>>  Site Map >>  Forums >>  Karalamalar

Forum module - topics in forum:



Karalamalar - Kafa öne eðilir ve yazýlar çýkar..



ziftten düşünceler

bunlarda benim karalamalarım ossun Twisted Evil
yavaş bir başlangıç olsun =) yorumlarınızı eksik etmeyin

AKŞAM ÜSTÜ

Yüzüme ışık vuruyor artık; gün dönümünde, kızıl bulutların garipsenecek ışıkları. Onlar mıydı yüzümü utangaç bir kız çocuğu haline getiren yoksa ben gerçekten utangaç bir kız çocuğu muydum? Bilmemek seçememekten daha kolay sanki. Bıraksın ben yaz yağmurları. Yaldızlı renklerle bezenmiş, taşlı bir taç istiyorum artık; beklememin bedeli olarak aydan. Nedir amacım yok ki bilen. Neden beklerim her gece yağmurlu bulutların gitmesini, ayın gelişini? Yağmursuzluk özlemi miydi bendeki yoksa ay için yağmuru feda mı ederdim?

Sembollerin anlamı bilmiyorum. Oysa kendim bulmuştum bu alfabeyi. Kaybettim zihnimi. Yada kaybettirildim. El çekmiyor eller hayatımdan. Kendi başıma kalamıyorum ağlarken. Gerçi ağlayamıyorum beklerken. Anlayamıyorum. Gözlerimden aşağı süzülen; yağmur damlaları mı yoksa gözyaşlarım mı?

Hala aydınlatıyor yüzümü şaşkın bulutlar. Ben de hala bekliyorum; yakamoz yansısın yüzüme!!!






güzel






Smile






yeni hayat...

Yavaş yavaş girdi müziğe şarkı. Adım adım yaşıyordu dünyayı adam. Ama sularda yüzüp boğulan cinstendi her doğduğu yeni gün. Bazen coşup da çığlıklara medoli katacak kadar doluyordu gözleri. Sonra azalıyordu çığlık. Sessizce söylediği hatta sayıkladığı birkaç cümlecik halini alıyordu. Kaçmaktan vazgeçeli çok olmuştu.

Dalıp dalıp giden boş gözleri her yeni bestenin habercisiydi. Konuşup güldüğü anlar kanatıyordu içini. Yüzüne taktığı rezil maskeden utanıyordu. Ama bunu da kimse göremiyordu, hüznünü, acılarını, gerçek yüzünü kimsenin göremediği gibi. Tanımak ne mümkündü onu, o güne kadar.

Susup susup dertlerini içinde biriktirdiği günlerden yalnızca biriydi bugün. Yerdeki şekilli taş çekti dikkatini. “al beni” diyordu. Aldı. Ama onu ne yapacağını bilemedi. Elinde oynarken onunla, yanından geçti biri. Hafif sevimli bir rüzgardı ona eşlik eden, bir de hiç duyulmamış kokusu. Hayat yeniden mi başlıyordu?

Garip garip bakan bir şey vardı bu takipte. Bir yandan da bağıran. Duymaya cesaretin varsa eğer çok şey anlatıyordu bu çığlık hiç bir şeyin yanında. Adımlarını hızlandırmıştı adam. Dikkatini çekti sesi kızın. Durdu. Döndü arkasına baktı. Gördüğü tuhaftı. Elinde taşlar vardı cepleri de doluydu taşlarla. Yüzü kirlenmiş bakımsızlıktan her yeri kararmıştı. Saçları uzamış sakallarına arkadaşlık ediyordu. Kız bir daha baktı bu kez daha dikkatli. Ve bu kez daha başka şeyler de gördü.

Durup durup başlayan müzik hızlanıyordu. Gitar soloları başlamıştı. Arada bir duruyor solistin dayanılmaz sesine izin veriyordu.

İnce ince başlamıştı yağmur. Kızın gözlerinde ve ruhunda. Gördüklerine bakıyor, bakmaya doyamıyordu. İyice yaklaşmıştı artık. Adam kimseye yaklaşmamıştı bu kadar. Korktu adımını geri attı. Kızın gözlerine bakınca anladı korkacak bir şey yoktu. Bu kız belki de beklediği şeydi. Uzun zamandır yolunu gözlediği şeydi.

