>>
Site Map
>>
Forums
>>
Karalamalar
Forum module - topics in forum:
Karalamalar - Kafa öne eðilir ve yazýlar çýkar..
the cry of silence
an
susmak için bu kadar uğraşırken,ağlamaktan bu kadar bıkmışken ve karıştırdıkça kavramları düşüyorum belirsizliklerin içine. varlık ve yokluğu gerçeklikle hayali değiştiriyorum. istediğim anlarda istediğimi seçiyoum; ve kaybediyorum gerçekliği, varlığı. yok olmamak için varlığa tutunmaya çalışıyorum .varlığın hayallerine tutunup gerçeğn üstüne çekiyorum; kapansın diye yokluğum. ve varlık ve yokluk arasında BEN kısılı kalıyorum. etrafımda dönüyor kavramlar, sarıyorlar beni. hızla dönüyor ve sarıyor. o aradan çıkmak için uzatıyorum elimi; tutmaya çalışıyorum birini. elime bir şey-biri-geliyor. ama ben bilmiyorum hangisi. bilmekte istemiyorum aslında; çünkü korkuyorum gördüğümü beğenmeyeceğimden. ama her seferinde görüyorum gerçeği. oysaki ne kadar kolay hayallere tutunmak ama bir an geliyor ki o etrafımdaki dönüşleri tamamlanıyor ve sonunda kayıyor elimden düşler; bitiyor kandırma güçleri ve elimde gerçeklerle boşlukta ben yalnız kalıyorum. kabulleniyorum gerçekleri tamam benimsin, BENSİN diyorum ve kaçıyorum gene hayallerime. ve mutluyum hayallerimde.görmezden geliyorum gerçekleri ve mutlu oluyorum. ama hayallere dayanan mutluluk ne kadar gerçek olabilir ki? mutluluğum yalan diyorum kendime. yoksa bu kadar kolay kaybolmaz gerçekler. sonra sonuca varıyorum mutluluğun sadece hayal olduğu sonucuna, sadece kendini kandırmak olduğuna.
kızıyorum kendime. sadece gerçekler kalacak diyorum. hüzünse gerçek sadece; ben sadece hüzün yaşamalıyım diyorum. insanlara söylemediğim yalanları; kendime söylediğim için kızıyorum. daha mı değersizsin ki kimseye söylemezken yalan kendine söylüyorsun. hayır diyorum neyse gerçek o kalcak içimde. bir süre sonraysa farkediyorum gerçek diye bir şey olmadığını; benim gerçekliğimi benim hayallerimde doldurduğumu. her acıyı kabullendiğim gibi her tadı da almaya uğraşıyorum hayatttan. az da olsa alıyorum. hani hayatı mors alfabesine benzetiyorlar ya; iki uzun çizgi bir küçük nokta. iki uzun acı bir küçük tad diyorum hayat. ve ben yaşıyorum.
ve ben yaşadığım acılarıda sevmeye uğraşıyorum. tüm kırıklarımı, tüm yarım sevdaları, tüm darbeleri sevmeyi öğretiyorum kendime; beni gerçek yapan bunlar diye. tüm tadları almaya çalışıyorum, yüzümü buruşturan ekşi tadları bile.
ve barışıyorum kendimle.folloş olmuş ilişkiler gibi. gene küsmek üzere. ama hayatta yaşadığım gibi 'olmuyorsa olmuyordur, bırak artık' diyemiyorum kendime. olmuyorsa bedenimi yok etmem gerektiği gerçeği korkutuyor beni. ruhumun tüm çelişkilerini, bedenimle tüm uyuşmazlıklarını yaşamadan bitmek istemiyorum.
ve depolanmış, kıyıda köşede kalmış umutlarımı, enerjilerimi devreye sokuyorum ama genellikle sabretmeyi. o ardarda gelen büyük acıları depolanmış, ama var olduklarını bilmediğim umutlarımla, sabrımla yaşıyorum. yaşamam geçiştirme olarak gelsede bu zamanlarda yaşıyorum. yaşam dengen bozuluyor olsada farklı şekilde yaşamayı öğreniyorum.
bir zaman göz yaşlarını ararken, akıtmak için acıları; bir yandan atmaya çalışıyorum içimden.
