>>  Site Map >>  Forums >>  Karalamalar

Forum module - topics in forum:



Karalamalar - Kafa öne eðilir ve yazýlar çýkar..



kara söğüdün gözyaşalrı...

Meleklerim öldü o akşam…
Yalnızdım biliyordum gözlerimde sakladığım nefret döktüğüm gözyaşı hepsi ızdırabımla birlikte avuçlarımdan akarak kuru çatlak toprağı ıslatıyordu. Gece son sözünü söylemiş elleri mahkum tüm rahibeler sessizliğin madolyonuna hapis edilmişti. Lanetle çoğaldı ölüm gücünü arttırarak birçok can aldı kan akıttı. Hissetti fakat ağlamadı ölümdü o ağlayamazdı…
Yürüyordum sessizliğin çağrısıyla nemli kaldırımlarda ellerim üşüyordu sözlerim katlediyordu güneşin her beni aydınlattığında ki gizli karanlıkta tekrar ölüyordum acılarımın nefretle çoğalan yarınlarında ölüyordum bir kez olsun beni koru savurma kanlı ateşin dansına yazdırma mezar atışama bir ağıtmış gibi elveda…
Akşamlar ölümün penceresi izlemek zor geliyor işitmek acı verici…
Elimde değil yaşamak istemek ya da reddetmek ağladım umursamadı yalvardım duymadı kafasını çevirdi hiçbir şey söylemedi hissetti fakat ağlamadı ölümdü o ağlayamazdı…
Sessizliğe gömülü tüm ızdıraplar çığlıklara inat susmak ya da ağlamak için nedensizdi. Gecenin söylediği ölüm şarkısı tüm geçmişimi lanetlese de içten acı yüklü ve mutluydu karanlık ne kadar ürkütücü görünse de aslında umut verici bir ışıktı güneşim bir damla solmuş yağmuru… Evet meleklerim tüm nefrete bürünmüş oyunlara inançsızlığın kanıyla lanetlenmiş hançerlere azrailin bir bakışıyla yok olmuş tüm gerçeklere söz geçirmek ne kadar zormuş görüyorum tüm bedenimi ele geçiren bu büyü kara söğüdün göz yaşları altında bir göle dönüşüyor kanla ızdırapla nefretle akıttığı o su kütlesini kurutuyordu kara söğüdüm acaba neden ağlıyordu?...
Bilmiyordum hissetmek zordu anlamak imkansız...
Sessizlikler içinde gömülmüş hatalar içinde büyümüştüm ölmüş ölmüş tekrar doğup tekrar tükenmiştim sanki kara söğüdün o kıvrılan soluk dallarına bakarken tekrar ölmüş tekrar doğmuştum küllerimden usul usul ağlamıştım meleklerimden…
Yalnızlığın tek hatırası karanlık nefesimin derin soluğuna rağmen kaybolmayan denizin sözsüz saklanışları beni benden alıp götürüyordu sanki üşüyen ölüm hissedemez deseler de hissetti fakat ağlamadı ölümdü o ağlayamazdı…
Kara söğüdün önünde durdum yapraklarının rüzgarın hafif dansına eşlik edişi ilham vericiydi. Duyduğum hışıtı bir melodi gibi beni kendimden geçirmişti.
Özgür olduğumu hissettiğim her saniye biraz daha büyüdüm geliştim artık tüm acılara kötülüklere boyun eğmeyeceğim derken bir haykırmayla tekrar yok oluyor kırılıyor tekrar olgunlaşmak için beni büyütecek acılarımı umutla bekliyordum…
Derken yağmur çiselemeye başladı başımı göğe kaldırdım. Her bir yağmur tanesinden irkilen bendenim kara söğüdün gözyaşları kadar nefretle haykırıyordu sessiz çığlıklarıma sığındıkça yok oluyordum beklide öldüğümü ancak karanlığımda barınan yaralı meleğin nedensizliğinde buluyordum ben karanlığımda mutluydum acılarım nefretim ve ızdıraplarımla… diye haykırsam da duyanım yoktu sanki işitilemezdi ölümün tek yaralı senfonisi…
Yanına gittim söğüdün kuru toprak yerini nemli bir şarkıya bırakmıştı nefretle düşen yağmur taneleri o kadar şideetle düşmüştü ki canı acımış olmalıydı. Yere oturdum sırtımı kara söğüde dayadım konuşmaya başladım sanki karşımda birileri varmışta bana dert yanmasını istermiş gibi yanıt alamadım. Sustu…
Ellerimde dokundum gövdesine soğuktu ben ona karanlığımı can çekişen meleklerimi anlattıkça o sadece gözyaşlarıyla saçlarımı okşamakla yetindi. Aslında bakarsan bana iyi gelmişti kendimi hissettirdi. Gözyaşlarımla karışan yağmur taneleri kara söğüdümün kanlı nehrine karışmıştı. Ağlaması acı verse de kalbime anlatamadı galiba anlatamazdı… gece azad etmişiti onu sanki soyutlamıştı gelecekten. Kendi halinde bir kara söğüttü işte kimse bilmez kimse merak etmez neden ağladığını ne çektiğini kimse düşünmez sabahlara kadar neden hep soğuk kaldığını…
Yasladım kafamı gövdesine konuşmaya ihtiyacım vardı sanki. Bir damla daha düşürdü elime acının tek simgesi olan nefretini aldım avucuma sordum neden ağladığını neden bu kadar çok acıyla sarsıldığını hissettim sanki bedenimde gördüm ordaydım ama dilim tutulmuştu sanki konuşamadım. Ama gördüm neden ağladığını şaşırdım…
Bir kara söğüt neden ağlar ki neden acı çeker nedir derdi rüzgar mı yağmur mu kuru topraklar mı yoksa bunların canına katleden ölüme duyduğu büyük aşkı mı?...

İşte ölümün hissedip de ağlayamadığı tek neden lanetli bir büyüce söğüt olmaya hapis edilmiş bir meleğin gözyaşı ağlaması hiçbir zaman gerçekleşmeyecek olan ölüme hissettiği büyük aşkı nefreti aslında bu aşkın tek savunması…
İşte bizim kara söğüt aslında bir melek ölümün ona oynadığı bir oyunla birlikte hapis olduğu zehirli karanlığında sessizliğe gömülen bir tanrıça gibi acılı…

Kara söğüt hep ağladı ağladı hiçbir zamanda dinmeyecekti asil gözyaşları…
Ölüm mü hissetti fakat ağlaması ölümdü o ağlayamazdı…

bnm yazım paylaşmak istedim...




Attention! You are currently viewing sitemap page!
We strongly suggest to look at original content

Search from web

Valid HTML 4.01 Valid CSS