>>
Site Map
>>
Forums
>>
Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji
Forum module - topics in forum:
Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji - Baþkalarýnýn bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklýmýzla akýllý olabiliriz.
Dinler Nereden Gelir?
İlk insanlar için bu konudaki bilgisizlik iki kattır: doğayı bilmemek, kendi kendilerini bilmemek. İlkel insanların tarihini incelerken, sık sık bu ikili bilgisizliği düşünmek gerekir.
Gene de ilerlemiş bir uygarlık saydığımız Yunan antikçağında, bu bilgisizlik, bize çocuksu görünür; örneğin, Aristoteles'in yeryüzünün hareketsiz olduğunu, evrenin merkezi olduğunu ve gezegenlerin yeryüzünün çevresinde döndüğünü düşündüğünü gördüğümüz zaman. (Aristoteles'e göre, bu gezegenler 46 taneydi, bunlar bir tavana çakılı çiviler gibi kımıldamadan ve bir bütün halinde, yeryüzünün çevresinde dönmekte idi...)
Yunanlılar, su, toprak, hava ve ateş dedikleri ve artık ayrıştırılamayan dört öğenin varolduğunu düşünüyorlardı. Bütün bunların yanlış olduğunu biliyoruz, çünkü şimdi artık suyu, toprağı ve havayı kendi öğelerine ayırabiliyoruz ve ateşi de bu yukardakilerle aynı türden bir cisim saymıyoruz.
Yunanlılar, bizzat insan hakkında da çok bilgisizdiler, çünkü organlarımızın görevlerini bilmiyorlardı ve örneğin yüreğin, cesaretin merkezi olduğunu sanıyorlardı.
Daha o zamandan çok ilerlemiş saydığımız Yunan bilginlerinin bilgisizliği bu kadar büyük olduğuna göre, onlardan binlerce yıl önce yaşamış insanların bilgisizliği ne olur? İlkel insanların doğa ve kendileri hakkındaki anlayışları; bilgisizlik yüzünden gelişmemişti. Ama bu insanlar, herşeye karşın, eşyayı açıklamaya çalışıyordu. İlkel insanlar hakkında elimizde bulunan bütün belgeler, bize, düşlerin, bu insanların kafalarında, düşüncelerinde çok yer tuttuğunu söyler.
....
Başlangıçta, bu eşe ayrıca maddi kıvamı olan bir tür saydam ve hafif bir beden atfediliyordu. İnsanda, ölümden sonra da yaşamını sürdüren maddesiz bir ilke, ruhsal bir ilke olduğu anlayışı, çok sonra doğmuştur. (Ruhsal, yani spiritüel sözcüğü, ruhtan, yani esprit'den gelir ki, esprit, Latince'de, soluk demektir; son nefes ile birlikte giden soluk esnasında, ruh (can, âme) çıkar ve yalnız "ikinci"nin varlığı sürer gider.) Öyleyse, düşünceyi ve düşü açıklayan ruhtur.
Ortaçağda, insanların, ruh üzerine garip anlayışları vardı. Yağlı bir bedende ince bir ruh, ince bir bedende ise büyük bir ruh olduğu düşünülüyordu. Bunun içindir ki, bu çağda, çileciler (zahitler, ascètes), büyük bir ruhları olsun diye, ruha büyük bir barınak yapmak için sık sık uzun süren oruç tutuyorlardı.
İlkel insanlar, önce saydam eş biçiminde ve sonra ruh biçiminde, insanın ölümünden sonra da yaşadığı ruhsal ilkeyi benimseyerek, tanrıları yarattılar.
İlkin insandan daha güçlü, gene de maddi bir biçimde bulunan varlıklara inanırken, buradan yavaş yavaş bizimkinden üstün bir ruh biçiminde tanrıların varlığına inanmaya vardılar. Böylece, Yunan antikçağında olduğu gibi, her birinin belirli bir görevi olan birleşik birçok tanrı yarattıktan sonra, buradan tek tanrı anlayışına ulaştılar. İşte o zaman, günümüzdeki tektanrıcı din yaratılmış oldu. Böylece açıkça görüyoruz ki, dinin kökeni, bugünkü biçimiyle bile, bilgisizlik olmuştur.
