>>  Site Map >>  Forums >>  Karalamalar

Forum module - topics in forum:



Karalamalar - Kafa öne eðilir ve yazýlar çýkar..



Ezberlenmiş Acıya,Umutlara ve sevdaya...

Ne ses istiyorum ne de bir cümle... Sadece ben varım,varmışım anlıyorum. Ve şimdi daha iyi biliyorum.Biribirinin aynı olan sahneler perdeleniyor hayatımda...Tiyatro güzeldir.Ama tiyatro senaryodur,kurgudur.Benimki fazla gerçekçi olmadı mı ? Perdeleri kapatsak mı? Ben sıkıldım bu sahneden... İnmek istiyorum.Şu sahne tozunu ben fazlaca yuttum... Başlarda tatlı geldi ama şimdi acımsı tatlar bırakıyor dilimde. Su içmek fayda etmiyor bu tadı geçirmeye... Yazdığım cümleler teselli bulmuyor artık adresi olmayan avare olmuş sevinçlerimde... Acı çekiyor her bir zerrem,kıvranıyor cümleler kırışmış sayfalarımda...Neyin bedeli bu? Senaryoda yok bunlar... Nerde benim repliğim? Ne söyleyecektim sen geldiğinde? Unuttum... Aklıma gelenler,dilime giden yolu bulamadı... Nerdeler mi? Sorma bana,bende bilmiyorum... Bıraktım zaten hepsini.... Varsın hepsi kayıp olsunlar...Dilimdeki acı tadı bilmesinler... Acı büyütür insanı.. Bende büyüdüm,hala da büyüyorum. Ama batıyorum amaçsızca.... Çırpınıyorum da batarken,bu bana sadece zaman kazandırıyor... Ne derin Allah'ım bu yer... Dibi yok hala görünürde.... Nereye bu yolculuğum? Hani son durak nerde? Kim hazırladı bu sahneyi? Bulamıyorum kapıyı! Sen! Çekil önümden artık,göremiyorum yolumu... Yanımda yürüyemiyorsun,bana yol göstermiyorsun... Yalvarırım çekil,bari kalan son aklımla,son gücümle bulayım yolumu... Ne ses istiyorum ne de bir cümle.. Sus bu yüzden sakın konuşma... Yol gösterme bana! Elimi tut götür... Bu sahne böyle miydi? Hatırlamıyorum... Hatırlatır mısın bana? Kaybetmeye yüz tutmuş kayıp sevinçlerime sahip çıkar mısın? Biliyor musun ben bulamıyorum... Sen bulabiliyor musun her kayıp sevincini? Yoksa sen hep mi mutlusun? Belli,sen yutmamışsın sahne tozunu.. Çok belli. Mutluluk nedir ki dostum? Sen bana acıdan haber ver??? Acı çek ki,büyüyesin... Sen daha çocuksun... Acıyı tanımamış hiçbir zerren! Bana anlatma mutluluk hikayelerini,sözümona mücadele eden içten içe umutsuz hikaye ve kahramanlarını... Ben büyüdüm çocuk...Masallarını unuttum... Sen sihir ol en iyisi... Ben yaşayan bir ölü,dokundur sihirli değneğini,hadi dirilt beni! Ama dur çocuk,elini kalbine koy,ordakiler varabilmişse diline, o zaman tut elimi... yap sihirini... Ama varamıyorsa kalbindekiler diline.. Bırak kalsın... Bırak... Ben büyüdüm çocuk... büyüdüm... Bu yüzden ne bir ses istiyorum ne de bir cümle...






simeRon Wrote: :
ACI GÖLGE

Terlemiş ellerim,dokundu saçlarına
gecenin bir vakti.
Tek tek aktı parmaklarımdan her bir tel;
saçların ıslandı.
Huzursuz oldun belki.
Belki ben ettim uyanmak istemediğin uykundan seni.

Kalkan olabilirdim düşlerine belki.

Rutubetlenmiş, aşılmaz duvarlarımı yıkardım uğruna.
Eğer ki,bir düşümde varedebilseydim seni.

Gözlerime yaktığın ateşi,okyanuslara yollayamıyorum.
Doyumsuz bir aşkı eritiyorum içimde.
Yaktığın ateş bendim belki.
Seni eritemiyorum alevlerimin içinde.

Bedenimdeki her bir zerreme kenetlenmişsin.
İsminin harfleri kazılmış tüm fikirlerime,dilime,zihnime.
Senle başlayan cümleler kuruyorum,senin olduğun hikayelerime.

Her gece ve sabahında tekrar tekrar armağanım oluyorsun.

Ruhumda yaktığım bir festival ateşi misali,
dans ediyorsun bütün büyünle...
Korkularımı ve tutkularımı yakıp,beni korlarımın içine gömüyorsun.
Savurduğun küllerim,yüzümde adeta bir gölge.
Acıdan ağırlaşmış göz bebeklerim büyüyor seninle...




PERDE

Ufuktan doğuyor güneş,
tüm görkemi ve parlaklığı ile.
Bütün bir gecenin bıraktığı izler aydınlanıyor,
biraz soluk,biraz da senli yüzümde.
Daha bir belirginleşiyor ifadem şimdi.
Aynalarla yüzleşiyorum.
Yarı aydınlık aynalarımla.
Tüm yaşanmışlıklar adına,
tüm gücümle sıkıyorum yumruğumu.
Kalbim gibi parçalara bölünüyor ayna...
Bakıyorum her bir parçanın üzerine düşmüş suretime.

