Düşleri gerçek yaşamda ki düşünce enkazı altında kalmış bir nesildik, gerçekten kimse umursamadı bizi. Kendi çağımıza asla tutunamadık. Eskilere sığındı kimimiz, kimimizin de umudunun yalancı baharlarında soldu çiçekleri. Her inandığımız inanç, hep güvendiğimiz düşünce(ler) bizi yarı yolda bıraktı, kırdılar kalbimizi…
Ahlak diye parayı, karakter diye kariyeri, insanlık diye birbirimizi ezerek diğerlerinden üstün olmayı öğrettiler. Hayatta kendi yapamadıklarını bizlere dikte ettiler doğru bu diye, gerçek doğrunun kendileri bile ne olduğunu bilmedikleri halde bile bile… Daha yaşam sevincinin ne olduğunu bilmeden ölümle, günahla, ayıpla sindirmeye çalıştılar bizleri. Her şeyden korkar olduk, kendimiz gibi olmayan bizim düşmanımızdı sanki. Ne olurdu biraz konuşsaydık, ne olurdu biraz paylaşsaydık gençliğimizi? Kendi küçüklüklerinde ki topaçları, tahta arabaları, bez bebekleri ile gurur duyarlarken, bizlere bir uçurtma uçurtmayı çok gördüler.
… … … … … … … … … … … … … … … … … … … … … … … … … … … … … …
Sevmekte yasaktı, oysa sevilmekten başka ne beklemiştik ki? Çoğumuzun ilk ve son isteğiydi deli gibi sevilmek, onu bile çok gördüler. Aşklarımızı ıssız köşelerde öpüşerek, kendimizden utanarak karanlık sokaklarda yarım yamalak ayaküstü sevişmelerle yaşattılar bizlere. Namusu birimizin iki bacağımızın arasına koyup diğerimizin bacak arasında ki sopayı göstererek korkuttular bizleri. Sevgiyi kalbimizden söküp atmaya çalıştılar. Belki beceremediler ama bizi de çok yaraladılar. Aslında tek umursadıkları el âlem ne der olgusuydu ve bizleri zerre kadar düşündükleri yoktu. Çoğunluğu da kendi yapamadıklarını bizlerde gördükleri için kıskanıyordu zaten. İnsanlığı daha tam manasıyla öğrenememiş iken kadın erkek diye faşistçe ayırdılar bizleri birbirimizden, çok ağlattılar.
Sonra bu müzik girdi çoğumuzun hayatına. Sanki içimizde ki fırtınalar dile gelip bir elektrogitar solosunda isyan olmuştu. Gerçeğimize dair ne varsa susturulamaz bir şekilde haykırıyordu. Onların reddettiği, kötülediği, iğrendiği, tiksindiği ne varsa bizlerde hayat buldu. Onların asla olmak istemedikleri, olması imkânsız hayalleri, ötekilerin isyanı olduk bu sistem dediğimiz kuburun içinde.
Evet, bizler eli yüzü düzgün tipler değildik, evet bizler aşırı şişman, sivilceli, uzun dağınık saçlı bakımsız kokuşmuş kişilerdik, ama onlardan daha bir insandık. Kimseye görünüşü, dini, dili, cinsiyeti, maddi durumundan dolayı değil insan olduğundan dolayı değer verdik. Onların değerleri bizim için bir hiçten başka bir şey değildi.
Anti sosyal oldu kimimiz, kimimiz toplum düşmanı. Yabanlaştırdılar, yavanlaştırdılar, yalanlaştırdılar yıllarca hayatlarımızı. Kimimiz alkolik olduk kimimiz yarı deli. Herhalde on kişimizden en az dördü intihara kalkışmıştır zaten.
Artık öyle dayanılmaz olmuş ki hayatımız, hepimiz birer Robinson Crouse olup ıssız adamızı arıyoruz. Ama onlar her yerde, maalesef kaçamıyoruz.
… … … … … … … … … … … … … … … … … … … … … … … … … … … …
Sonra bir gün uyandık, baktık ki bu bir oyundu ve bizlerde istemeden olsa bunun bir parçası olmuştuk. İğrendiğimiz halde bu yalan dünyada belki en masum yalanları bizler söylemeye başladık. Onlarla artık kendi gerçeğimizi paylaşmayı gerekli görmedik. Çift karakterli olmaya zorladılar bizi, kendi aramızda başka onların yanında başkası olduk. Uçurumlar vardı artık aramızda, bir çiçeği, bir çocuğu ya da bir sokak köpeğini onlardan daha farklı seviyorduk.
Gerçekten seviyorduk ama asla yalan yoktu bizim sevdalarımızda. Onlarda bizi az bir çabayla da olsa böyle sevseydi, belki daha farklı olurdu her şey kim bilir?
