>>
Site Map
>>
Forums
>>
Edebiyat
Forum module - topics in forum:
Edebiyat - Kültür de lazým tabii..
Hakan Günday
'Piç' adLı kitabıyLa başLadım okumaya...değişik ve güzeL bir tarzı var.ve eminim ki buradaki okuyan yada okumaktan hoşLanmayan insanLar da sevecekLerdir onun kitapLarını.'Piç'ten sonra 'AziL' ini ve 'Zargana'sını okudum.şimdi sıra 'MaLafa' ve 'Kinyas ve Kayra'sında...
29 mayıs 1976’da rodos adası’nda doğdu. İlköğretimini brüksel’de tamamladı. ankara’da tevfik fikret lisesi’ni bitirdi. hacettepe üniversitesi edebiyat fakültesi fransızca mütercim tercümanlık bölümü’nde üniversite eğitimine başladı. unuversite libre de bruxelles’in siyasal bilimler bölümüne geçti. ankara üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi’nden mezun oldu. İlk romanı kinyas ve kayra 2000’de yayınlandı. antalya`da yaşıyor.
Aynı zamanda; Piç ,Zargana, Malafave son kitabı Azil ile akıllara zarardır kendisi. dikkat etmenizi öneriyorum

küçük alıntılar..
sorarlarsa, ''ne is yaptin bu dünyada?'' diye, rahatça verebilirim
yanıtımı:''yalniz kalabildim! altı milyarın arasinda doğdum. ve hiçbirine
çarpmadan geçtim aralarından...''
ne ölüm ne de hayat! hiçbiri kovalamıyor beni rüyalarımda. hiçbirinin eli
bana değmiyor. çünkü ellerim ceplerimde hiç olmadıkları kadar. varlığıma
nedensizlikten delirdim ben. hiçbir nedeni kendime yakıştıramadığımdan.
hepsini giydim. hiçbiri olmadı. hepsi dar geldi. inansaydım herhangi birine,
uğruna gerekirse dünyayı kan gölüne çevirirdim. okyanuslar kırmızı olurdu.
pıhtılaşmış knalardan siyah kanlar yükselirdi. ama inanamadım. bir türlü
inanamadım... bütün hayat bir ilizyon. benim gibi kayra gibi...
"hayır teşekkür ederim. bu kadar yeter."alkolle ayrılmamız böyle
oldu. yeterince içmiştim. yeterince, hayatın gerçek sarhoşluğundan
kaçmıstım. artik sıra sişelerden kacmaya gelmisti. simdiye kadar rakiyi
suyla; viskiyi buzla karistirir gibi, hafifletmek icin hayati da ickiyle
karisritmistim. ama artik hayati sek icmenin zamani gelmisti. babamin: "artik
buyudun, kendine de 1 raki koy!" dedigi aksam geldi aklima. biraz daha
buyumustum. hayati ve dunyayi sek icecek kadar!!!!
ağlamak için gidiyordum. etimin parçalanışını görmek için gidiyordum. ruhsal
hayatımla alay etmek için, bildiğim herşeyle mücadele etmek için dönüyordum.
ne kadar dayanabileceğimi, ne kadar duyarsız olduğumu anlamak için
gidiyordum, sokaklarında tesadüfen babamı görebileceğim ülkeye...
o kadar istedim ki gerçek bir duyguyu içimde hissetmeyi! eğer pişmanlık
hissedersem devamı da gelir, diyordum kendime. sevmeyi bile öğrenebilirim
yeniden, diyordum. yeniden bir insan olabilirdim. ama şimdi anlıyorum ki
benim için artık çok geç. ne bir pişmanlık duyuyorum, ne de gözpınarlarım
ıslanıyor. hiçbir şey hissetmiyorum. hiçbir şey...
belki de en büyük şiddet buydu: "durmak". İnsan kaçarken başkasının,
dururken kendi kanında boğulur. İnsanın kendine biçtiği cezadan daha acı dolu
olanı yoktur. İnsanın kendine verdiği cezaların ilki, işlediği suçtur...
"ve artık insanlar bir karar vermeli. ya cenazelerde ağlamayacak örinin cesetlerinin beslediği toprağın!"
...
"insanlar..."dedim fısıldayarak."taşırlar insanları.
kundaktayken, tabuttayken. hep taşıyacak birileri olur. bazıları
dostluktan, bazıları cepteki paradan, bazıları da içinde bulundukları sistem
bir gün onlara da taşınma sırasının geleceğini söylediği için, taşırlar insanı...
"irrasyonel sayılar varken bir sayıdan sonra diğer bir tam sayı nasıl gelebilir?
eğer 1 den sonra virgül konursa ve bunun da kıçına sonsuz
sayı konabiliyorsa 2 nasıl gelir?
işte! soru bu! yanıtsız bir soru bu..
işte matematiğin hatası! hepsi tama yaklaşır ama varamaz..demekki 1,99999...9'u bize 2 diye yutturmaya çalışan bir dünyanın çocuklarıyız.ve dünyada aslında tam gibi görünürken bir irrasyonel harikası..işte bunun için hayat yoktur"
" ölüm mutlu bir son olamazdı.kimse için.ama yine de insanlar,kendilerini kandırmak için hayatlarını dönemlere bölüyorlar ve ancak o dönemlere mutlu sonlar uydurabiliyorlardı.oysa hayat,her bölümünde ayrı bir hikayenin döndüğü neşeli bir dizi değil,sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı sıkıcı bir filmdi..."