gücüme başvuruyorum. ne kadar zayıfsam,bir o kadar güçlü olduğumu görüyorum. yalnız olduğumu ve yalnız olacağımı görüyorum ve herkesin yalnız olduğunu. ve insanların yalnız olmaktan korktukları için aşklara bu kadar tutunmaya çalıştıklarını görüyorum. gülümsüyorum kendime. asla bitmeyeceğini biliyorum yalnızlığın ve sahip olduğum herkesin sadece bir kısmını dindirebilceğini ve olması gerekenin ve olacak olanın bu olduğunu bilmek beni kendimi harap etmekten, hüzüne basmaktan koruyor. ve daha gerçek oluyor mutluluklarım, daha bilinçli oluyor hayatı yaşayışım ve acılarım daha benim oluyor. biliyorum insanın sadece kendine acı verdiğini. başkalarını da acıtanın ben olmadığımı; sadece o acıları yaşayabilcekleri, kendilerine yaşatabilcekleri acıların varlığını keşfetmelerine neden olabilirim.
artık kabulum; hayat mors alfabesi çizgiler noktalardan çok ama o küçük noktalar o uzun çizgileri yaşatan gücü veren mutluluklar. YAŞAMAK; noktanın geleceği umudu olarak...
Bende paylaşayım istedim bir şeyleri.hani sizde benle yorumlarınızı paylaşın hatta; bende biliyim var olupta göremediğim yanlışlarımı
| Quote: : |
| gücüme başvuruyorum. ne kadar zayıfsam,bir o kadar güçlü olduğumu görüyorum. yalnız olduğumu ve yalnız olacağımı görüyorum ve herkesin yalnız olduğunu. ve insanların yalnız olmaktan korktukları için aşklara bu kadar tutunmaya çalıştıklarını görüyorum. |
Benim son birkaç yıl önce keşfettiğim ve doğruluğuna inandığım düşüncenin sende de var olması anlamsızca mutlu etti beni... "Farkında olmak" başlangıcı... İyileşmez yaralar var sonrasında... Ve yakıcı-yıkıcı acıdan kurtulmak için "düşünmemek" için çabalamalar... Çabaladıkça o bataklığın en derinlerine doğru çekilmek... Peki sonra? Bizim için de bir ışık var mı?
Yorum yapmayı unutmuşum
Konu güzel... Birkaç imla hatası dışında bence çok iyi... Başka yazılarını da bu başlığının altında görmek isterim 
4duyu
Yüce duyular arasında en yücesi HİSSETMEK.
ilk duyu; bedenlerin içine kapatılmış ruhları görmek.
ikinci duyu; armoniyle ritimle kalbine dokunmak.
üçüncü duyu; kötü, çirkin, aşağılık cümleler de zihni parçalamak.
ve dördüncü duyu; geçmişin anılarını taşıyan kurabiye , ten kokusu.
Ve hepsinin özü HİSSETMEK.
Acıyı, acımayı, delirmeyi, sevmeyi, hiçliği, hüzünü, ruhunu, ruhları...
derinin altında görünmez noktalardan oluşan senin her noktanın kaplanması;
yani HİSSETMEK!
eskimiş ruhun
Bazen içi boşalır insanın, bir şırıngayla tüm organların ve 4grlık ruhun çıkarılmıştır içinden. Sadece bir miktar düşünce kalır içinde, şaşkınlık içinde bakınırsın etrafa boşluk dipsizdir,karanlıktır ve bekledikçe melankolik... Tüm duyguların çekilmiştir, yalnızsındır içinde... Yalnızlığın boşluktur bedeninde, kimse yoktur. Çağırdığın kimse gelmez, gelenler giremez; girselerde korkar kaçarsın, yabancıdırlar boşluğuna. Kirletilmesinden korkarsın, kirletilmekten korkarsın.
Verdiklerinin hiçbiri geri gelmez, hep eksilirsin; sen eksildikçe boşluğun büyür ve sen eksildikçe kaybolursun yalnızlığının içinde.
Tüm yalanlar bırakmıştır seni, gerçekler gözünün önündedir; kaparsın, görmek istemezsin. İğrençtir insanlar; çevreni kirletmeleri bile canını yakarken içini kirletmelerini hazmedemezsin!
Bitmez gibi gelir acıların, aradan sızan ışıkları görmezsin bazen Boşluğun büyüdükçe hiç bir ışığın aydınlatamayacağını düşünürsün. Belki de tüm boşluk aydınlatılamaz da; aydınlatılmamalıdır da... Ama yavas yavaş yaktıkça mumları, boşluğun istediğin yerlerinde; istediğin yerler aydınlanır. Rüzgar mı esiyor da söndürüyor sarıldığın ateşleri; bir daha yakmak niye aklına gelmiyor.
Savaşmaktan kaçtıkça yalnızlığın büyüyor, savaştıkça hissediyorsun. Yani savaşacağın bir şeyin olmaması demek asıl hissetmemek.
Ve hissetmemek boşlukken;
Ve boşluktan kurtulmakken istek,
savaşmayı bırakmak mı gerek??