Güneş sabırsız.Aydınlatmak istiyor karanlığımı.
Bir damla gözyaşım akıyor.Siliyorum
Ellerim ağlamaklı misali.
Kapatıyorum tüm açık perdeleri.
Ardına bakmadan topluyor eteğini güneş...
Karanlığım sunuluyor tekrardan.
Ve gümüş tepside,sindiremediğim acılarım ikram ediliyor.
Ter ve gözyaşı ile bulanmış ellerimi uzatıyorum.
Acı oluyorum.
Hüzün oluyorum.
Yüzüm hala soluk,hala senli...
Ama yapamıyorum.
Senden,tüm kederlerimi saracak bir çerçeve yapamıyorum.
Oysa ki,kendi ellerinle sunmuştun bana kederlerimi.
Güneşi yoksaymıştım,aydınlatırsın diye beni.

Ve şimdi;
Acı oluyorum.
Hüzün oluyorum.
Sen gidiyorsun ardına bile bakmadan,
Güneş misali...

Karanlığımı sunun bana.
Kapattım perdelerimi...







TEK KİŞİLİK OYUN


Nasıl da savruldu ruhum aniden.Bu zamansız rüzgarı tahmin edemedim işte.Oysa ki,nasıl da zırhlamıştım.Ama oldu bir kere... Ruhum olduğu yerde de,ben nerdeyim peki şimdi? Yo hayır! Ruhum savruldu ve durdu.Ama benliğim...Şu uğruna neler neler harcadığım benliğim.... Derin hüzünlerimin,mutsuzluklarımın,ucu kırık hikayelerimin,başsız ve sonsuz aşklarımın olduğu benliğim? Yok işte! Bulamıyorum. Ama,hatırlıyorum.Varlığı ortalardaydı. En son şimdi nereye diye sormuştum.Ve yine cevap alamamıştım...Bir bulayım,daha soru sormayacağım! Hayır,hayır.... Saçmalıyorum.Benliğim burda! NEREYE GİDECEK HEM ? Ben,ben öldüm mü ki? Nefes alıyorum.öyleyse? Nefes almak yaşamak mıdır?Yaşamak nefes almak mdır?Yaşam kaç nefeslidir? Az mı,yoksa çok mu nefes aldım ? Bu hesap neden karışık?
Ben ne diyordum?Benliğim?Evet,evet! Kayıptı.Yok değildi,değildi.Benim benliğim yerinde.Ama onunki kayıp =)) Kayıp olduğu için, bana sataşıyor!Sahipleniyor benliğimi.Bir benlikte iki kişi... Ne acaip değil mi? Geçenlerde onun yüzünden ağladım.Ağlattı beni! Üstüne üstlük,tadı berbat olan birşeyler içmek zorunda kaldım.Ama içtiğim herneyse,onu benden uzaklaştırdı.Ama hep benimle yinede.Zaten benliğimi de o çaldı! Aslında bu benlik ona ait.Benim değilki... Hesabım yine karıştı...
Bir benlik bulmak için,kaç yaşam lazımdı?Fazla nefes aldım galiba.Kesin o almıştır nefesi! Öyle ya,kullanıyor beni.Bir defasında bana; "Ben ölürsem,kurtuluruz." dedi.En son yine bana gelmişti ama yine o tadı kötü şeylerden verdiler,kayboldu... Yoruluyorum bazen benliğimi onunla paylaşmaktan... Beni karıştırıyor. Bak yine bana unutturdu! Ben neden burdaydım? Haklıymış gibi gülüyor bana! Nerde mi? İşte orda,aynada! Hep orda zaten... Evet bana benziyor. Fakat o gülüyor,ben ağlıyorum... Ona hep demiştim,ben bu oyunu sevmedim hep sen gülüyorsuun demiştim...
Sanırım onu öldürmem gerekecek... Sıkıldım oyunundan... Kurtulacağım ondan!


İçine tek kurşun koyulmuş silahı alır,ayna karşısına geçip,gülümser.Silahı kafasına dayar ve ;

"BU SEFER BEN KAZANACAĞIM!"

der ve tetiğe basar.

BİR ŞİZOFRENİN SON SAHNESİNİ OKUDUNUZ.






BİR ŞEHİR BIRAKACAĞIM ARDIMDA

Yarın sabah bir şehir bırakacağım ardımda
Kaldırımlarına sinmiş yağmur kokularıyla
Tozlu raflarına kaldırdığım umudumun kırıntılarıyla
Biraz da sen kokan hüzüne bulandırıp gökyüzünü,
Yarın sabah bir şehir bırakacağım ardımda

Siyah üzerine gri çizgili paltomu giyeceğim o sabah
Tek sığınağam oymuşçasına sarınacağım
Son kez çekeceğim içime bu yaşlı şehirin nefesini
Acemi bir aşık gibi belli belirsiz tuttuğum o elleri,
Bir yıldırım gibi şiddetli,ani çıkan bir rüzgar gibi bırakacağım

Her gün yürüdüğüm o yollar,sokaklar dar gelmeyecek bana
Binbir hasret ve ayrılık duygusu ile geçeceğim son kez
İçten içe nefretimin içindeki minnetimi farkedeceğim belkide
Bu defa sabahın,akşamı gelmeyecek
ve ben ;
Yarın sabah bir şehir bırakacağım ardımda

Buruk bir tad olacak akşamdan kalma dilimde
Dün gece bu yaşlı şehir bir süslendi ki sorma
Son kez bakıp da pırıltılı çehresine
Şu senin sevdiğin biradan dikiverdim kafama
ve ben ;
Bu akşamı da kazıyıp zihnime
Yarın sabah bir şehir bırakacağım ardımda

Saçma sapan bir anda aklına geleceğim
Belki savuşturacaksın aklından beni
Yarım da bir gülümse ilişecek yüzüne
Ama ben göremeyeceğim
Yaşlı bir şehir görecek gülümsemeni
çünkü ben ;
Bir sabah bir şehir bırakmıştım ardımda...