"bir bokluk var bu hayatta"
"uğruna hatalardan kaçınılacak bir bok değildi mutluluk"
Uyumadım. Pişman olmadım. Kendimden bile. Ben gerçektim. Dünyanın en gerçek adamı! Bana ait bir gezegen bulana kadar insanlara ve kendime zarar vermeye devam edeceğim... Biliyorum, beni linç edecekler. Beni bütün dünya öldürecek. En derinde benim cesedim olacak ancak bedenimi toprak bile kusacak... Aranızdayım her gece. Dolaşıyorum sokaklarda, sol elimde Şam'dan taşıyıp geldiğim yakutlu hançerimle...
Kendimi defalarca buldum, defalarca kaybettim. Gerçek adımı hatırlamıyorum. Kimliğimi bir çocuğa sattım. Çirkinleşmek için çok uğraştım. İsteyene ruhumu kiraladım. Vücudumdaki dikiş sayısını artık bilmiyorum. Hayatımı diktiler. Oysa yırtmak için çok uğraşmıştım... Bir psikiyatra tecavüz ettim, isminin ve unvanının üzerinde yazdığı, masasındaki mermer parçasıyla. Hapse girdim. Çıktım. Hayat bitmedi. Piyano çaldım. Sattım
yedim, çok içtim. Hâlâ içiyorum, içki ayırmadım. Alkolü kendime yakıştırdım. Her türlü uyuşturucudan tattım. Bağımlılıktan nefret ettim. Gitmemi, terk etmemi engeller diye. Ne bir maddeye, ne de bir insana bağlandım. Sırf bunu kendime kanıtlamak için eroin kullandım, âşık oldum, ikisini de arkama bakmadan bırakıp gittim. Geçmişe tükürüp geleceği çiğnedim.
"önemli olan, tanrı'nın bir enstrüman yaratmış olmasıdır. insan denen bir enstrüman. ancak yarattığı müzik enstrümanını çalamayan bir usta gibi, tanrı da insandan doğru sesi çıkaramamıştır. bu yüzden, tanrı hariç bütün güçler insanı çalmış ve özellikle de şeytan en güzel melodilerini onunla bestelemiştir.."
''nasıl bu hale geldim? nasıl bu kadar insanlıktan çıkabildim? seyrettiğim filmlerdeki kahramanların gerçek olabileceklerine nasıl inandım? romanların, tuvalette okumak için yazılmış olabileceklerini nasıl düşünemedim?''
"evden çıkarken, anneme biraz dolaşacağımı ve iş bakacağımı söyledim. param vardı. kaynağını bilmedikleri bir miktar param olduğunu görüyorlardı evde. sormuyorlardı ama. hiçbir şey sormuyorlardı. soyluluk sadece şatolarda yaşamak değildi. işte buydu ! sormamak . . sadece anlatılmak isteneni dinleyecek kadar meraka sahip olmak. ."
ağlamak için gidiyordum. etimin parçalanışını görmek için gidiyordum. ruhsal hayatımla alay etmek için, bildiğim her şeyle mücadele etmek için dönüyordum. ne kadar dayanabileceğimi, ne kadar duyarsız olduğumu anlamak için gidiyordum, sokaklarında tesadüfen babamı görebileceğim şehre...
hepsinden de uzakta olmak istiyordum. dışarısı hayatın kaynadığı yerdi. ama ben istemiyordum o hayattan. hayır! sokakta yeterince zaman harcamıştım. biliyordum neler olduğunu orada. kimse gelip anlatmasın bana, sokaklarda olup bitenleri...
dönüp bakıyordum geçmişime... sadece iki renk hatırlıyordum. kırmızı ve siyah.
resmin sınırı fotoğraftı. müziğin sınırı da makinelerden çıkan sesler oldu. her uyuşturucu kendi tarzını yarattı. insanlar beyinlerini uyuşturma yöntemlerine göre sınıflara ayrıldılar. hepsi kendini kandırdı. benim kandıracak kimsem yoktu. çünkü kanmış olarak doğmuştum!
kim kimi kurtarabilmişti şimdiye kadar? beni kim kurtaracaktı? ''kurtuluş'' dedim ''ankara'da bir mahalle.'' fazlası değil. belki bir de bob marley'in en iyi şarkısı. daha fazla düşünmeye gerek yok. adı her yerde, kendisi yok. kurtulmaya gelmiyoruz bu dünyaya. daha da saplanmak için buradayız. dibine kadar. onun için çürüyor bedenlerimiz ölünce. mısırlılar uğraşmış efendileri kurtulsun diye. ama nafile. çaresi yok. kurtuluşu beklemek yararsız. gelmez çünkü. kontenjan dolmuş. biz daha çok kötülüğün sınırını zorluyoruz.
mucizeler bitti. doğmak yeterince mucizevi. başka bir tane daha beklemek aptalca. ölmek de ikincisi. bunların arasında da bir şey yok. kimse beklemesin...
anladım bir yangın merdiveni olmadığını.
bütün hayatımız boyunca beklediğimiz ve nereden geleceğini bilmediğimiz huzuru arıyoruz. ve tükenmez huzur arayışımız hayatta kalmamızı sağlıyor. aslında yalan söylüyorum. ben hiçbir şey aramıyorum ve beklemiyorum. sadece duruyorum. kaçanı da durduruyorum. ''durun!'' diyorum, ''gitmenize gerek yok. onlar size gelirler.''
gerçekten de hikayenin sonuna geliyoruz. ve çok yükseklerden düşeceğiz. unutuyoruz. hissetmiyoruz. istemiyoruz. yaptıklarımız, daha çok eski alışkanlıklar. konuşmalarımız, elli kelimelik bir bulmaca. çok fazla tanıdık hayatı. şimdi kusma zamanı! ama her tükürdüğümüz pislik, yanında bizden bir parça da götürüyor...