Demek ki, idealizm, insanın sınırlı, dar anlayışlarından, bilgisizliğinden doğuyor; oysa materyalizm, tersine, bu sınırların geriye itilmesinden, geriletilmesinden doğar.
Kaynak:
Georges Politzer - Felsefenin Başlangıç İlkeleri
Birde şu konuyu unutmamak lazım.Yunan Antik Çağının Avrupanın medeniyeti bulması ve Rönenans döneminin en önemli esin kaynağıdır.Dinlerin ortaya çıkış nedeni bilgi,bilgelik,güç değildir.
İnsan hayatındaki birçok olaya karşı güçsüz ve aciz kalışı karşısında çaresiz duruma düştüğü her türlü olayı bir yaratıcı güce yormak ve ona sığınmaktan öte uydurulmuş ideolojilerdir..
Korku nun nedeni güçsüzlüktür,ve güç noksanlığı dinleri yaratmıştır...Peki şimdi din sayesinde güçlüler mi?.Tabiyki hayır kişisel rahatlama ve aldanma...
Din aracıları,kainler ve tanrının yeryüzündeki temsilcileri..Kim kanıtlıyabilir doğruluklarını?Hepsinin birer halk efsanesi olduğunu yada olmadığını?.Gerçekten yaşadığını yada yaşamadığını?.Söylenildiği,anlatıldığı gibi birileri olduğunu yada olmadığını?
İnsanlar inanmak istedikleri şeylere inanırlar ve doğruluğunu umursamazlar,doğru olup olmadığını dahi bilmez sadece varsayar,şartlanır ve kendince bahaneler bulup inandığı şeyi geçerli kılmaya çalışırlar.Asırlar boyunca yoruma açık olan kesin ibarelerden çok herkesin kafasına göre her yöne çekebilceği ifadeleri kutsal saydıkları kağıttan kitap sayfalarında okur,herkes kendine göre yorumlar.Biri eline silahı alır tanrı için savaşır bir başka insanı öldürür,öbürü onu bunu dinsizlikle suçlar hakaret eder..Hayatları boyunca inandıkları ilahın hiçbir gücünü fiziksel,bedensel ve duyu organlarıyla hiçbirşekilde hissedemeden ölürler.Dediğim gibi insanlar inanmak ister ve inanır.Kendinden olmayanada aşağılık gözüyle bakmazsa hiçbir sorun ve çatışma olmıyacaktır..
Bugün dine inananların uzaylılara,vampirlere inananlardan gözümde hiçbir farkı yoktur.Kitap mı onlardada var,kanıt mı oda var(inanmak isterseniz tabi tıpkı dinde olduğu gibi).Sanıyormusunuz Scientology yada Vampirism'e inanların inançlı iftirası olan 'Sapkın ideolojiler' olduğunu yada bunlara inanan insanların dine inanlardan daha cahil,eğitimsiz işe yaramazlar olduğunu..İnsan inancı,bireyin inancı bireyi ilgilendirir başkada kimseyi değil.Ancak bir saldırı olursa ve bir inanca mensup olan diğerini aşağılar,kötüler ve zorlarsa(ki tarih boyunca süre gelmiştir ilahi dinlerin kalıplaşmış stratejisidir baskı,tehdit ve korkutma) savunmaya geçilir.Yoksa kim müslümanmış kim yahudi kim hristiyan kimseyi ilgilendirmez
Ötesinde kimin neye inandığı kendi kişiliğinin kendi gücünün aynasıdır.