Okuyun ya da okumayın!!!
Hani her saniye elinize bir yük verilir,giderek ağırlaşırsınız ya öyleyim. halimi ancak bu şekilde anlatabiliyorum.dilim buna dönüyor sadece. aslında nedeni var... ama anlatamıyorum.gücüm yok. anlatamadığım içinde....çok çok farklı biliyorlar beni.........offfffffffff lanet olsun!!!!!!!!! bıktım artık süslü cümlelerin ardına gizlemekten içimdekileri...bıktım anlıyo musunuz? suçmuş gibi gizlemek bazı şeyleri.. ağırıma gidiyor artık...çığlık attım kaç kez duyan olmadı... hiç olmayacağını düşündüğüm de bunu anladığımda yokolmak istiyorum!... içim acıyo.tükeniyorum... kaygılıyım hayatımdaki herşeyden... kendimden insanlardan ondan... biçok şeyden...gitmek mi kalmak mı diyorum artık kendime... evet.bu soruyu soracak aşamaya geldim ne yazıkki.arkamda giderken uzun uzun yazılımış bir mektup bırakmayacağım.. bilmiyorum ama şuan olsa büyük harflerle "ben buydum,buyum"yazardım.... bu bir oyunsa eğer ben oynayamadım.oyun olduğu bilincine varamadım...çok ciddiye aldım bütün değerlerimi çürüttüm.şimdi o kadar hiçim ki... sadece anlık yaşıyorum artık.. ordan oraya koşturmayı "mutluyum daha ne" diye adlandırıyorum... herkesi ihmal ediyorum... bakmayın herkes dediğime.. 3 yada 4 kişiyi bilemedin 6 kişiyi geçmez o ben gidince üzülecekler...ölenle ölünmez derler. doğrudur.benim ölmem büyük bir kayıp değil.tek bir kişi ölmüş ne farkeder... doğru düzgün kendini ifade edemeyen,hayatı sevmeyen,fazla hayalci.... ha? hanginiz der ki" ne var bunda sen busun" hiçbiriniz... inanın bana hiçbiriniz... hepsi size sadece "boş muhabbet" geliyo farkındayım. ama bunu da benim sayemde görüyosunuz... size boş muhabbet yapıyorum... ha ciddiyetse aradığınız bugüne kadar nerdeydiniz? önünüzde kendimi parçalayınca mı anlayacağınız bir ciddiyet anlayışınız var? o ben değilim... üzgünüm..
ben... ben aslında o kadar çok şey anlattım ki... ama yetmedi.bu lanet olası dünyaya çok bilmiş insanlara yetmedi! kahretsin! bir aciz gibi öleceğim sizin gözünüzde.. bense gözlerimi kapatırken bir kahraman gibi öleceğim... hiçbirinizin bilmediği,bilse bile taşımadığı duyguları taşıdığım için,bu aptal dünyaya kanıp hayallerimi çöpe atmadığım için,hep herşeye rağmen yine de "bir gün belki" ile başlayan cümleler kurduğum için,hiçbirinizin gerçekten anlamak istemediği şu kendimi yine de sizlere anlatmaya çalıştığım için,ve siz bütün herşeye rağmen beni farklı algıladığınız ve buna karşı yine de sustuğum için,sahibi olan duyguları sahibine söyleyip asilci kılıcımı indirdiğim,fakat yine de o sahipten darbe alarak aciz kollarımla savaştığım için,herşeye rağmen bu kadar büyük sevebildiğim için;
bir KAHRAMAN gibi öleceğim... siz bir acizi gömerken...

simeron...(sınıra doğru kurulan cümleler-1)yıl:2006




Kamera arkası(ders arkası)karalamalarım...


2.11.2007 tarihli,ders esnasındaki karalamalarım... aslında karalamadan çok daha öte olan birşeylerim...Adını siz koyun!