Sessiz sessiz işliyordu kızın içine gözleri. Artık bir bağ vardı aralarında kopmasını istemedikleri. Ve kendilerinin bile göremediği sağlamlığını. Müzik artık sakin ilerliyordu ortalarına doğru. İkisi de bekliyordu söyleyemedikleri şeyi.

Tek tek çıkarttı kız adamın cebindeki taşları. Önce yüzündeki karaları sildi yavaş ve incitmeden. Saçlarını taradı. Yüzündeki hüznü sildi en önemlisi. Umutlu gülen gözlerle bakıyordu adam bir tek ona. Müziğe aldırmıyordu. Ama kız duyuyordu. Solist susmuştu. Artık sona yaklaşıyordu şarkı.

Adım adım yaklaşsalar da sona, mutluydu onlar. Kızın kokusunu derin derin soluyordu adam. Adamın gözlerine doya doya bakıyordu kız en değerli hazinesine bakar gibi. Hayatın hiç bilmedikleri yönünü tanımışlardı artık biliyorlardı ki yalnız değillerdi ve uzak olsalar da. Biliyorlardı ki artık ruhları birbirine dolaşmış ayrılamazlardı.

Kesik kesik soludu kız. Müziğin son iki notası geliyordu artık. Rüzgar çıktı hafiften. Kızaran hava eşlik etti onlara. El eleydiler hiç kopmayacakmış gibi. Ama olan oldu. Toz bulutu girdi aralarına. Adam kapattı gözlerini. Sessizlik çökünce açtı yine. Üstü başı yeni cepleri boştu. Yüzü gözü temiz, kalbi doluydu. Maskesini çıkartmış içten gülüyordu. Gökyüzüne baktı, sessizce “yine gel” dedi. “ama bu kez hiç gitme.”







Yorgunum her eve girdiğim anda olduğu gibi. Ağır geliyor bu şehrin kokusu bana. Yalnızca ben var çevremde onlarca. Hergün farklı bir beni tanıyorum. Her gittiğim yerde farklı bir benle karşılaşıyorum. Asi kız oluyor bazen karşımdaki. Elleri cebinde turluyor sokakları. Dönüp de bakmıyor kimseye. Siyahlara boyanmış gözleriyle karartmış gözünü. Bir tanesi var hep insanlarda aklı. Inceliyor düşünüyor 'o ne düşünüyor' diye. Bir olay beliriyor kafasında. Çıkarıyor defterini otobüsün ortasında başlıyor karalamaya. Biri gözüyle çekiyor fotoğrafları. Çoğu zaman içinden geçiyor bir makinenin varlığını yine de gördüğü için o unutulmaz kareleri mutlu oluyor kendi içinde. Biri var gözleri yerde kulağında müziği duymuyor başka hiç bir şeyi. Ama biri var her sabah gözü hep aynı şeyin peşinde aynı tavırla bekliyor birşeyleri. Ve biri daha var yine her sabah umutsuzluk getiriyor diğerine. Yine de ağır geliyor bu şehrin kokusu bana...






Hiç unutmam.. Bir dostumun sözü hala çınlar kulaklarımda..

' Yaprak hışırtısında kendini bulmak kadar huzur veren bir şey yok ' demişti vakti zamanında..

Ne demek istediğini uzun bir zaman sonra anlamıştım yüzümde bir tebessümle.. O an içim huzur dolmuştu, kendimi bulmuştum ufacık ama büyük anlamlar içeren bir hışırtı içinde..

İşte o zaman bulunduğum şehrin çok daha ötesine geçmeyi başarmıştım. Ait olduğum yerdeydim.. ' Evimdeydim '.. Burası benim evimdi ve o günden beri hiç değişmedi..


İçimden geldi ve paylaşmak istedim bu yazının bana hissettirdiklerini.. Ve burdan sana sesleniyorum; Kaçmak yerine sığınmayı seçtik biz.. Şehrin kokusuyla bütünleştik.. Korkularımızı ört bas edip, onlarla yaşamayı öğrendik.. Bence sende denemelisin.. İçindeki ışığı alevlendirecek güce sahipsin çünkü..