Kişisel düşüncelerim bu şekilde.Başlık için saolasın önder
din insanların inanmaya olan ihtiyaçlarından dolayı gelir her ne kadar saptırılmışsa da insanların güdümlenmesi için kullanılan bir araçtır
doğa ve doğa olayları karşısındaki güçsüzlük, çaresizlik, hayranlık, sığınma isteği. antik dönemlerdeki çoktanrılı dinler bu sebeplerden çıkmıştır. dağı,taşı,denizi,hayvanları ihtiyaçları ve hayranlıkları doğrultusunda tanrılaştırmışlar ve çeşitli ritüeller oluşturmuşlardır. ayrıca hem korktukları hem de açıklamaya çalıştıkları bu olayları kendilerince yorumlamışlardır. özellikle mitler bu durumu açıklar. tek tanrılı dinlerde ise daha çok insanları biraraya toplama gibi bir amaç vardır, yahudi diyasporasını biraraya toplamak için musanın peygamberliği, hepsini bir çatı ve bir inanç altında toplama amacıyla oluşturulmuş bir tanrı, ki bu tanrının belirli bi şekle sahip olmadığı söylenmiş yahudilikte, islam inancına da tanrıyı resmetmek betimlemek günahtır şeklinde geçmiş. oysaki bu konuda ilk güdülen amaç, yahudi kavimlerinin o dönemde çok fazla tanrıya sahip olması, elbetteki hepsinin farklı şekillerde betimlenmiş olması ve eğer yeni tanrıya da bir şekil atfedilecek olsa bu kavimlerin o bizim tanrımızdır, bizimkine daha çok benzemektedir şeklinde anlaşmazlığa düşmelerini önlemek içindir. yapılan herşey de bu saçılmış kavimleri biraraya toplama çabası içermektedir. ki zaten yahudilik bir kavim dinidir, yahudi olunmaz, doğulur. sonrasında hıristiyanlık da ezilen alt tabaka yahudilerin romanın güçlülerine baş kaldırması sonucu ortaya çıkmıştır. kafam yerinde değil çok karışık geçtim herşeyi ama sonuç olarak tek tanrılı dinlerin oluşmasında da bu tarz toplumsal/siyasal amaçlar vardır.
yazıya da değinmek istiyorum, aristoteles'in yer merkezli ve hareketsiz evren tasarımı ortaçağda da savunulmuş, üstelik kilise bunun aksini savunan kimi düşünürü/filozofu yakmış,derisini,yüzmüş(örnek bruno) ya da susturmuştur(galileo). bilgisizlik sadece antikçağ ya da ilkel insana atfedilmemeli sanırım. bir de idealizm ve materyalizm çatışmasını dinlerin oluşumuna sokmak ne kadar doğrudur bilemiyorum çünkü din inancı olmadan da metafizik veya spiritüel durumları savunmak mümkündür. insanın aurası vardır örneğin görüyor muyuz hayır ancak vardır. ya da kimi varlıklar vardır neyse bunlara girmemek gerek. çok farklı örnekler verilebilir bu konuda, görmediğimiz şey yoktur demek doğru değildir. ya da bilimi düşünelim, radikal anlamda materyalizmi savunmak demek atomaltı araştırmaları da reddetmek demektir. pozitivist olunabilir ancak kökten bir materyalizm savunmak doğru değildir bence.
din çok karışık bişey yani nereden geldiği felan her insandan çeşit çeşit şeyler çıkabiliyo zamanla ben allahın tek olduğundan başka bişeye inanmıorm insanların islamla uydurduğu sacmasapan seyler beni ırgalamıo acıkcası dinle de pek fazla ilgilendiğim sölenemez ama yinede bir seye inanmak zorundayız
| R-ainmaker Wrote: : |
| yinede bir seye inanmak zorundayız |
Neden?
Ben inanıyorum ama inancım zorunluluktan değil, içimden geliyor..
hiçbirşeye inanmadan yaşamak insanı boşluğa götürür.. ilahi güçler bir yana.. inancın evreleri vardır ve sırasıyla onları tamamlarız. okulu bitireceğimize inanırız meslek sahibi olacağımıza inanırız 45 yaşına kadar yaşacağımıza (atıyorum) ve öleceğimize inanırız. nedemek istediğimi anladınız. insan inanmadan yaşayamaz. inanırken bile neden geldiğimizi sorguluyoruz. hiç birşeye inanmadığımızı düşünelim.. bu insanı deliliğe götürür.. neden burada olduğumu bilmek isterim ve benim gibi herkes bilmek ister.. ve burdan sonra neler olacağını.. kafamızda ne olacağımızla ilgili senaryolar vardır hepimizin. ben inanmak istediğim için inanıyorum. çünkü herşeye gücü yeten fevkalade güçleri olan bir görünmeze inanmak işime geliyor.