"Diskin kök klasörü" nedir bu? Beni ilgilendirmiyor.Bu cümlenin bana hissettirdiği tek şey,anlamsız ve mide bulandırıcı bir nevi küfür olması.
Havası çekilmiş bir balon gibiyim.Patlamadım.Ama birşeyler yavaş yavaş söndürüyor beni.Aynaya baktığımda,normal bir insanın gözlerinde gördüğü olası yaşama sevincine ait ışıklar,bende mevcut değil.Bunun iki nedeni olabilir. İlki; varlığımın oluşumundan itibaren,zaten o ışığın göz bebeklerimin içinde bir yer edinememiş olması.İkincisi;normal değil,anormal oluşumdan kaynaklanan bir eksiklik... Baktığımda ikiside baskın çıkıyor ama ikincisi daha bir şık duruyor.Madem her fırsatta yaşamımın bir hikaye olduğunu söylüyorum;öyleyse bu ikinci seçenek,hikayemin daha fantastik bir gidişhata sürüklenmesinde oldukça etkin olacaktır.Bütün gariplikleri benimsemiş,varlığından ve varlığının sebeb olduğu hayatından şüphe duyan bir anormal fani olarak,şu dakikalar içinde yazdığım cümleler akıl işi değil.Aklın ne işi olabilirki? Tek yaptığı;olmayacak yerlerde çıkıyor olması.Çıkması gereken yerlerde ise izine bile rastlayamıyor olmam.Akıl ile işim olmamasına şaşmamalı.
Her hikayenin giriş,gelişme,sonuç bölümleri vardır.Bir de malum mutlu sonları.Mutluluğa "son" kelimesine yakıştırabilen,tek canlı türü insanın,daha başka nelere son koyabileceğini düşünmek istemiyorum.İşin özü,benim sonumuda onlar koydu aslında.Her insan,bir diğerinin özel ilgi alanına giriyor.Onu tüketmek ya da içten içe bitirmek için programlanmış,korkunç bir sistemle donatılmış bir beyin.En beyinsizden daha tehlikeliler.Beyinsiz biri,boş bir konserve kutusudur.Ve bir konserve kutusunun size zarar verme olasılığı çok düşüktür.Tabii siz keskin kapağına,elinizi sürtmedikçe! Bu durumda sadist olursunuz zaten...
Kendimi 3.tür yaratık gibi hissediyorum.Şuan içinde bulunduğum,ne zamanı ne de mekanı,umursamıyorum.Ama onlar inatla kendilerinin varlığını gösteriyor.Gitmiyorlar başımdan.Uzay mekiğimi (şayet bir uzaylıysam) ya da buraya geldiğim aracı bulup,geri dönmek istiyorum! Uzay boşluğundaki bir kara delikte,sonsuza kadar yaşayabilirim...
Tanımlayamadığım nedensiz mide ağrılarım,baş dönmelerim hep bu yüzden...Kimseden ya da hiçbirşeyden hesap sormuyorum.Hakkım olmadığından değil,uğraşmak istemediğimden.Anlayış kelimesi benim hikayemde çoktan üzeri daksillenmiş,yanlışlıkla yazılmış bir kelime halini almış durumda.Hikayemi kontrol etme yetkimin azaldığından oldu bu.Benim cümlelerim,kelimelerim hatta imla hatalarım bile bana yabancı gözlerle bakıyorlar.İnatla gözlerime indirilmeye çalışılan bir perde var.Hikayeme gölge düşüren,bunaltan,hikayemi mahveden aptal bir perde...O perdeyi tutan,saçma kelimeler gibi getirildiği yeri anlamsızlaştıran insanlar... Bilmem ne ağı,bilmem ne pc kartı umurumda değil! Beni RAHAT BIRAKIN!...
2.11.2007 Cuma İşletim sistemleri dersi kamera arkası

Yavaş yavaş tükendiğimi ispatlayacak somut ya da soyut hiçbirşey gösteremem.Bir matematik probleminin doğru yapılıp,yapılmadığını anlamak için sonuca bakmak gereklidir.Sonuç doğruysa problem doğrudur.Öyle midir? Bence o sonuca giden yolda önemlidir.Zaten yollar önemlidir.İfade güçleri en yüksek şeyler,hep o yol kenarlarındadır.
"Benim Yolum"... Çok afili bir tanımlama oldu.Ben koca bir aptalım.Suçu günahı olmayan şu sayfayı bile deli saçması cümlelerimle lekeliyorum.Bilinçaltımda ölümsüz olma arzusu var sanırım.Heryere lekelerimi ya da izlerimi bırakma çabasındayım.Nasıl çelişki ama! Aynı benlikte iki bitmek bilmeyen güçlü arzu... Hem ölüm,hem de ölümsüzlük arzusu.Ki bunlar sadece benim analiz ettiklerim."Duygu" kavramını farklı boyutlara taşıyacak,sözlüklerdeki yerini sarsacak türden hislerimde var.Bütün bunlar beni tanımlamada asla yeterli değil.Yeterlilik bir yana,tanımlama çabası,benim için mantık dışı bir hareket olurdu.
Kulaklarımın ister istemez duyduğu ve hocanın bitmek bilmeyen ders anlatma isteği ile birleşip,beni yerin yedi kat dibinde yaşamaya arzu ettiren; "sql,where kodu,koşullar,kodlar"gibi içi en zehirli maddeden daha zehirle doldurulmuş bu kelimeler,benim mide öz suyumu oldukça rahatsız edici seviyeye gelmiş durumda.
Hayatım traji-komik bir film gibi. Öyle de devam ediyor.Komik kısmı;benim hiçbir ilgim olmayacak bir bölümde sözümona okuyor olmam.Trajedi kısmı ise;bu aşamaya gelene kadar yaşadığım bir dizi etki-tepki ve yanlış yönlendirmeler...
Traji-komik filmlerde korku ve gerilim unsuru pek azdır.Ama benim filmimde temel oluşturan hikayenin içinde oldukça var.İliklerime kadar korkuyorum ve geriliyorum... Bilgisayar programları bu durumda benden daha şanslılar.En azından bir hata oluştuğunda "yanıt vermiyor,şimdi sonlandır" şeklinde uyarı verebiliyorlar.Ve iş,sadece sizin tamam komutuna tıklamanıza kalıyor. Ve tıklamak zorunda olduğunuz için tereddüt etmeden bu işlemi gerçekleştiriyorsunuz.Ben yanıt vermediğimde,kendi içimde birşeyler ters gittiğinde bunu yapamıyorum... Yapsam bile,bunun işe yaramayacağını biliyorum.İnsanlar birer robot gibi.Robotlar,insanları örnek alıyor olmalı.
Ders anlatmaya istekli sevgili hocam,büyük bir inatla bize verdiği ödevin ayrıntılarını anlatıyor şuan. "Veri tabanı,tablo,sql server..."Protesto edercesine ben burda bu satırları yazıyorum.Dinlemek İSTEMİYORUM!!!

2.11.2007 Cuma Veri Tabanı dersi kamera arkası


İnsanlar...Çevremdeki insanlar ne kadar rahatlar.Umursamazlar...Bu dünyayı sadece onların zannediyorlar.Bilmiyorlar.Bilmeleri için önce bir beyin gerekli.Önce bu eksikliğin ayrımına varmalılar.Ayrıma varabilmeleri içinde,yeterli ölçüde mantıklarının olması gerekiyor.Ama bu şartlarda bu da imkansız gözüküyor. Ne idüğü belirsiz bir delikten,bir kamyonla buraya boşaltılmış gibiler.Tanrının sonsuz kredi kullanarak bahşettiği bedenlerini ve bu bedendeki uzuvlarını,bir deliden daha delice davranarak şuursuzca kullanıyorlar.Boş boş bakan gözler,anlamı olmayan suratlar,sorulsa yüklemi yerinde olan bir cümleyi bırak,devrik cümle bile kurmaktan aciz ve bu acizlikleriyle övünen artık zihniyetler...
Bir zihniyete sahip olmalılar.Olmalılar çünkü,bu evrende en azından bir tane insanı hatırlatan birşeyle ayakta durabilme başarısını gösterebilmeliler.Bu,böyle kişilerden esirgenmemeli bence.
Ve standart insan kelimesini kullandığım,içinde insan dışı bünyeleri barındıran bu varlıkların,normal insanların bile hayatını cehenneme çevirebilen ama güya "toz pembe" diye tabir edilen "aşk" kavramını yaşadıklarını da görebiliyorum.Aşkın henüz tanımlanamadığı bu yerde,insan dışı varlıkların bunu da,herşeyi olduğu gibi kendilerince yorumlayıp,öyle yaşadıklarını görüyorum.Gördüğüm şeyden iğrenmemde cabası... Burdan yola çıkarak insanlardan genelde iğrendiğimi anlamışsınızdır.Onları sevmiyorum.Hayatlarını,insanlıklarını,aşklarını,bütün hayata bakışlarını... Hepsi bana boş bir kaset gibi geliyor.Sadece rahatsız edici teybin sesi var.Onun dışında anlamlı birşey yok...Ama onlar kasetlerini sattırabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Az önce o tür insanların dünyasında elektrikler kesildi.Anlamsızca şarkılarını hem benim hemde kendi beyinlerine zorla sokamayacaklar bir süre...Ama ben bu cümleyi yazdıktan birkaç saniye sonra elektrikler geri geldi...Gereksiz evrenin sahte oyuncuları,evciliklerine kaldıkları yerden devam ediyorlar şimdi.Üzülüyorum onlar için.Kendim içinde üzülüyorum.Bende onların oyununa istemeden alet oluyorum.Yazıma ara verip,her onları izlediğimde,burda olduğum için kendime kızıyorum.Bununda benim elimde olmayışını hatırladığımda,herkesin içinde bu defa sesli bir çığlık atmak istiyorum! Sessiz olanını her saniye attığım için,tekrar atmam vasat durumumu değiştirmez.Ama sesli atsamda değiştirmez.
Burda cinayet işleyebilirim! Her birini önce bağlar sonra bedenlerinin çeşitli bölgelerine kezzap dökebilirim.Sonra o bölgeleri keskin bir bıçakla deşerim.Yüzlerindeki derileri minik bir makasla kesebilirim.Kirpiklerini,kaşlarını ve saçlarını ateşle yakarım.Sonra kızgın yağ gezdiririm üstlerine...
İnsanlar,beni ne kadar sadistçe düşünmeye itiyor... Bu ben değilim,olmamalıyım...

2.11.2007 Okul kantini kamera arkası







Sözlerinle, hiç göremediğim yüzünü çiziyorum. Sözlerindeki samimiyet netleştiriyor resmini. Dokunuyorum yavaşça, hissettirmeden. Gözlerim doluyor bazen. Gülüyor gibi gözüksemde, her ne kadar güldürsende, doluyor işte. Evet, acizim ben. Sana olan aşkımı söyleyemeyecek kadar acizim. Bir daha göremeyeceğim korkusu yüzünden bu aşkı haykıramayacak kadar acizim hemde!

Umarım birgün sende yok olmazsın...





anlayamazsın sen...

sen anlayamazsın...anlamak istemezsin... belkide.. neyse.


anlayamazsın sen farklı yerlerdeyken,aynı müziği dinliyor olmanın verdiği,tarifsiz huzuru... bu şarkıyı seviyor mudur acaba diye içinden binlerce kez haykırıp,buruk bir gülümseme ile seni hatırlamayı anlayamazsın işte...unutabilmek için,şu küçük yüreğime sığdırdığım varlığını,beni kırdığın zamanları hatırlamayı,her hatırladığımda gözyaşlarına boğulmayı ve her akan yaşta içimdeki aşkının yüzümü ıslatmasını anlayamazsın....her filmde,her programda ve her şarkıda,hatta sıradan biryerde bile senin o beynime, ruhuma, kalbime kazınmış adının geçmesinin ne demek olduğunu,ve her geçtiğinde avuçiçi ile alnıma vurmanın ve içimden "bu bir şaka değil mi" diye düşünmenin nasıl bir savaşla eşdeğer olduğunu sen anlayamazsın...ağlayan bir bebekte kendi kendinin suratini görmek,onunla ağlamak ve ölürcesine yeniden doğmayı arzulamanın nasıl dehşet verici birşey olduğunu,zaman zaman ne pahasına olursa olsun hafıza kaybı geçirmeyi bunun için her gün yanmayı göze almayı anlamayazsın...elimi kalbime koyduğumda bile o aşkı, o sevgiyi tüm benliğimle hissedip,güzelliği ve eşsizliği karşısında duyduğum saygıyı sen asla anlayamazsın...geceleri nefes nefese uyanıp soğuk su ile yüzümü yıkarken gönlümden geçenleri, bana verdiği acıyla karışık mutluluğu anlayamazsın...
öyle ya.. sen günümüz aşıklarındansın... sevmek için değil sevilmek için yaşarsın...hep sahnenin ortasındasın... ne söylediğinin farkındasın, ne de söylenilenlerin... ben bu cümleleri yazıyorum yine de... anlayamayacağını bile bile.. belki ben de anlamıyorum...
boşversene...
son birşey;
hani o nefes alamadığım gecelerim var ya,hani o tarifsiz ızdırabım... işte o acılar içinde bile seni seviyorum...

ama sen anlayamazsın işte...


siMeroN







Nasıl oldu bilmiyorum. Bildiğim tek şey,küçük bir yaram var.. Sormayın nerde, bende göremiyorum ama, acı veriyor.. Aynaya bakıyorum, acının resmi gözbebeklerime yansımış görüyorum... Şimdi ayna bulanıyor.. ben bulanıyorum.. Ellerimle dokunuyorum yüzüme... Yanıyor parmak uçlarım acıların verdiği kızgınlıkla.. Belkide ruhumdakiler haketmiştir cehennemin kızgın yerlerini. O kızgınlık yakıyordur beni böyle delice... Hay aksi şu yaram!.. Bilseniz ne denli can yakıcı.. Hele geceleri.. Azılı bir canavar oluyor, kabuslarım oluyor... Uyku en kestirme ölüm bazen.. Bazen korkuyorum kapamaya gözlerimi.. İşte azılı katilim bekliyor beni.. Atamıyorum buruşturup ruhumu o kahrolası yara ile birlikte... Eriyorum aciz bir buz parçası gibi.. Ey cehennem... Ey kızgın şehirler... ve sen Tanrım.. Cehennemini çektin uykularıma... Acı veren işkencelerini astın yatağımın baş ucuna.. Öyleyse bana biryer hazırla kutsal katında.. Unutma cehennemi tattımda geliyorum... Cennetini bıraktım yazılarımda...

simeRoN







Ruhun bedeninden bihaber.. Bedeninin en değerli uzuvları parmakların,ruhunun hizmetinde... İçinde kıyıda köşede gizlenen nefretlerin bir yol bulup,gün yüzüne çıkma telaşında... Gözyaşların kapandıkları yerlerin kapılarını zorlamakta... Zihnin isteyipte gidemediğin okyanusların bulanıklığında, hizmet ediyor benliğine... Ve sen; insanoğlu yapımı olan, kah tahta kah soğuk demirden yapılma birşeyle, gövdesine dayandığın ağaçların katkısı ile olmuş yapraklara, tüm bu karışıklığı yazıyorsun... Ruhun hala bedeninden bihaber.. Sen hayattan bihaber.. Hayat senden bihaber... Ama haberdarsın tek birşeyden.. Kelimelerin nefretinden, nefretin bilmediğin gizli şehirlerinden...

simeRoN







Özgürlük;masum bir çocuğun dalgalanan uçurtmasının köşesinde asılı.. Bazen ağlarken akan gözyaşlarını silmek bir sevgilinin... Bazen denize bakarken rüzgarın usulca okşaması nemden ıslanmış dudaklarını.. Özgürlük; bir kelimeye sığamayacak kadar sonsuz, ve sonsuz olamayacak kadar da bizimdir... Bazen.

simeRoN







öğretilenler yanlış...
bildiklerim kocaman bir yalan
sorular hep yersiz..
cevaplar hep sessiz

kabuslar hep var
uykular kaçışta
rüyalar çoktan yitmiş
uyanmak bir ceza..

çoktan silinmişiz
varlığımız hep bir olasılık
bir adımız varmış
hep bir bilinmezmişiz

konuşmuşuz
yazmışız
bilmişiz
öyle sanmışız

pelin biçer







bu saatten sonra ondan da geçtim... canımdan. neye eşittir ki bir insan canı? nedir ki? uğrunda verivermişim azraile.. çok mu ? yordu beni artık kalbimin anısızın gelen sancıları... uyutmuyor artık kalbimin hırçın bir kuş gibi çırpınması. ne ettim,ne eyledim ben sana söylesin o dilin,söz geçmez gönlüme... hançer mi sapladım yüreğinin ortasına? umutlarından mı ettim seni? mutluluklarını mı aldım senden ? söyle bana insafın varsa... bu neyin bedeli?
yok gücüm cümleler kurmaya... ne mecalim var ne umudum bu aşka,bu çıkmaz sevdaya... acıyorum kendime bile artık. parçalara bölünüyorum. bir bütün değilim artık... ama bir seni,tek seni saklıyorum içimde... varsın ben olmayayım ne çıkar? ama sen hep ol... belki istemezsin böylesine viran bir yürekte sonsuza dek varolmayı... olsun.ben seviyorum seni.. sensin benim bütünüm... o dağılan parçalarım uzak bana... benden değil.. yabancıyım kendime bile. bir seni tanıyor ruhum,bir seni biliyor kalbim,bir sana uzanıyor gönlüm,bir tek seni arıyor gözlerim ama bir tek sana dokunsun istiyor bedenim... ellerim. gördüğün ben değilim,sensin.. sen olmuşum ben...

senleyken,yokluğunu çekmek;sana her saniye hasret kalmak... ölüm gibiymiş. hasretin bölüyor uykularımı.. rüyalar uzak bana... gözlerim açık görüyorum kabusları...ecele bile fazla iş kalmayacak bilirim... ben zaten bitiğim.. canımı desen,yoluna vermişim... toprağına neyimi alacak bu saatten sonra? hem hangi mezara sığarım içimdeki bu kocaman sevdayla?

sevdalım,ecelim,sancılarım,uykusuzluğum,gözyaşlarım,yarım kalmış umudum,yaşanmayacak mutluluklarım,benliğim,hayatım...

kocaman sevdam...

sana sesleniyorum bunca ateşin içinden... sana uzanmak istiyorum bilinmeyen şehirimden..
sana dokunmak istiyorum şu parçalanmış ellerimle... sende nefes almak istiyorum,nefessiz kaldığım gecelerin acısını çıkartırcasına... başımı yaslamak istiyorum omuzlarına.. ağlamak istiyorum..

kocaman sevdam...

dayanamamaktan korkuyorum... dostlar,arkadaşlar gün gelir biter diyorlar... içimdeki aşkının ne büyük olduğunu bilmiyorlar...

ağlıyorum.. erimekteyim... beni saran o kolların,şimdi ecelim olacak... biliyorum... keşke sarılmasaydın diyemiyorum... iyi ki sarıldın... zaten sendim,bütünü ile sen oldum...

kocaman sevdam...

seni seviyorum... seni kocaman seviyorum...

pelin biçer... 5 ocak 2008 cumartesi 22:37






Bİr Film
İçini kemiren düşünceler, zihnini allak bullak etmişti.Oturduğu sandalyede hafif kıpırdanarak gözlerini yarı aydınlık odasında gezdirdi.Kendini bir uzay aracı ile fırlatılmış,3.tür bir yaratık gibi hissetmişti..Biranda bütün bir odası,ona çok yabancı geldi.Bazen bu tip yanılsamalar hoşuna gider,eline kalemi alır,bu hayalleri cümlelerle seviştirirdi.Ama şuanda bunu yapmak bile içinden gelmiyordu. Kendine dış bir pencereden bakarmış gibi baktı.Fazlası ile sinemografik bir görüntü sergilediği kanısına vardı.Bu kanının altında hep bir sinemacı olma isteği yattığını kendine fısıldamaktan çekindi.Çünkü hayallerini kendisinin öldürdüğünü düşünüyor ve bir gün hayallerininde onun sonu olacağını biliyordu.Tüm bu düşünce yumağının içinde gizliden gizliye paranoyalarını sevdiğini hissetti. "Eğer bu bir filmse psikolojik-gerilim türünde bir film olmalı" diye içinden geçirdi.Bir yönetmen edasında,sanki bütün günahlarından arınmış bir cellat gibi arkasına yaslandı...
Lise yıllarından beri gözlerini bir kamera gibi kullanmayı severdi.Uzun yolculuklarda,yol boyunca kafasında yazdığı senaryoyu,gözleriyle filme alırdı. Tabiki filmin müziğinide eksik etmezdi.. Bunun için devamlı yanında taşıdığı müzik çaları ve kulaklıkları işini görürdü.Yolculuk bitip,otobüsten inerken ülkenin en önemli yönetmeniymişçesine bir duyguyla ve de filmini bitirmiş olmanın verdiği hazla gününü keyiflendirirdi.Bazen ondan bir tane daha var mıdır acaba diye bir düşünceye kaptırırdı kendini.Ama olmazdı. Olmamalıydı.Rakipler ona göre değildi.Tek olmak istiyordu.Herkes onu konuşsun,onu dinlesin ama o hep,tek olsun isterdi.. Bu tek olma sevdasının kendisinde nerden peydah olduğunu bilmiyordu.Umursamadığını gösteren bir el hareketi ve yüz ifadesi ile bu fantezisini de aklından kovdu.Kovduğunu sandı.
Artık odası yarı aydınlık değil,tümden karanlıktı.Ve o,tam tamına iki saattir bir insanoğlunun normal dışı diyebileceği bütün düşünceleri başarılı bir şekilde beslemişti.Bu hep böyle olmuş ve böylede olacaktı.Olmaması için bir engel ya da sebeb yoktu.Eğer filminde bir dış ses kullanılsaydı ona; "Hayır,en büyük neden sensin!" şeklinde gayet yankılı bir tonlama ile kulaklarına bağırırdı.Ama böyle bir ses yoktu.Ve eğer vicdanınıda hesaba katmazsak,yine rakibi yoktu.Hemen filmindeki sözde şeytani varlığın rolüne büründü ve role yakıştırarak güldü... Hala karanlıkta olmanın verdiği rahatlıkla gözlerini kapattı.Hayır.Bu bir film arası değildi.İhtiyaç molası falan hiç değildi.Bu bir insanın ölmeden önceki son filmiydi...Belkide beslediği son paranoya ya da fantezi.. Gerçek olan şeyse;kameranın ışığı bir daha yanmayacak,bir daha film çekemeyecekti...


Pelin BİçER




Alabildiğine Gri...


Alabildiğine...