Ama kandırıldığımızı anladığımız günden itibaren onlara ait ne varsa hepsinden nefret ettik. Onlar gibi olmamak için çok çabaladık, çoğu zaman bocaladık, hatalar yaptık fakat asla teslim olmadık. Bunu onlarda iyi biliyor, belki gerçekten bu yüzden bizlerden daha bir nefret ediyorlar. Çünkü bizi hiç anlamak istemediler, bir türlü olduğumuz gibi bizi kabul edemediler. Bizde onları yalanlarla mutlu ettik. Bu olanları onlar istemişti!
Bırakın ulan artık yakamızı, daha verecek neyimiz kaldı sizlere! Gençliğimizi aldınız, hayallerimizi çaldınız, sevdalarımızı bile puştlaştırdınız! Daha ne istiyorsunuz bizden?
Dinlediğimiz müzik mi? Onu alsanız da bir bok anlamazsınız. Bizlerin bu müziği dinlemeyerek her şeyden vazgeçeceğimizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bu bizim yaşam tarzımız! Müzik olmazsa tını var, tını olmazsa söz var, söz olmazsa hece var…
Zincirlere vursanız da bizi karanlık bir gecede, bir ıslık olur isyanımız… Bu aşağılık sistem değişmedikçe, hayatın kirli yanı olarak hep dimdik ayaktayız…
Long Live True Metal!
Üvey(1*)
Ne kadar biriktirsem de yağmurları
Ellerimde…
Duvarları konuşturmayı başaramadım
Yokluğunda…
Her aynaya baktığımda sensizliği görsem de
Gözlerimde…
Vazgeçmiyordum senden bir nefes sigara bile olsa
Boşluğumda…
Şalterlerimi kapatıp gittiğinde, sende
Benim gibi…
Ne vardı biraz daha sürseydi diyordun
Umudumuz…
Karanlıkta kaldın biliyorum, bende
Senin gibi…
Her an bir beklenti içindeyim, inan aynı
Burukluğumuz…
Bir uçurtmanın kanadına, takıldı
Düşlerim…
İstenmedim bir türlü, ötekiydim
Sevilmedim…
Bir gece yarısı gül fidanına boylu boyunca, asıldı
Gençliğim…
Artık farkına vardım, Ben!
Hayat denilen mucizenin uçurum kenarında ki, üvey
Kardeşiyim…
(2*)
Dipnotlar:
1) Şiir: Uğur Arı (17.11.2006)
2) Ressam: Salvador Dali

Öğretilenler…
Hiç bir zaman hakkımızın olmadığı hakların bahsi…
Ebeveyn,çocuk?
Adalet,eşitlik,tek düze insan…
Dünya,kainat,sonuç?
Benim pek umudum kalmadı artık.Adalet denen şey anlamını iyice yitirdi ve gün geçtikçede dahada vahim bir hal alıyor.Ne olurdu ki birbirimizi her yönden anlayabilseydik..
Güzel bir paylaşım olmuş.Özellikle sonundaki şiirle yazı birbirine iyi uyum sağlamışlar.
Devam Uğur Arı.Teşekkürler.
Her çağda varolan bir olgudan bahsetmişsin,ve çok güzel aktarmışsın kalemine,yüreğine ve de eline sağlık diyorum.
Şiirdeki yoğunluk,okurken beni de içine aldı resmen,ve resimle bütünleşmişler adeta…Teşekkürler…
All fled, all done.So lift me on the pyre.The feast is over.And the lamps expire.(Herşey olup bitti.Ölüleri yakacak odunların üstüne kaldırın beni.Ziyafet sona erdi.Söndürün kandilleri)Robert Ervin HOWARD(REH..Conan’ın ve dolayısıyla fantastik kurgunun yaratıcısı..İntiharından önceki son cümleleri)İnsan,farklı bakış açılarını hazmedebilecek olgunluğa sahip bir yaratık değildir.İnsan olgun değildir,olamaz.İnsan bencildir,sadisttir,kibirlidir…Bu yüzden farklı düşünenler,farklı olmaya çalışanlar,(adı üzerinde)toplum tarafından asla benimsenmeyecek ve kenara itileceklerdir.Her devirde kendini devindiren bir ritüeldir bu.Neredeyse dini bir inanç gibi.O kadar acımasız,dogmatik,sert…Bu afaroz mantığına isyandır işte kiliselerin yakılması…Ne kadar tutarlı hareket etmişiz değil mi? Bakın işte hâlâ karakterimize uygun davranıp ters yazılar yazıyoruz.Ugur gibi kalemi,yüreği ve beyni kuvvetli arkadaşlarımız da arada bir içimizde erittiğimiz,köreltiğimiz,bizden başka kimsede bulunmayan ruhsal uzvumuzu kışkırtıyor.Ereksiyon halinde böğürüyoruz…
HAKEDenLERİ HAYATIMIZA sokalım;
hakETMEYENLERİN hayatına SOKALIM…