yüzyıllardır süregelen bu inanış ebeveyinlerimizden bize geçirildi başta. daha sonra bizler büyüdük ve körü körüne inanmak yerine araştırmayı seçtik. bilimi araştırdık. evren oluşumunun bilimsel açıklamaları olduğunu gördük. ozaman bütün bunları ilahi bir güce bağlamak saçmaydı. ilahi güç adı altında gösterilen ayrıntılar da çok saçmaydı zaten. ama biz ayrıntıları düşünmeden herşeye rağmen inanmak istedik.. bir güç vardı. anlatıldığı gibi insanlara meleklerini gönderip onları elçileri seçmedi belki ya da kimseye kitap yazdırmadı. ama o vardı. bu kadar düzenli olarak oluşumlarını tamamlamış evren öğelerinin yöneten yönlendiren bir güç vardı.
o ilahi güç gerçekten var ise bize bir mucize göstermesini çok isterdim.. bu ihtiyacım(ız)var..birşeyin varlığından emin olarak inanmak sanıyorum güç verir..
konu dinlerin ortaya çıkışı değil miydi? tanrının varlığı yada mucizeleri ile bunun ne ilgisi var anlayamadım. tanrı ile din aynı şey değildir.
dinler bir Tanrı'nın varlığına inanmakla bağlantılı olarak ortaya çıkmıştır.. alakasını nasıl çözemedin ben de onu anlayamadım..
sadece bizim yazdıklarımıza karşı çıkmayıp bi de kendi görüşlerini yazsaydın da onun üzerinden devam etseydik keşke..
komik gibi gorunuyor ama israrla gosteriliyor..bazi hayvanlarin uzerinde,yagan karin dagin uzerinde Allah yazisini ortaya koymasi, bunlar fotomontaj olabilirmi bu konuda habere rastlayamadim?
herkes kendisini bildi bileli bu konular mevcut hepte devam edecege benzer.50 kez daha boyle bir baslik acilsa biryere varilmiyacak bence.surprizler inanmamiza neden olabilirmi?gercekten $a$irtici ise ve tekrarlaniyor ise? bilenler bunu aciklarsa iyi olur.firavun ve suveys olayinida aciklarsaniz gercekten muthis olur.
her siteye girmeyi sevmiyorum burada bilenlerin yazdiklarini kanitlayarak,okuyor olmak zevk verici samimiyim..kendi inandiklarinizi degil orataya atilan orenekleri curuten kisileri okumak istiyorum daha cok.cunki hep ayni konular allah vardi din yoktu sikici gelmeye basladi bunlar haksizmiyim.sonuca varamiyor kimse bilen bilmeyene kastirma derdinde. Allah ve din hakkinda gorunen,$a$irtici ,hayranlik uyandirici orneklerin dogrulugu yok ise bu bilgiye sahip olan kisilerin bunu anlatmasini istiyorum.
ben yokmu$um gibi yazin lutfen.konuya sahip cikalim..
dinler konusunda bir inanca sahip değilim...
kutsal kitapları okumaya çalıştım bana pek mantıklı seyler gibi durmadı çünkü güncelliğini yitirmiş şeyler ...
ama bir mantık kurarsak din bir inanç disiplinidir...araçtır... ama dine gerek var mıdır bu tartışılır...ben gerek duymuyorum tanrıyı içimde hissediyorum ve kendime ait kimsenin bilmediği bir dine aitim o da vicdan....
tanrı var mıdır?peki bu soruya cevap olarak asla kanıtlanamıyacak bir şey vardır; kimse tanrının ne varlığını ne de yoklunu kanıtlayabilir... bu insanın içinde şekillenen bişey içinizdeki sese kulak verin tanrı nesnel ortak herkesin inandığı bişey olması gerekmiyor ... tanrı içinizdeki vicdandır...bence her şey için yeter....
| azra_il Wrote: : |
dinler bir Tanrı'nın varlığına inanmakla bağlantılı olarak ortaya çıkmıştır.. alakasını nasıl çözemedin ben de onu anlayamadım..
sadece bizim yazdıklarımıza karşı çıkmayıp bi de kendi görüşlerini yazsaydın da onun üzerinden devam etseydik keşke.. |
kendi görüşlerim var yukarıda dikkatli bakarsan görürsün. tanrı ile dinin bağlantısı yadsınamaz, benim yazdıklarımda da çokça tanrı kelimesi geçiyor eğer okursan. ancak bir ayrıma yönelik olarak kullandım bunu. dinde elbette tanrı vardır ama tarafınızdan yazılanlarda din düşüncesi neredeyse hiç yok; başlığa cevap vermiyor. tanrının mucizeleri, varlığı, ona olan inanç vs göz önünde tutulmuş. ben bunu vurgulamak istedim.