Dipnot: Yazılarını daha sık paylaşmanı diliyorum bizimle..






Bir tanesi var hep insanlarda aklı. Inceliyor düşünüyor 'o ne düşünüyor' diye.Sanırım bende de var bu şey..yazıların gerçekten sağlam olmuş,devamını bekliyorum.






sıkıntılı bir dönemden geçerken insan ne yazacağını bilemiyor okuyanlara sabır diliyorum Razz


Son durağını beklediğim otobüste yeterince bakmıştım çevreye şaşkın gözlerimle ama motorda da gerekmiş şaşkınlığım henüz geçmemeliymiş. Evet alışveriş listesini otobüste yaptım. Motorda da feysbüka bakmaya niyetlendim kısmet not yazmakmış. Oturdum üst katta en dış banka. Her zaman olduğu gibi insanların yüzünü incelemeye başladım belki ufak bir değişikliği yakalar defterime not ederim diye. Arkada birseyler oluyordu döndüm. Bizim rüzgarmış. Gene ortalığı birbirine katıyormuş. Denize bakıyordum bir yandan da 'bana neden ilham vermiyor?!' diye düşünüyordum. Bizim rüzgar kızmış olacak ki pek bir siddetlendi. Oyleki herkes alt kata kaçmaya başladı. Kararımı verdim burda kalacaktım yalnızca karşı banka geçtim. Yalnız kalacağımı umut ettim ama olmadı az da olsa arkadaşlarım var. Niye de ya gökten ya da denizden sadece benim üstüme gelen su damlaları bana özel olarak kalmayı sürdürdüler. Hareket ettik nihayet. Rüzgar hala bozuk atıyor ama yine de güzel. Tek başıma gelip gittiğim yollara iz bırakıyorum....







içinde aşk yok...

Hayal meyal hatırlıyorum o günü. Uzun saçların karışmamış kafan kadar. Gözlerin dolu dolu yardım ister gibi bakıyorsun bana.

Ama elimden ne gelir? Bir sorun daha kat psikolojime. Şaşkın hayallere maruz bırak. Kan göreyim etrafta. Damlasın kırmızı mihenler etrafa. Bağıran ağlayan çocuklarla dolsun her yer.

Pis ağır bir koku içinde kaybet beni. Bulduğun gibi bırak. Alay eder gibi terket. sonra sızlasın dünya. Ağlasın, haykırsın, kalp kanatsın çığlıkları, can yaksın feryatları, anne özlemi çeksin bütün bebekler, aşk acısı çeksin bütün aşıklar, mutsuzluk çıksın pandora'nın kutusundan hep, gün doğmasın gece kalsın.

Ve sen terket beni.

Çek sıcacık elini..

Ve sen terket beni...





anne...

