>>  Site Map >>  Forums >>  Edebiyat

Forum module - topics in forum:



Edebiyat - Kültür de lazým tabii..



Günün şiiri

Duydum ki Bizi Bırakmaya Azmediyorsun Etme

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme

Mevlana Celaleddin Rumi






Başlık 'Edebiyat' bölümüne taşınmıştır.






YANILGI

Kendimizden bir adadayız,
Dört yanımız başkalarından.
Aynı önemli kapıdan giriyoruz,
O eski, o beyaz kapıdan.
İlkin yıllar üstünde
Bizi ayıran bir dünya vardı, adımıza kurulu.
Burada yıldaşlarımız soyunup-giyiniyor,
Bilinik kılıyor birbirimizi.
Bir hastalık bulaşıyor anlamlarımıza,
Büyümsümeye vardırıyor yinlerimizi.
Ben sınırlanıyorum göz göre göre,
Kardeşleşmemiz ayrıklaşıyor,
Kopuyor kan.
Sen konuşmadan duruyorsun senelerce karşımda.
Kalımsız bir anıtsın gençlikten, kitapsızlıktan.
Başkalarından bir adadayız,
Dört yanımız biz gibi insandan.
Aynı önemsiz kapıdan çıkıyoruz,
O eski, o kırmızı kapıdan


Özdemir Asaf






LÂL'E
Merhaba
Benim yaşanılası iklimim
Gönül rüzgarım
Kar mı yağdı dağlarına
Ilgazlardan selam olsun
Merhaba
Benim varılamayan mabedim

Merhaba
Benim gülyüzlü kartanem
Rüzgarım
Sert mi esti saçlarına
Gözlerine selam olsun
Merhaba
Benim ulaşılamayan ellerim

Gidiyorum ben
Yaşanılası iklimim
Ben gidiyorum
Gülyüzlü kartanem
Sana Ilgazlardan selam bırakıyorum
Saçlarına rüzgar
Gidiyorum ben varılamayan mabedim
Ben gidiyorum ulaşılamayan ellerim

Sevda hüznü kondu kanatlarıma
Gitti ellerime değen ellerin
Yandı ormanlarım
Lâl'e yanacak gökler şimdi
Şimdi gökler lale yanacak
Ve herkes seni
Seni herkes
Benim kanatlarımda sanacak

MUGAN






Aysel Git Başımdan
Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Ölümüm birden olacak seziyorum.
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum.

Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
Dağıtır gecelerim sarışınlığını
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Benim icin kirletme aydınlığını,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

Islığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
Yanlış şehirlere götürür trenlerim.
Ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.
Acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.

Sevindiğim anda sen üzülürsün.
Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
Aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
Sakın başka bir şey getirme aklına.

Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.
Aysel git başımdan seni seviyorum...


Attila İLHAN.






İSTANBUL

Benim birde İstanbul maceram var,
995 te başlayan yağmurlu bir Kasım günüde
Heyecanlı, bir o kadar da gergin
Yazmıştım İstanbul’u ilk kitabımda

İster gel ister gelme, geçmeziyem bu şehrin
Men güzelden anlaram
İstanbul şahı şehrin demiştim,
Bir gezmede İstanbulu

Şimdi ne yazmaya, nede gezmeye
Şimdi, kötüleri üzmeye gidiyorum
95 Kasımında yağmurla beraber
Kapalı çarşıda Orhan Veli ile tanışacağım
Topkapı, Ayasofya Sultan Ahmet
Beklide Dervişlere karışacağım

Kim bilir bir bakarsın
Boğazda teknelerle yarışacağım
İhtimali zayıf ama
Beklide en bilinmedik küfürlere alışacağım
İstanbul sana geliyorum
Yağmurla beraber 95 Kasımında

Böyle başladı işte böyle gidişle
Ve 96 kasımında yağmurla beraber döndüm
Heyecanlı, bir o kadarda üzgün.
Nemi oldu, nemi kaldı geride?

