yunus emrenin ben gelmedim kavga icin benim isim sevgi iledir sozuneYa da asik hudainin` bizim dinimiz sevgidir baska din bilmeyiz ` sozuneAna tema inanc bile sevgi olarak yorumlanmaktadir
Ama sevginin turune de bakmak lazim

Bu sevgi once insanin kendi ruhu ve bedeni arasinda olusan sahiplenmesiz kosulsuz nedensiz sevgidir.
Insanin kendi ruhu ve bedenindeki bu sevgi koprusu sonradan kosulsuzlugu ve sahiplenmesizligi orantisinda diger insanlara gececek ve ozlenen butunluk bu anlamda hissedilecektir.


Her hırsı kaybettim; birisi olma arzusu yoktu, Bir şeye ulaşma arzusu yoktu. Yalnızca kendi içime atılmıştım. Bu bir boşluktu ve boşluk insanı deli eder. Ama Işığa giden tek kapı boşluktur. Buna, ancak delirmeye hazır insanlar erişirler demektir.

 
Gönderildi : 27/12/2007 9:42 pm
Paylaş: