>>
Site Map
>>
Forums
>>
Karalamalar
Forum module - topics in forum:
Karalamalar - Kafa öne eðilir ve yazýlar çýkar..
Beynimde İki Ur Var
Bugün kanser olmadığımı öğrendim. Oysa ne kadar da alıştırmıştım kendimi, beynimde bir ur olduğuna. Yoo hayır iki ur. Birinin adı Habis diğeri Selim. Iki kader ortağı. Kaderime ve yaşamıma ortak iki kendini bilmez.
Habis ile Selim oturup sık sık benim geleceğimi tartışıyorlar. Aslında onlar beni bekliyor. E bazen canları sıkılıyor tabi. Tek eğlenceleri tavla oynamak. Habis çok şanslı. Iki mars bir oyunla işini bitiriveriyor Selim'in. Buna pek şans da denemez doğrusu. Çünkü, Habis delikanlı raconunu iyi bilir, zar tutmak, fazla pul toplamak, altı kapısını hemencecik kapatıvermek onun için çocuk oyuncağı. Selim ise pek mülayim bir ur. Hala şaşırabiliyor, hala çocuk, ve cebinde hala gazoz kapakları, horoz şekeri ve kimbilir ne zamandan kalmış bayat ayçiçeği taneleri bulmak mümkün. Bu yüzden Selim, Habis ile tavla oynarken, öyle kahve ağzıyla konuşmayı falan beceremiyor. Beceremiyor ama bunu, için için de istiyor hani. Bir keresinde, Habis'in bir pulunu kırdığında "Biz bunu Trabzon'da lazlarla, Las vegas'ta kızlarla oynadık anam!" dese de, bu sözleri bir türlü kendi ağzına yakıştıramaz. Bunların kendinde sırıttığını farkeder, dahası bunu başkalarının da farkettiğini düşünüp utanır, yüzü kızarır, ve kendine, bir daha asla yapamayacağı işlere kalkışmayacağına dair sözler verir ve efendi efendi oyununa devam eder. Sonuç hep aynı tabi... O el de, yine iki mars bir oyunla Habis'te kalır.
Bugün kanser olmadığımı öğrendim. Oysa ne kadar da alıştırmıştım kendimi, beynimde bir ur olduğuna. Yoo iki. Kafamın içinde iki ur var. Birinin adı Habis, diğeri Selim .
Habis yırtık mı yırtık. Arada bir Kasımpaşalı'yım, eli maşalıyım dese de, aslen Bornova'nın arka mahallelerinde yetişmiş. Küçük yaşta babasını kaybeden Habis, lise birde iki yıl üst üste kalınca, okuldan atılmış. Değişik mesleklerde çalıştıktan sonra (Evlere pizza servisi, pazarlamacılık, dolmuş değnekçiliği..vs.) askerlik gelmiş çatmış. Mardin'in Kurtalan karakolunda jandarma onbaşı olan Habis, asker dönüşünde çek senet mafyasına karışıvermiş. Ondan sonra, nasıl olup da bir ur olduğu konusunda değişik şaibeler sözkonusu.
Selim'e gelince, bir memur oğlu. Babasının görevi icabı, ilk ve orta öğrenimini yurdun dört bir yanında tamamladıktan sonra edebiyat fakültesine girmiş. Fakat, rahmetli babası ömrü boyunca, Selim'in hep tıbbiyeli olmasını istemiş. Ama sen git edebiyat oku, olacak iş mi şimdi bu? Bu yüzden, Selim'in çektiği yüzlerce vicdan azabına bir de bu eklenmiş.
Kafamın içinde iki ur var. Birinin adı Habis, diğeri Selim .