Bazı şeyler geçmişten gelir
duygusal devinimlerimizi hiç anlatmayız,anlatamayız. Düşünürüz sadece. Saatlerce, günlerce, yıllarca... Ömür boyu düşünürüz sadece duygularımızı-yada delirene kadar...-Piskanalizlerle geçer zaman. Zaman bedenden çok içimizde akar, büyütür, yaşatır. Yaşayan beden değil zihindir. Büyüyen de, olgunlaşan da zihindir.
En sevdiklerimizle konuşmayız, en bağlı olduklarımızla. Ne onlar anlatır, ne biz. Kabul ederiz sadece bilmediklerimizi, bilmeden, büyük olasılıkla anlamadan. Ama anlaşılmak bekleriz. Anlaşılmayıncada kızar.
Kapalıyız hepimiz. Kutu kutu içinde, kutu benim içimde. Dünyaya kapanmışız, coğafi sınırlara kapanmış. Şehirlere, binalara, evlere, odalara, bedene, zihine.
Kapalı binlerce kutu. Kutu içinde kutu. Aynı kutular içinde kapalı, başka kutular. Yan yana ama birlikte olmayan kutular,(yanındakinin içindekilerini bilmeyen kutular)
yalnız , kapalı kutular...
Yorgun düştüm yaşamaktan bazen-ki artık çok sık oluyor-kendimi bırakmak istiyorum zaman nehrine. Küçük sorunlarla bile savaşamıyorum artık. her şey çok zor, mutluluk ise bir serap gibi yaklaştıkça hayal olduğunu görüyorum. Ve farkediyorum bileklerimdeki zinciri, çabamın boşa olduğunu, benim için her güzel şeyin uzakta olduğunu...
Hüzün sarar bedeni
Ne yapsan kurtulamazsın.
Bir dost ararsın,
kimi arasan bulamazsın.
Sonra ağlarsın.
Yalnızlığına mı yoksa gelen hüzüne mi?
Artık umursamazsın!
Yalnızlıktandır üşümüşlüğüm
Çocukça gülüşüm hasretimdendir mutluluğa
Ağlamanın çözüm olmadığı bazı zamanlar olur
ki aslında zaten çözüm olmaz asla
Aksine seni amcından uzaklaştırır ağlamak
Gözyaşları ve hıçkırıklarla bedeninden akar acın
yavaşça,
artık sen yorgunluktan uyuyuncaya kadar.
Sonra hüzünlüsündür,
ama artık ağlayacak acın yoktur.
Aynı şekilde savaşacak öfkede yoktur kanında.
Acınla birlikte savaşma şansını da uzaklaştırmışsındır.
Ağladıkça rahatlarsın acın gider
Ağladıkça ağlarsın; çünkü acı geri döner.
Ağlarsın ve hiç bir mutlu son senin olmaz.
Ağladıkça çağırırsın acıyı, daha fazlasını.
O kadar göz yaşından sonra da anlarsın:
Ağlamanın çözüm olmadığı bazı zamanlar olur
ki aslında zaten çözüm olmaz asla...
herkes tarafından en çok beğenilen DRACONIAN çalışması..
güzel...
Küçük kız çocuğu
Korkmuş
Acaba neden?
Korkusundan kocaman açılmıştır gözleri başta
Ne yapacağını bilmez halde bakınmıştır
Görmemiştir hiç bir şeyi
Boşlukta oturmuştur yere
Kırmış dizlerini karnına şimdi
Sıkıcana sarılmış bacaklarına
Başı önünde
Hiç ses yok
Boşluk emiyor galiba sesleri
Görüntüdeki tek hareket
Küçük omuzlarının sarsılışı
Saçları öne doğru kayıyor
çok çok yavaşça
Yüzü gözükmüyor bir türlü
Omuzları gittikçe açılıyor
Saçlar artık iyice önünde
Omuzları çıplak
Sarsılıyor bedeni ara ara
Ağlıyor isimsiz kız çocuğu
Dalgalanıyor boşluk
Dalgaların odak noktası gözyaşları galiba
Her damla düştüğünde
karanlık etrafında dalgalanıyor
Değişiyor
Ses yok.
Sessizlik ağlıyor.
Masumiyet karanlığa karışıyor.
Blood_Of_ The_Damned: teşekkürler
kugu_golu_pogosu: benimde fazlasıyla sevdiğim bir çalışma katılıyorum.
Karanlık.
siyah
Dipsiz
Başsız
Sonsuz.
Tek ışık bedende.
Nerden geldiği belli değil.
Koyu karanlıktaki tek şey
kendi dediği(ben sandığı) bedeni.