Bir deniz yaş 18;
Sonuç aşırı doz
Hayalleri anıları bir küçük not defterinde yazılı
O kadar

İki Can
Yaş 17;
Topuğundan bile iğneliydi
Son sözünde yaşamak istiyorum dedi.
Uyuşmadan yaşamak

Üç; Esrahan
Ey güzel gözlü kız
Çok uğraştık seninle biz
Yaşamam için kufak bir sebep demiştin;
Denizi göstermiştim.
Öldü demiştin.
Oysa ben maviliği demek istemiştim.
Gözlerin gibi, maviliği
Şimdi ceza evinde zaten evinde de cezalıydı.

4.5,6
Gider böyle geride kalanlarım.
Ey be İstanbul
Ey uyuşuk taş toprak
Bana güzellikten söz etmeyi bırak.
Ben senin o ışıltılı gecelerinde,
O boğazının sahte kalabalığında bir tek şiir yazmıştım.
Yalnızlıktan bunalıp ta sevgiliye


Denize kızıllık düştüğü anda bir martı misali havalanırım,
Aklımdan gözlerin geçtiği anda,
En durgun sularda dalgalanırım
Ellerin gerekli su içmek gibi
Son dilek misali bir idamlıkta
Tutmalı, öpmeli, okşamalıyım,
Şefkatin olmalı bu karanlıkta

Topu topu işte bu geriye kalan
Kimi mezer taşında, kimi yalnızlığımın ak kağıdında
Ve benim için İstanbul
Artık sabıka kaydında.

UNUTULMAK ÖLÜM KADAR ACIYSA,
HATIRLAMAKTA YAŞAMAK KADAR GÜZELDİR.

Bedirhan Gökçe






10 Kasım

10 kasım bir doğumdur
Her doğum başlangıçtır ölüme
Ölüm;
sığdırılmışsa içine bir yaşam
yaşam adanmışsa yaşamlara
ve öldüğünde insan
selam duruyorsa hala
topuyla,tüfeğiyle ve elinde çiçeğiyle
gözyaşlarıyla damla damla
insanlar

ve varsa hala ardından
ağlayan kadınlar
ve çocuklar
doğduklarında yokken bile sen
senin resminse yakalarındaki
cepheye giderken

ve anılıyorsan hala her 10 kasım da
senin adını taşıyorsa sokaklar,okullar
akıyorsa damlalar gözpınarlarından
yığınların
ve hala adın yazılamıyorsa
nüfus kütüklerinde
ve hala varsa öldürmek isteyenlerin
ölümün adı değildir
10 kasım
olsa olsa bir merhabadır ölüme

Yasin Yalçın






Bir bitişin resmini çizmeye başladı ellerim.
Parmaklarımdan çıkan her harf
yıkık bi kenti diriltmeye niyetlenmiş bir vicdanın pes edişidir.
Sıradanlığıyla yarışamadığım insanlar gibi olamadım.
Dönüp gidemedim, gidişlerimde yarım kaldı çünkü.
Ne yıkabildim duvarlarımı ne de kapılarımı zorladı gülümseler...
Elime renk renk ölümler aldım geçenlerde,
biliyordum nasıl ulaşırım bilinçsizliğe...
Denemek istedim birkez daha,
o sıralar gidesim vardı herkesin hayatından,
gidişlerimi anlamak istemeyenleriniz vardı.
Her renk birbirinden daha güçlü elimde bana bakıp durdu.
Renkleri bana işlesinler diye canlandıracak bir ruh da masamdaydı.
Toprağın ateşte beden buluşuyla kazandığı kıyafeti
sarı ışıkta parlamaya devam etti sabaha kadar.
Acıydı, tek başına çekilir gibi değildi cama hapsedilen ruh
ve dışarı çıkarmak için okşamak gerekmiyordu şişeyi.
Renklerle barışamadıkca ruhlandım günlerce.
Yerleri sevdim çünkü yüzler görünmüyordu.
Renkler uzaklaştı ben yakınlaştıkca,
attım hepsini bir dahaki pes edişime kadar.
Sevgiliye azap çektirir oldu sesim ben kaçamadıkca.
Yine kendim açtım ışıkları kimse olmadan,
Kalktım ayağa ama etrafta kimse kalmamış ne yazık.
Sevgili, duvar, masa, yer, gök hepsi bir.

yazarı bir amatör selçuk şenol




Attention! You are currently viewing sitemap page!
We strongly suggest to look at original content

Search from web

Valid HTML 4.01 Valid CSS