Odada yanan tütsünün kokusu insanın içine işliyordu. Sanki eksik kalan bir şeyleri tamamlıyordu bu koku. İçerisi havasızdı. Gayet sessiz sayılabilirdi; sonuna kadar açık olan müzik seti görmezden gelinirse. Sigara izmaritleri dolu tuhaf bir tabak yanına yaklaşılmayacak kadar pis kokuyordu. Yarısı dolu yarısı yerde bira şişesinin bir insan ağzına gitmediği belliydi. Yatağın içinde tuhaf bir hareketlilik… Başını yavaşça tavana çevirdi. Gözlerini dikti tek noktaya. Uzun sayılamayacak bir süre kaldı orada boyası akmış gözleri. Yanağına doğru süzülen gözyaşıyla birden kafasını yastığın altına gömdü. Hıçkırmaya başladı. Sinir nöbeti geçirir gibi titreye titreye ağlıyordu. Her şeye lanetler yağdırıyordu. Hayat ona verdiği tek şeyi almakta neden bu kadar aceleci davranmıştı. Gözyaşlarına yeniden boğuldu. Annesini istedi umutsuzca, ona onu geri vermeyeceklerini bile bile istedi. Sesi müziğin içine karışıp kayboluyordu. Boğazı tahriş olana kadar bağırdı. Yerden bira şişesini aldı ağzına götürdü. İğrenç kokuyordu. Hayatında daha önce hiç bira içmemişti. Kendini sıktı, şişeyi ağzına götürdü. Zorla yuttu. Öksürmeye başladı. İçtiğini fazlasıyla çıkardı. Artık içerdeki dayanılmazdı. Yeniden ama bu sefer sessizce ağlamaya başladı. İçin için yanıyordu. Yanağında bir şey hissetti. Kafasını kaldırdı. Annesiydi işte ordaki. Ona bakıyordu yine bütün şefkatiyle. Yalnızca daha genç görünüyordu. Daha canlı baktı kızının yüzüne. Çömeldi elini tuttu. Kızın neredeyse dili tutulmuştu. Yaşlı gözleri hayret ve mutlulukla dolmuştu. Gözlerini bir an bile ayırmıyordu ondan, biricik annesinden. Anlatmaya başladı. Onu çok üzdüklerini söyledi. “seni çok özledim anne” dedi. Ona öyle büyük bir özlemle bakıyordu ki annesi kızını böyle görmeye dayanamadı. Kızının başını göğsüne bastırdı. Okşadı onu sevdi. İkisi de o kadar açtılar birbirlerine. İkisi de o kadar hasret doluydular.

Sesleri duyan Joseph doktoru yanına alarak hastane odasının yolunu tuttu. İçeri girdiler. İka yatak vardı, biri boştu. Tek pencere aralıktı. Yerler temiz ve beyazdı. Neil nerde diz çökmüş ağlıyordu. Bir şeyi seviyordu. Hiçbir tepkide bulunmadılar. Bu hali defalarca görmüşlerdi. Joseph umutsuzca baktı doktora. Gelen hemşire elindeki iğneyi doktora verdi. Neil doktoru fark etmemişti bile. Hala bir şeye bakıyordu. Arada bir anlaşılmaz sesler çıkarıyordu. Hemşire ve Joseph onu yatağına çıkardılar. Doktor iğneyi yaptı. Yaşlı gözleri yavaşça kapandı.
— Ne zaman iyileşecek doktor?
— Annesinin öldüğünü kabullendiği zaman.





ruhsuz karanlık

kayıp saatleri bir bir peşi sıra dizip kaybolan bir çocuk gibi tuttu ağacın en ağaşı sarkan dalından. baktı baktı ve çekip kopartmaktan vazgeçmiş gibi bıraktı dalı. gökyüzüne kaldırıp başını "yoo hayır ben buraya ait değilim" dedi.

elinde anlamaya çalıştığı bir mektup vardı. tuhaf yarısı yırtık bir kağıt. bir kez daha okudu.

"Bir iki parlak ışıkla karşılık verip hayata, kör edici mutluluklar aramaya koyulduk da bir sonuca varamadık. Sonra benden ayrıldılar. Tek başıma kaldım. Susup, pusup içip içip yeniden başladım. Yıllara bölünmüş aşklara karşılık anlara sığdırılmış bakışlar sundum. Sadece ufak bir hareket içimde, canlanıp sönene kadar, bütün hazları tadıp, bütün acıları çekip, en derin uykularda yerimi almak için yola koyuldum. Sadece bir kaç nefeslik paket paket sigara içen insanların arasına karışıp kayboldum. Bir şarkı süresince yazdığım bir kaç satırlık romanlarımı okuyup okuyup büyümeye çalıştım. Başladığım yerde olsam da, amaç çabalamakdı deyip, şarkının sonundaki yavaş gitar sesinde kaybolmaya koyuldum.."


sadece boş gibi görünen bakışlarıyla bakmakla yetindi. elinden birşey gelmeyeceğini düşündü. kağıdı katlayıp sonsuz karanlığa uzana, kağıtlarla dolu cebine koydu. ağacın dalını yeniden tuttu. bu kez bırakmak istemiyordu. ona onu koparmak istercesine bakmadı. omna "beni kopar" dercesine baktı.





Attention! You are currently viewing sitemap page!
We strongly suggest to look at original content

Search from web

Valid HTML 4.01 Valid CSS