Görülen tek şey
Beden değil.
Beden dışarda.
Bedenin içi karanlık.
Görülen ruh,
Zihnin ruha verdiği kalıp,görüntü
Ruhun göze gelişi.
Ruh kayıp.
Karanlık derin.
Ruh derin(de).
Karanlık(ta) kayıp.
Ne kadar karanlığız?
Ne kadar çok acıyoruz!
Acılara büyümek diyerek katlanıyoruz. Tek sanıyoruz kendimizi. FARKLI.
Kırılganız hepimiz. Hepimizin küçük çocukları var içinde. Hep öyle diyoruz. Her acıdan o çocuğu saklıyoruz, yaşatmıyoruz ona ki saflığı bozulmasın. Gerçi hep o çocuk başkasıymış, biz o büyümüş bireylermişiz gibi davranıyoruz.
Çocuk sessiz, bizse konuşup duruyoruz. Etraf yalanlarla çevrili. Çocuk sağır sanki sadece biz duyuyoruz. Sanki başkasıymış gibi, başka küçük bir beden gibi. Değil oysa ki. Asıl o çocuklarız sanki, büyümüş birey maskelerinin arkasına saklanmış. Gerçek aşklar da iki bireyimsinin çocuklarının buluştuğu anlarda çıkıyor işte. Ama biz çocukları hep saklıyoruz. Karşılıksız aşklar da tek çocuğun açıkta kalmasından doğuyor. Diğer çocuk dışarı çıkmaya değer görmediğinden. Ya bizim çocuk dışarda kalıyor, ya da bizim çocuk çağıranı duymuyor.
Hastalıklı yaşayışlar bunlar sanki. Aynı bedene sıkışmış insansılar. En azından iki kişi bir bedende bazense daha fazlası. Ve mutlak kayıp kişiler içimizde. Şizofreniye odaklı bireylerden oluşan toplum. Nasıl inkar edilebilinir ki? Nasıl daha iyi bir dünya dilenebilinir ki?
Kutsuyorum karanlığımı. Seviyorum içinde kaybolmayı. Karanlığın ısısını,korumasını. Işık ihtiyacı niye, görme ihtiyacı, hissediyorum varlığı ve zihnimde görüyorum görülmeye değer olanları. parlamak zorunda değilim. niye parlamak istiyim hem. Parlak şeylere bakamaz insan. Uzaktır, ulaşılmazdır. Bende herkes gibi ulaşılabilirim ve parlaklığımdan çevremde oluşacak böceklere ihtiyacım yok. Çünkü onlar ilk sönüşte uzaklaşır ve kaba vurup dururlar. Farkında değillerdir. Işığa ulaşmaya çalışırlar sadece. Işığı yok edebilceklerini bilmeden.
gene ağlamıyorum attım geri gelmesini istemediklerimin, yaşamamış olmayı dilediklerimin, kabuslarımın, korkularımın, gerçeklerin yanına.yok o da artık. içimde nefreti hatırlatacak hiç bir şey bırakmamaya çalışıyorum. senden geriye bıraktığın enkaz değil, dağıttığın, bozduğun kirlettiğin beden değil ,sadece boşluk kalsın istiyorum. simsiyah, ölümcül boşluk. gör ve kaybol içinde diye. gel benim olduğum yere diye. bana vurduğun her darbeyi hissedebil sonra sende diye.
kayboldum gene. bir köpekle eşdeğer.
olmam gerektiği için olacağım yerde ,mutluluğunu paylaşmak için duracağım yerde istenmediğimi duymak.
her zaman kaybolmak bir şekilde. baya başarılıyım bu konuda.
filmlerdeki gibi kuruyorum kötücül düşlerimi. ve her darbeyle biraz daha gerçek hayallerim. gerçekleşmesinden korktuğum hayallerim.
bense gene kırgın. yüreğim birleştirilemeyen parçalarla bedenimde; kayıp.
ben kayıp; yüreğim kayıp; gözyaşlarım kayıp.
kocaman bilinçsiz, yok oluşa sürüklenen kayıplar toplamıyım.
ne yaptım ben sana da bana bu kadar öfke. ne yaptım sana da bana bütün darbeler. ne yaptım sana da düşmansın böyle bana. ne diye oluyor bunlar ki inanamıyoruz sevdiğimizi söylediğimizde birbirimize ve inanamayacağımızı düşünüyoruz öyle hissetsek bile. hayallerimizi seviyoruz birbirimizin sadece; varlıklarını değil.ondan olsa bunca öfke içimizde. bunca kusulmasına karşılık ,bundan olsa ,hala içimizde.