| fuckthesystem Wrote: : |
| anguish Wrote: : | dinler konusunda bir inanca sahip değilim...
kutsal kitapları okumaya çalıştım bana pek mantıklı seyler gibi durmadı çünkü güncelliğini yitirmiş şeyler ...
ama bir mantık kurarsak din bir inanç disiplinidir...araçtır... ama dine gerek var mıdır bu tartışılır...ben gerek duymuyorum tanrıyı içimde hissediyorum ve kendime ait kimsenin bilmediği bir dine aitim o da vicdan....
tanrı var mıdır?peki bu soruya cevap olarak asla kanıtlanamıyacak bir şey vardır; kimse tanrının ne varlığını ne de yoklunu kanıtlayabilir... bu insanın içinde şekillenen bişey içinizdeki sese kulak verin tanrı nesnel ortak herkesin inandığı bişey olması gerekmiyor ... tanrı içinizdeki vicdandır...bence her şey için yeter.... |
İçinde milyarlarca gezegen bulunduran samanyolu galaksisindeyiz.. düşünün milyarlarca da galaksi var akıl almıo di mi ama bunları boşver sadece yaşadığın dünyaya bak... hala bir kanıt göremiyosan da o senin o şekilde inanmak isteğindendir..
insanlar işine gelen yolu seçip bunun adına da ''din yoktur...allah yoktur..hani kanıt nerede?'' gibi kaçış cümleleriyle günlerini kurtarmaya çalışıo... |
kanıt nerde demedim ki ben bunu sadece insan tanımlaya bilir kimsenin mudahalesi olmadan .... tanrının varlığını da yoklunu da kanıtlayamazsın çünkü hep karşıtlık çıkar ortaya tartışmalarda bu vardır hep inancı tartışmanın dinleri tartışmanın aptalca oldunu düşünüyorum ....çünkü herkesin kendi ruh alemindeki bi eylemdir....ve her insan o yolu kendi arayarak bulmalıdır huzurunu kaplayan şeyi buldugunda da karşısına tanrı çıkıyosa o insan için tanrı vardır yoksa sadece kendi....
ilgimi ceken biryerde okumustum vede cok dogru..
Darwinizme inananlar kendilerini ilmi bir zeminde düşündüklerini, kendilerine karşı çıkanların ise sadece dini inançlara dayandıklarını söylerler.
bazikaynaklar var cok gercekci.aksi iddia edilemeyecek kadar.Yaraticinin olduguna dair.
Çoğu insan bir bilim adamından duyduğu herşeyi, mutlak doğru sanır. Bu bilim adamının birtakım felsefi ya da ideolojik önyargılara kapılmış olabileceğinden endişe etmez. Oysa bilim adamları nın bir bölümü, sahip oldukları bazı önyargıları ya da bağlı oldukları felsefi görüşleri, bilimsel bir görünüm altında topluma empoze ederler. Örneğin, tesadüflerin karmaşa ve düzensizlikten başka bir şey oluşturamadığını gözleriyle gördükleri halde, evrendeki ve canlılardaki tasarım, plan ve düzenin tesadüfler sonucu ortaya çıktığını savunurlar.
Söz gelimi bu tür bir biyolog, canlılığın yapıtaşı olan bir protein molekülünde inanılmaz bir düzen olduğunu ve bu düzenin tesadüflerle oluşma olasılığının bulunmadığını rahatlıkla anlar. Ama buna rağmen, proteinin, milyarlarca yıl önce ilkel dünya şartlarında rastlantılar sonucu meydana geldiğini iddia eder. Bununla da kalmaz, yalnızca bir değil, milyonlarca proteinin tesadüflerle oluşup, sonra inanılmaz bir plan ve düzen içinde biraraya gelerek ilk canlı hücreyi oluşturduklarını da çekinmeden iddiasına ekler ve bunu ısrarla savunur. Bahsettiğimiz kişi "evrimci" bir bilim adamıdır.