Evet, Habis'le Selim kafamın içinde iki ur. Biri yaşama, diğeri ölüme meyilli. Selim hep buruk, ama umut taşıyor. O'nun işi bu. Habis'in ise, belinde emaneti parlıyor. Sürmene işi, dededen kalma bir saldırma. Habis, asık yüzlü, karamsar. Elini uzatsan sıkmayacak türden umutsuz ve ilgisiz. Ancak, tavlada yenebileceği bir "sazan" bulduğunda çok keyifleniyor. Her oyunun sonunda, korkunç kahkahalar atıyor. Selim, bir Habis'e, bir de belindeki bıçağa bakıp, korkuyor. Böyle durumlarda Habis'in delirdiğini düşünüyor... Öyle ya, bir keresinde ne demişti Habis Selim'e: "Birisi bana yamuk yaptı mı, hiç düşünmem, çeker vururum." Evet, Habis hiç düşünmez, ne hissederse onu yaşar yani. Selim ise kimseye "yamuk" yapmaz, kendinden başka. Hatta, O'na "yamuk" yapılsa bile, Selim hep "dosdoğru" durur. O'nun derdi de bu zaten: Dosdoğruluk. Selim, dosdoğru olmak uğruna, düşünür de düşünür, düşündükçe işin içinden çıkamaz. Bu yüzden de Habis'in tavlada pul çaldığını görmeye fırsat bulamaz.
Kafamın içinde iki ur var. Biri Habis diğeri Selim . Habis'in zafer çığlıkları çınlıyor kulağımın içinde. Selim yine mars oldu anlaşılan. Çaylar yine Selim'den. Kumar borcu namus borcudur. Yapma oğlum Selim, sen uyma bu Habis'e. Selim saf çocuk. Kanıveriyor hemen. Hem Habis ile tavla oynayarak biraz daha yırtılırım diye düşünüyor kendince. Babası Selim'in önce bir erkek, sonra bir tıbbiyeli olmasını istiyordu. Selim tıbbiyeli olamadı ama en azından erkek olmaya kararlı. Babasının yüzünü kara çıkarmamalı. Bir gün gelecek, Selim de Habis'i iki mars bir oyunla "sudan çıkmış balığa" çevirecek. Sonra tavlayı, Habis'in koltuk altına sıkıştırıp "Öğren de gel koçum !" diyecek. Bu laf Selim'in ağzında hiç sırıtmayacak. Kimsenin ona garip garip baktığını hissetmeyecek Selim. Bir daha çayları, hiç Selim ısmarlamayacak. Ama yine de Selim, hep dosdoğru olacak. Hem dosdoğru olup, hem Habis'i mars etmek olanaklı mıdır diye düşünüyor şu sıralar Selim.
Beynimde iki ur var. Biri Habis, diğeri Selim. Iki kader ortağım. Iki usanmaz bekçi. Birbirinin aynadaki tersi. Oturup bekliyorlar birbirlerini Godot misali. Onlar hep beklıyorlar. Hiç sıkılmıyorlar. Sıkılırlarsa tavla oynuyorlar. Ama onların da umudu var, bir tek beni değil kendilerini de bekliyorlar. Onlar, evet onlar, hep bekliyorlar.
Bugün kanser olmadığımı öğrendim. Oysa ne kadar da alıştırmıştım kendimi, beynimde bir ur olduğuna. Yoo hayır iki ur. Birinin adı Habis diğeri Selim.
Ağrıya dayanamadım, ve hemen doktora gittim bu sabah. Kafamın filmini çektiler. Doktora kalırsa, sinüslerim tıkanmış. Sinüzitmişim yani, çok şaşırdım.
- Yani şimdi beynimde ur, daha doğrusu iki ur yok muymuş doktor bey? Hayır, hayır, yanılıyorsunuz, dedim. Hem onları sıradan bir röntgen filmiyle nasıl görebilirsiniz ki? Filmler kurmaca şeylerdir. Oysa ben size gerçeklerden sözediyorum. Gerçeklerden kaçamazsınız. Hayatınız gözünüzün önünden bir röntgen filmi gibi geçmeli sizin. Onlar tavla oynuyorlar, duymuyor musunuz? Bakın bakın, artık Habis'in kahkahaları kesildi. Belki Selim kazanmıştır bu oyunu.
Beynimde iki ur var. Biri Habis, diğeri Selim. Onlar bekliyorlar. Hiç ama hiç sıkılmadan yıllardır tavla oynuyorlar. Sahneye çıkacakları o günü bekliyorlar.
- Siz onları yok edemezsiniz doktor bey. Beni röntgen filmleriyle aldatamazsınız. Beynimde iki ur var, yalan söylemeyin ve doktor bey lüfen, bana antibiyotik değil, gerçekleri verin.