Alabildiğine gri gökyüzü...ve alabildiğine karmaşık.. Bu sefer bulutları hiçbirşeye benzetemiyorum.. oysa ki çocuk zamanlarımda kocaman bir dünya yaratırdım kendime.Değişiyorum.Hep aynı film dönüyor sanmıştım.Film araları olmuyormuş.Geç anladım.Senaryom hiç bir zaman okunaklı olmadı.Umursamıyorum.Benden hesap soramaz hiçbir cümle ve kelime.. Hiçbir öykü.. Hiçbir yarım bırakılmış,gizli acılarımın cümleleri... Ve hiçbir sevda öldüremez beni çekip de kılıcını... Şehirlerarası yolculuklarımda yarattığım sevdalarım bile bilemez beni.. Bilinmezi oynamak.Bilinene eşitlenmeye çalışmak.Bir ömür boyu.Basitleştirilmiş ve büyüsü hortumla çekilmiş aşkların tarifinde kullanılan "aşk matematiği" ancak bir küfür olabilir benim için.. Hiçbir zaman eşit olmadım.Sevdam,ben,öyküm...

Hep alabildiğine griydim.. Ve alabildiğine karmaşık...

Kötüyüm.Kandırdım.Kandırıldım.Belki.Öylesine duyduğunuz bir melodide ölümü hatırladığınız anlar var ya,o anlardaydım.Yanınızda hiç olmadım.Sizi hiç haklı bulmadım.Yardım etmedim.Değer vermedim.Bulutları birşeye benzettim.Ama sizi hiçbirşeye... Ben kötüyüm.Körü körüne inandığımdan. Vazgeçmenin lugatımda yeri olmadığından.Sizin alfabenizden harf çalmadığımdan.

İçimde onlarca cinayet işledim.. kurbanlarımın sayısı fazlaca..Onlar birşeye benziyorlar.. Hikayeme yem ettim hepsini.Öylece satır satır duruyorlar.Alabildiğine gri sayfalarımda.. ve alabildiğine karmaşık yazılarımda.Ben kötüyüm.öldüm.Öldürüldüm.Ölümü hiç bilmeyenlerinize göründüm.Öyle bilmiyordunuz ki,bir anlık yanılsamayla beni öldürdünüz.Öldürmeyi öğrettim.Ölerek.

Susuşlarım vardı.Çığlıklarım vardı.Bir hikayem vardı.Hep bir bilinmezdi.Körkütük aşk vardı.Ucuna iliştirilmiş bir hüzün... Birkaç damla gözyaşı... Silmedim.Kurudu.Pütürlü izi duruyor,göz altımdan biraz uzak,yanağıma yakın biryerde.Ve sen...Oraya hiç dokunmadın.O izi hiç görmedin.Ben kötüyüm.Göstermedim.Gizledim.Bu benim cinayetimdi.Görgü tanıklığını haketmiyordun.İçimde onlarca kez kurup yıktığım mahkemeye çıkacak kadar onurun yoktu senin.. Bu yüzden ben hep kötü oldum... Ve alabildiğine gri..Alabildiğine karmaşık..

Hücrelerime hükmedemiyordum.Bu yüzdendi tokatlara boyun eğişim.Güçlü görünen bedenimde,senden taraf olan hücrelerim zamanın efendisine son derece itaatkardı.Her saniye ve dakika tokatlarını indiriyordu.Umarsızca.Ben boyun eğiyordum.Kötü,kötüye boyun eğerdi.Öğrenmiştim.Cenazeler kaldırıyordum içimde hergün.Siyahlarımı indiriyordum gözlerime.Matemim kaçınılmazdı.Ben kötüydüm.Ben gülerdim,onlarca ben, içimde toprak altına girerken...Sana bakıp gülerdim.Sen bakardın. Ama görmezdin. Gözlerimdekini.. Alabildiğine griyi...


Ben cahildim.Bilmezdim başka renkleri.Senden duyardım birkaçını.İhanet edemezdim griye.Sen alabildiğine renkli,ben alabildiğine griydim..Alabildiğine karmaşıktık.Ben kötüydüm.Seni öldürür,gömerdim bazı geceler.. Sabah tekrar doğardın.Tekrar açardın gözlerini gökyüzüme.. Bu yüzden aynı film dönüyor derdim.Ben kötüydüm.Sen iyiydin.Ben gri,sen renkliydin... Senaryom anlaşılmazdı.Umursamazdım.Kılıcını çekerdin,savururdun.Ölmezdim.Sen öyle sanardın.İzin verirdim öyle sanmana.Sen bilmezdin.O kılıçla,defalarca kan revan içinde seni yere serdiğimi.Sen iyiydin.Sen gülerdin.Ben kötüydüm.Ama ağlamazdım.Karmaşıktım.Eşitlenmezdim.Hayatın anlamadığınız kısmında,ölümle kolkola yaşardım.Benim cümlelerim,sizin hikayenizde yer almazdı.Sizin harflerinizi bilmezdim.Kullanmazdım.Yoksayardım.Tek varlık ölüme en yakındı.Bakınca gözlerine ölümü görürdüm.Ölüm beni görürdü.Gülümserdim.Sana değil,ölüme gülümserdim.Sen bana gülerdin.Beraber gülerdik.Ben dinlerken akan yaşlarımın sesini,sen şarkını söylerdin avaz avaz... Ben dinlerdim yaşlarımın sesinide katıp...

Ben hala kötüyüm.Hep kötüydüm.Hiç renklere bulanmadım.Griye hiç ihanet etmedim...Kılıcını çekenlere hiç kızmadım.İçimde onlarca cenaze.. Onlarca kurban... Onlarca yarım cümlem... Can çekişen hücrelerim.. Tokatlarım... Senden taraf,içimde yaşayan parçalarım..

Sen renkli kalmaya niyetli...ben alabildiğine gri... alabildiğine karmaşık...

Pelin Biçer





Attention! You are currently viewing sitemap page!
We strongly suggest to look at original content

Search from web

Select page

Valid HTML 4.01 Valid CSS