Oysa aynı bilim adamı, boş bir arazide yürürken üst üste dizilmiş üç tuğla görse, bunların tesadüfen meydana gelip, sonra yine tesadüfen üst üste dizildiklerine asla ihtimal vermez. Hatta böyle bir şey iddia eden kimsenin aklından kuşkulanır.
Peki, sıradan olayları normal değerlendirebilen bu insanlar, konu kendilerinin nasıl var olduğu sorusunu araştırmaya gelince, nasıl olup da bu denli akıl dışı bir tutum sergilerler?
Elbette, bu davranışın bilim adına olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü bilimsel düşünceye göre, eğer bir olayın iki muhtemel nedeni varsa, her iki ihtimal üzerinde de düşünmek gerekir. Eğer iki ihtimalden birisi diğerinden çok daha düşükse, örneğin yüzde 1 ise, bu durumda akılcı ve bilimsel olan hiç kuşkusuz ki yüzde 99 olan diğer ihtimal üzerinde yoğunlaşmaktır.
Bu bilimsel ölçüyü akılda tutarak düşünelim. Canlıların bu dünya üzerinde nasıl ortaya çıktığı konusunda öne sürülen iki görüş vardır. Birincisi, tüm canlıları, şu an sahip oldukları kompleks yapılarıyla Allah'ın yarattığıdır. İkincisi ise, canlılığın bilinçsiz tesadüfler sonucunda meydana geldiğidir. Bu ikincisi, evrim teorisinin iddiasıdır.
Bilimsel verilere, örneğin moleküler biyolojiye baktığımızda ise, tek bir canlı hücrenin, hatta onda bulunan milyonlarca proteinden tek bir tanesinin bile, evrimin savunduğu şekilde tesadüfler sonucu oluşmasına ihtimal olmadığını görürüz. İlerleyen bölümlerimizde de ele alacağımız gibi, olasılık hesapları bu gerçeği açık ve net olarak ortaya koymaktadır. Bu durumda, canlıların ortaya çıkışı hakkında öne sürülen evrimci görüşün doğru olma ihtimali "0"dır.
O halde, birinci görüşün doğru olma ihtimali "yüzde yüz"dür. Yani, canlılık bilinçli bir biçimde var edilmiştir. Diğer bir deyişle "yaratılmış"tır. Tüm canlı varlıklar, üstün bir güç, bilgi ve akıl sahibi olan Allah'ın yaratmasıyla var olmuşlardır. Bu gerçek yalnızca bir inanç biçimi değil, akıl ve bilimin vardığı ortak sonuçtur.
Elbette bu gerçek karşısında, evrimci bir bilim adamının bu iddiasından bütünüyle vazgeçmesi, açık ve ispatlanmış gerçeğe teslim olması gereklidir. Aksine bir davranış, kendisinin "bilim adamı" olmaktan çok, bilimi felsefesine, ideolojisine ve dogmatik inançlarına alet eden bir kişi olduğunu gösterecektir.
Oysa bütün bunlara rağmen söz konusu evrimci "bilim adamı"nın, gerçeklerle yüzleştiği her durumda, öfkesi, inadı ve önyargıları bir kat daha artar. Onun bu tutumu tek bir kelimeyle açıklanabilir: "İnanç" ... Ama batıl bir inanç. Zira, gerçeklerle karşı karşıya geldiği halde, bunlara gözünü kapayıp, hayalinde kurduğu akıl dışı bir senaryoya ömür boyu bağlanmanın başka bir açıklaması olamaz.
YANi bunlari okudugumda hicte inanasim gelmiyor aksini iddia edenlere, baslik konusuna.. Yaraticinin oldugu yonunde inandiklarim budur.bu var ise dinde vardir. konumuz cografya ise bunu bize anlatacak birileri lazim gezecek gorecek sonra yazili olarak onumuze verecekler diye dusunuyorum.yoksa nasil tanir ,bilgi sahibi oluruz gibi.
Farkinda oldugum birsey daha var.nekadar dinine inanan var ise maneviyatcidir saygi sevgi kardeslik vardir o kiside. tabiki genelleme yapmiyorum ama cogunluk bu yonde.tam aksi kisilerde ise cirkeflik asilik ezicilik vb vardir.dinlerde yapmamiz gerekeni akil ve mantik cercevesinde bizlere bildirir diye dusunuyorum.
ve ozellikle belirteyim bu yazi Alintidir.